| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Düşünce alıştırmalarıBurada, çok net görüşler ifade etme yanlısı değilim. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı için bir arayış içinde... El yordamı ile aday aranıyor. Ben de el yordamına katkıda bulunmak istiyorum. Bir bakıma bu alanda düşünce alıştırmaları... Meselâ, "kim olmamalı?" gibi bir soru anlamlı. Bu sorunun ilk cevabında, "halkın yüzde 80'e yakın kesimi tarafından istenmeyen birisi olmamalı", denebilir. Bunu "Demirel'in son üç yılda çizdiği profilde birisi olmamalı" diye de tercüme edebiliriz. Tabiî buradan, yüzde 80'in bir kişiyi neden istemediğinin tesbiti de önem kazanıyor. Kimilerimiz "aile fotoğrafı çok sağlıklı görüntü vermeyenler olmamalı" diyor ki, haklıdırlar. "Demokratik duyarlığı yeterli olmayanlar, toplumun çektiği acıyı görmeyenler olmamalı" diyenler de haklıdırlar. Haklarında yolsuzluk dosyaları bulunanların adaylığı konusunda da tepkiler geliyor. Elbet önemli. Bütün bunlar, belirli adresleri işaretliyor. Hatta insanlar, "hangisi daha çok olmamalı?" sorusu üzerinde de düşünüyorlar. Bir toplulukta, şöyle bir soru sordum: "Sizin tercihinize bırakılsa Yılmaz'ı mı tercih ederdiniz, Bahçeli'yi mi?" "Yılmaz"ı cevabını aldım, koro halinde... Aynı soruyu bir başka yerde şöyle sordum: "Bahçeli ve Yılmaz'dan öncelikle hangisini Cumhurbaşkanı olarak görmek istemezsiniz?" "Bahçeli'yi" cevabını aldım. Soru sorduğum insanların özelliği neydi? -Yaş ortalaması 30-35 olan, fanatik siyasi tercihi bulunmayan, İslâmi hassasiyet sahibi ve son sürecin Türkiye'yi bunalttığını düşünen insanlar... Aslında, MHP'nin genel toplumsal konumu itibariyle Bahçeli'ye daha yakın olmalıydılar, hatta bir kısmı MHP'ye oy vermişlerdi, ama şimdi onu Yılmaz'ın gerisine atıyorlardı. "Neden?" diye sordum: -Bahçeli'nin durduğu yer belli değildi, onlara göre. "Sorumlu devlet adamı" imajını gereğinden fazla önemsemiş, dolayısıyla süreçle fazla bütünleşmişti. Liderliği katıydı. Nüfuz ve iletişim imkânı yoktu. Yılmaz ondan daha ulaşılabilir insandı. Soğuktu. Erkan bebeğin burnunu sıkacağı tipte bir politikacı değildi. Türkiye'nin önünü açacak bir performansı olamazdı. -Peki Yılmaz'ın eksileri yok muydu? "Al birini vur ötekine" demek de mümkündü kimine göre, ama Bahçeli-Yılmaz kıyaslamasında Yılmaz'a daha yakın hisler çıkmıştı ortaya... Şüphesiz Türkiye, benim soru sorduğum topluluğun penceresi ile sınırlı değildir. Ama bir örnek işte. Bence özellikle MHP'ye bir şeyler söyleyecek bir örnek... Bu parti duruşunu sorgulamalı... Demirel'in gidişine en çok üzülenlere bakınız. Bunlar, belki de hiçbir seçimde Demirel'e oy vermemiş insanlardır. Buna karşılık belki her seçimde Demirel'e oy veren insanlardan büyük bir kısmı da, bugün "Demirel olmasın" eğilimini sergiledi. Onun için klasik anlamda "Sağ"ın ağırlıklı bulunduğu Meclis'ten Demirel çıkamadı. Ya da Demirel'e en çok DSP oy verdi. İlginçtir, MHP de ençok DSP ile özdeşleşiyor. İlginçtir, MHP ile Demirel'in yürüyüşü büyük benzeşme gösteriyor. Bu parti tam da bunu mu amaçlıyordu? Geçen gün DGM'ye duruşma için gittiğimde bir 12 Eylül öncesi MHP'lisi "MHP'nin kendileri açısından tanınmaz hale geldiği"ni söyledi.12 Eylül öncesinin MHP çizgisinde bir özeleştiri gerektiği açık, ama şu andaki duruşun özeleştiri mi, başkalaşım mı olduğu da belki sorgulanmalı. Bu yazı sırf MHP eksenli bir yazı değildir, Cumhurbaşkanlığı dolayısıyla geldik buraya... İnsanlar nüansları görüyor, not ediyor, unutmuyor, onu söylemek istiyorum. Cumhurbaşkanının müzakere ve uzlaşma ile seçileceği muhakkak. Belki bu alanda yapılacak en büyük yanlış, konuyu bir "hükümet meselesi" çerçevesine oturtmaktır. Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir hükümet meselesi değildir. Meclis'in meselesidir ve Meclis'te, hükümet dışında iki parti daha vardır. Cumhurbaşkanlığını hükümet meselesi haline getirmek, Demirel'dekine benzer bir çalkalanışı, hükümet bünyesine taşımak demektir. Demirel olayında, muhalefet girişimlerinin Meclis'te ne kadar belirleyici olduğu görülmüştür. Konu ayrıca, Cumhurbaşkanının bir hükümetle bütünleşmemesi, çok daha kapsayıcı bir konuuma oturması açısından da hükümet inisiyatifi dışında, müzakerelerle belirlenmelidir. DSP ve MHP'nin, herşeyi hükümet eksenli hale getirme tavırları, Meclis'teki gerilimi artırıyor, uzlaşma alanlarını yokediyor. Bu her bakımdan sakıncalıdır. Ayrıca sonuç verici de değildir. Özellikle bu işte, herkes bağcı dövmeyi değil, üzüm yemeyi öne almalıdır.
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|