YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Güçlü hükümet, güçlü Cumhurbaşkanı

Cumhurbaşkanı S. Demirel'in ardından bu makama yükseltilecek adaylar konusunda, neredeyse bütün Türkiye kamuoyu hummalı bir mesâînin içine giriverdi. Buna tabiî ki şaşırmamak gerekiyor.

Parlamentonun parçalanmış siyasî yapısı ve son hadisede hükümet iradesinin gösterdiği manzara, ister istemez cumhurbaşkanlığı mevzûunu kamuoyunun birinci öncelikli meselesi haline getirdi. Hele hele cumhurbaşkanının kimliği ve kişiliği hususunda siyasî partilerin müessiriyet üretme gayretleri, daha da önemlisi birbirine düşman kesilen partilerin karşılıklı muhtaçlıkları, hadiseyi toplum önünde gerilimli bir maç havasına sokuyor. Hükümet kendi arasında anlaşabilir mi; parlamento içinden mi dışından mı; ya da iktidar ve muhalefet gruplarından hangisi hangisi ile eşleşme içine girecek gibi tahminler, daha şimdiden herkesin zihnini meşgûl ediyor.

(9-2=7) devlet başkanları

Bu hususların biraz olsun vuzûha kavuşması için, ister istemez önümüzdeki Salı günü yapılacak liderler buluşmasını beklemek gerekiyor. Bu buluşmadan nasıl bir anlaşma çıkacak, ya da yeni bir ihtilâf? İşte bir ihtilâf halinde, hadiseye doğrudan muhalefet partileri de taraf olmaya başlayacaklar demektir.

Bu aşamada hele her partinin kendi adayını çıkarma noktasına vardığını düşünün siz. İşte o safhada, eskiden birbirine düşman kesilen parti veya kalemler arasındaki yeni eşleşmelere, yeni kamplaşmalara şahit olun siz. Cumhurbaşkanlığı konusundaki bu yeni kamplaşmalar, anayasa oylamasından daha farklı görüntülere yol açabilir diye düşünüyoruz. Meselâ dün birbirine ağza alınmayacak sözler söyleyenlerin, nasıl da kızarıp bozaran yüzlerle birbirinin kapısını çaldıkları ve yeni işbirliği arayışlarına girdikleri gibi. Tabiî bütün bu söylediklerimiz koalisyon liderlerinin kendi arasında anlaşamamalarına bağlı.

Gerek hükümet ortaklarının, gerek muhalefet organlarının hadiseye böyle yaklaşmalarını doğrusu bizim içimiz almaz. Bu tür yaklaşımlar dolayısıyla Türkiye'de, ister istemez vasıfsız tiplere gün doğuyor. Anlaşma daima zayıf, iddiasız, idealsiz ve vizyonsuz adreslere varıp dayandırıyor bizi. Fahri Korutürk örneğinde olduğu gibi parlamento buna mecbur da kalabiliyor.

Fakat Türkiye'de sistem Başkanlık rejimi olmasa bile, şimdiye kadar gelmiş geçmiş cumhurbaşkanlarının, oturduğu makamı dolduran, toplumda iyi-kötü bir ağırlık duygusu uyandıran kişiler olduğu hepimizin malûmudur. Atatürk, İnönü ve Bayar bir tarafa!.. Meselâ bir Cevdet Sunay cin gibi bir tiptir ve Türkiye'yi 27 Mayıs'ın gölgesinden sıyıran bir özelliği vardır. 12 Mart'taki tutumu daha farkı olsa bile. Hele Kenan Evren, Özal ve Demirel!.. Gerçekten her ölçüde makamlarını dolduran kişilerdi.

Bu açıdan düşünülecek olursa, Türkiye cumhurbaşkanları arasında Cemal Gürsel ve Fahri Korutürk'ten daha silik ve edilgenine rastlanamaz. Bu iki cumhurbaşkanından birinin zamanı 27 Mayıs yılları, diğerininki ise siyasi anarşi zamanlarıdır. Doğrusunu söylemek gerekirse; hem bu kişilere, hem Türkiye'ye pahalıya patlamıştır bu zayıf cumhurbaşkanı denemeleri.

Zayıf cumhurbaşkanlarına paydos

DPT, yüksek bürokrasi, özel sektör, uluslararası ekonomik kuruluşlar, dış tecrübe, başbakanlık ve yüksek bir idealizmle özetlenebilecek Özal tecrübesini bir yana bırakarak düşünelim isterseniz. Daha Özal'ın son yıllarında, klasik uluslararası ikili dengenin yerle bir olması, Türkiye'nin konumunda tahminlerin ötesinde oynamalara yol açtı. Körfez Savaşı karşısında rahmetlinin şimdi daha iyi anlaşılan hatalı tutumu bir yana, o yıllardan itibaren Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası ilişkilerinde acayip bir hareketlenme başladı. Bunun sebebi, kuşkusuz uluslararası arenadaki derin sarsıntılardır.

Türkiye yeni döneme tekâbül zaruretiyle bir yandan Kafkaslar ve Orta Asya, bir yandan Balkanlar ve eski Varşova Paktı bölgesi, öbür yandan İsrail ve yakında artış kaydedeceğini beklediğimiz Ortadoğu ile, eskisinden çok farklı, canlı ve dinamik bir ilişki düzlemine girmek durumunda kaldı. Burada bir yönüyle Türkiye'nin zaruretleri sözkonusu ise, öbür yanıyla da yüksek dinamizmi bizi buna mecbur bırakmaktadır.

Dolayısıyla Türkiye'nin bölgesel ve evrensel açılımını ne Özal'a, ne Demirel'e indirgemek gerekir. Yani bu iki liderin haklarını teslim edelim, fakat şarklı ve âşiretçi bir kafa ile de Türkiye'nin yeni konumunu asla kişilere kilitlemeyelim.

Bir de içine girdiğimiz yeni AB süreci var ki, Türkiye'nin yönetim ve temsil yükü alabildiğine artışlar kaydediyor.

Türkiye'nin ağır yükü

Henüz daha anayasa değişikliği gündeme gelmeden, Ecevit'in Demirel'i niçin istediğine ilişkin bir yorumda bulunmuştuk hatırlarsanız. Bu tespit basında ilk defa bizim tarafımızdan dile getirilmişti ki, sonra sonra "mîrî malı"na dönüştü. "Ecevit (Başbakan) Türkiye'nin yönetimine yetmiyor. Yaşlılık ve sağlık sebepleri dolayısıyla. Dış politikanın bütün yükü cumhurbaşkanında!.. AB'la ilişkiler ve Yunanistan İ. Cem'de, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya S. Demirel'de!.. Kuzey Irak ise Genelkurmay'da. Dolayısıyla Ecevit bu rahatlığı geri tepmiyor."

Bu tespit doğru olmakla beraber, gene de biraz gerçekçi olmamız icap ediyor. Türkiye'nin iç ve dış yönetim yükü 1990 öncesine göre çok çok ağırlaştı. İnanır mısınız, bugünkü haliyle hiçbir başbakan Türkiye'ye yetmez. Meğer ki merkezî idarenin, yani iç politikanın yarıdan fazlasını taşra idarelerine devredesin. Öyle tahmin ediyorum ki, bu bile Türkiye'nin yüksek dinamizm ve açılım kabiliyeti karşısında sadra şifa olmaz.

Bu bakımdan silik, vasıfsız, Türkiye birikimine hâiz olmayan adaylar etrafındaki mutabakatlar kadar Türkiye'ye zarar veren bir durum düşünülemez. Önce yüksek tecrübe ve birikim!.. Sonra demokratlık ve muhtevâ arayışları!.. İsimlendirme ise size âit.


8 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...