|
|
 |
Seni öldürürüz!
Başgil'i ikna edemeyen General Sıtkı Ulay, tabancasını çıkarıp masanın üzerine koydu. Bunun anlamı açıktı: "Ya adaylıktan çekildiğini açıklarsın, ya da seni öldürürüz."
Başgil karışık bir halet-i ruhiye içinde Ankara'da temaslarını sürdürüyordu. Basında, aleyhinde çarpık haberler çıkıyor, Milli Birlik Komitesi, Ankara'yı terketmesi için sürekli baskı yapıyordu.
TSK içinde de birtakım gelişmeler oluyordu.
Silahlı Kuvvetler Birliği ve başını Talat Aydemir'le Muhsin Batur'un çektiği genç subaylar grubu, Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay etrafında kenetlenme ihtiyacı hissetmişlerdi.
'KOMUTANIM ÇAĞIRIYOR'
Çankaya zirvesinin yapıldığı gün.
24 Ekim 1961.
Ali Fuad Başgil'i bir subay ziyaret etti:
"- Başbakanlıktan geliyorum" dedi, "Komutanlarım sizinle bir kahve içmeyi arzularlar."
Başgil saat 20.00'de, subayla beraber Başbakanlığa gitti.
Yanında Tahsin Demiray, Fethi Tevetoğlu ve Şadi Pehlivanoğlu da vardı.
Oturuldu.
Az sonra Milli Birlik Komitesi üyelerinden general Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay geldiler.
Hoşbeş edildi.
Kahvelerini içtikten sonra da, Ali Fuat Başgil'i alarak yan odaya geçtiler.
Sıtkı Ulay hemen konuya girdi.
"- Haber aldık ki siz cumhurreisliğine adaylığınızı koymuşsunuz. Bu haber doğru mudur?"
"- Doğrudur" dedi Başgil.
Sıtkı Ulay sinirliydi:
"- Adaylığınızı geri almanız lazım. Cemal Gürsel'in karşısında başka bir adaylığa asla tahammül edemeyiz."
Başgil muhatabını ikna etmeye çalıştı:
"- Yanlış yoldasınız, serbest seçimlerden sonra tutulacak yol bu değildir. Kaldı ki, ben bu makama kendimi layık görmüş ve talip olmuş değilim. Milletimin çağrısı üzerine geldim."
Fahri Özdilek araya girdi:
"- Bakın, demokrasi dedik, seçimlere girdik, seçimden çıkan netice bu mu olmalı idi?"
'SENİ ÖLDÜRÜRÜZ'
Sıkıntı doruktaydı.
"- Bizi anlamanız lazım" dedi Ulay, "Müşkül bir durumdayız. Son günlerde bizim hükümet olarak kuvvetimiz yoktur. Orduda yeni bir cunta kuruldu. Bize bu cunta talimat veriyor. Biz MBK olarak bugün devlet radyosuna bile hakim değiliz. Radyo da cuntanın emrinde. Adaylığınızı geri almanız hususunda bize talimat veren de bu cuntadır."
Başgil'i ikna edemeyince, tabancasını çıkardı Ulay.
Masaya koydu.
Bunun anlamı açıktı.
"Ya adaylıktan çekildiğini açıklarsın, ya da seni öldürürüz."
Tehdit sonuç vermişti.
Başgil ertesi gün hem cumhurbaşkanı adaylığından, hem senatörlükten çekildiğini açıklıyordu.
CEMAL GÜRSEL YENİ CUMHURBAŞKANI
Geçiş döneminin tüm sıkıntıları bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yaşanıyordu. Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığına kesin gözüyle bakılıyordu; Prof. Başgil'in istifası Milli Birlik Komitesi'ni rahatlatmıştı ama yine de bir "son dakika sürprizi" olabilirdi.
Seçimleri Cemal Gürsel "tek aday" olarak girdi.
AP'liler henüz olup bitenlerin farkında değildi. İlk turda Gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmemesinin neye mal olacağını da kestiremiyorlardı.
Oylamayı izlemek için kendilerine ayrılan yerde oturan generaller gergin bir bekleyiş içindeydiler.
Oylama yapılmış bitmiş, ancak henüz oy sayımına geçilmemişti.
Aksi bir sonuç çıkarsa ne olacaktı?
Generaller, ilk turda Gürsel'in seçilmesini istiyorlardı.
Sayıma geçildi.
Gergin bekleyiş sürüyordu.
Oylamaya katılan 607 üyenin 434'ü Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığından yana oy kullandığı açıklanınca, derin bir nefes alındı.
Dünya gazetesinin yazdığına göre, "Gürsel'in seçimi tek aday olarak birinci turda kazanması, askeri erkanın bulunduğu locadaki yüzlerin gülmesine" yol açmıştı.
Ya Gürsel seçilmeseydi?
Bunun cevabını MBK üyesi eski bir parlamenterden alalım:
"O zaman Silahlı Kuvvetler Birliği cuntası, Meclis'i süresiz olarak kapatacaktı."
Ali Fuat Başgil kimdir?
1961'de cumhurbaşkanı adayı olarak askeri yönetimden geçiş sürecinde ciddi bir dalgalanma yaratan Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, tanınmış bir anayasa hukuku hocası ve düşünce adamıdır. 1914'de I. Dünya Savaşı'na katılarak dört yıl Kafkas cephesinde çarpışmış, savaş bitince öğrenim için Fransa'ya gitmiştir. 1921'de Paris Buffone Lisesi'ni, 1925'de Grenoble Hukuk Fakültesi'ni, 1928'de Paris Hukuk Fakültesi'nde Boğazlar Sorunu üzerine doktora tezini bitirerek yurda dönmüştür. Sırasıyla, maarif vekaletinde, Ankara Hukuk Fakültesi'nde, İstanbul Hukuk Fakültesi'nde, Ankara Siyasal Bilgiler Okulu'nda (1942/43'te müdür) ve tekrar İstanbul Hukuk'ta çalışan Başgil, 1947'de Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti'ni kurmuştur. Bu dönemde DP yanlısı bir tutum izleyen Başgil'in bir taraftan da yapıtları yayınlanmakta ve büyük ilgi uyandırmaktadır: Seçim Sistemimizin Kıymeti ve Eksikler (1948), Demokrasi ve Hürriyet (1949), Gençlerle Başbaşa (149), Din Nedir? Din Hürriyeti ve Laiklik
Ne Demektir? (1954), Türkiye Siyasi Rejimi ve Anayasa Prensipleri (1957), Demokrasi Yolunda (1961) gibi... Çok tanınan bir yapıtı, La Révolution militaire de 1960 en Turquie-Ses Origines (Genève: Perret-Gentil, 1963) ise, önce İsviçre'de sonra da 27 Mayıs İhtilali ve Sebepleri (İstanbul, Çeltüt M, 1966) adıyla Türkçe de yayınlanmıştır. 1961'in iddialı cumhurbaşkanı adayı Prof. Başgil, tek partili dönemde milli şef İsmet İnönü ve partisine, 1960'da da 27 Mayısçılara karşı olduğu için kovuşturmaya uğramış ve tutuklanmıştır. Özellikle, Türkiye'deki laiklik anlayışı ve uygulamalarına yönelttiği eleştirilerle dikkatleri üzerinde toplayan Prof. Başgil, inançlarını herşeye karşı savunma yürekliliği göstermiş ve kendi çizgisinde direnebilmiş az sayıdaki üniversite öğretim üyesi içinde mütevazi bir örnektir. Bu anlamda, onun, herkesin tek tip düşünce ve davranışa zorlandığı dönemde, adeta yalnız başına (çevresinde birkaç kişi vardı) verdiği mücadele ve hazin sonuç, özel bir önem taşımaktadır.
YARIN: Gürler'in hazin sonu
|