| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Mesut Yılmaz aday bile olamaz!..Bırakın cumhurbaşkanı olmasını.. Mesut Yılmaz, cumhurbaşkanı adayı bile olamaz.. Eğer Türkiye'de siyaset, toplumdaki "güven bunalımı"nı aşmak niyetindeyse.. Eğer Türk politikacıları, mesleklerinin "yıpranan itibarı"nı onarmak konulu bir endişe taşıyorlarsa.. Eğer parlamenter demokrasinin üzerindeki "şaibe bulutları" dağıtılacaksa.. Bütün bu "eğer"le başlayan cümlelere olumlu cevaplar aranıyorsa, bırakın cumhurbaşkanı olmasını.. Mesut Yılmaz, cumhurbaşkanlığına aday bile olamaz.. Rüya mı gördük hepimiz? Türk Ticaret Bankası özelleştirmesinde yaşanılan olaylar, hiç yaşanmadı mı? Mesut Yılmaz'ın bakanı Eyüp Aşık, Çakıcı ile hiç konuşmadı mı? Korkmaz Yiğit, Mesut Yılmaz'ın teşviki ile, "Milliyet"i ve "Yeni Yüzyıl"ı satın almadı mı? Bir kamu özelleştirme ihalesinden önce, Mesut Yılmaz, "Başbakanlık konutu"nda oturup, ilgili taraflarla rakamlı konuşmalar yapmadı mı? Bütün buna benzer tablolar ortaya çıkınca, Mesut Yılmaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, başbakanlıktan düşürülmedi mi? Bütün bu şaibeli durumlar, Meclis araştırma komisyonlarında incelendi mi? Bu durumu, yargı akladı mı? Bırakın cumhurbaşkanı olmayı.. Eğer Türkiye'de, "hukuk", "ahlak", "erdem" gibi konular bir değer taşıyorsa, Mesut Yılmaz, sözkonusu iddialardan aklanmadan, cumhurbaşkanı adayı bile olamaz!.. Evet.. Doğrudur.. -Cumhuriyetin hafızası güçlü, demokrasinin hafızası zayıf olmalıdır!.. Mesut Yılmaz'ın siyasi davranışlarını listeleyip, onun tutarsızlıklarını sergilemek anlamsızdır.. Gerçekten, siyasette dün dündür... Daha dün, Demirel için yapılan anayasa değişikliği oylamasında, koalisyon ortaklarını nasıl yanılttığı unutulabilir Yılmaz'ın.. Hatta, "28 Şubat süreci"ndeki, demokratik siyasete yakışmayan tutumları bile unutulabilir. "Atanmış başbakan"lığı.. Medyaya devlet kesesinden bahşişler verip, karşılığında eleştiren yazarları susturması. Başında bulunduğu ANAP'ı her seçimde küçültüp, sondan ikinci en küçük parti haline getirmesi.. Yönetimde bulunduğu her dönemde, Avrupa ve Amerika ile kavga edip, dış politikayı bunalıma sokması.. Bütün bunlar unutulabilir.. Hatta, esrarengiz Budapeşte seyahatinden, neden burnu sargılı döndüğü sorusu bile, rafa kaldırılabilir.. Ama 28 Şubat'taki başbakanlığı sırasında yer alan Türk Ticaret Bankası özelleştirme ihalesi unutulamaz.. Bu olay, "demokrasi"den öteye, "Cumhuriyet"in de bir sorunudur.. Düşünün Mesut Yılmaz'ın cumhurbaşkanı olduğunu.. O da, bütün devlet ve halk da, her güne yeni bir endişe içinde başlayacak.. -Ya Korkmaz Yiğit, başka video kasetlerini kamuoyuna açıklarsa? -Ya Alaaddin Çakıcı konuşur ve tehlikeli ilişkiler açıklanırsa? -Ya Mehmet Eymür, Çakıcı-Yılmaz ilişkilerine dönük belgeleri basına verirse?.. Böyle bir tablonun gerçek olduğunu düşünebiliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu çeşit bir endişeler kompleksinin, Çankaya'ya taşınmasını kaldırabilir mi? Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli, TÜRKBANK özelleştirmesindeki şaibelerin kefilleri olabilirler mi? Bu bizim kişisel sorunumuz değil.. Mesut Yılmaz'ı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir özelleştirme ihalesindeki şaibe yüzünden, başbakanlıktan düşürmedi mi? ŞAKA
...Kervan yürür!..
Hürriyet'in Emin Dalaşan'ı "entel-liboş"lara takıldığı için, yine gerçekleri ıskaladı.. Süleyman Demirel, milletvekillerinin oyları ile, re'sen emekliye sevkedildi.. Şimdi ne yapsın Dalaşan? Bakalım, "entel-liboş" takıntısı ile neleri daha ıskalayıp, kimlerle dalaşacak? Bu arada Türkiye, entellektüel ve liberal bir dünyaya, Avrupa Birliği'ne doğru ilerleyecek.. KARTEL
Üç, 'lider' değil, üç 'patron' önemli!..
Koalisyon liderleri Salı günü toplanıp, müstakbel cumhurbaşkanının adını belirlemeye çalışacaklarmış.. Saçma.. Politika, politikacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.. Böyle önemli kararlar, Başbakanlık konutlarında falan alınamaz.. Hatta kimin cumhurbaşkanı olacağını belirleyecek mekan, Türkiye Büyük Millet Meclisi de değildir. Böyle önemli kararlar, öncelikle kartel sermayesinin piramitlerinde, "tower"larında, gökdelenlerinde alınır.. Artık öğrenmiş olmamız gerekirdi.. "Dördüncü kuvvet", fiilen "birinci kuvvet" oldu.. Teşvikleri, ucuz kredileri, ihaleleri, özelleştirmeleri, öncelikle onlar alıyor.. Herkese eşit işleyen kanun maddeleri, onlara gelince yok sayılıyor. Bu gerçekler ortadayken, cumhurbaşkanının kim olacağını belirlemek yetkisi, nasıl olur da politikacılara bırakılır? Ülkede ne "istikrar", ne de "güven duygusu" kalır böyle birşey olursa.. Ecevit, Bahçeli, Yılmaz hiç yorulmasınlar.
mbarlas@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|