| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Lütuf değil hakBir pazarlık bitti, aman yenisi başlamasın!... Ecevit, Anayasa değişikliğini "promosyon" maddeleri ile geçirmeğe çalıştı; fakat başarısız kaldı. Öyle bir durum ortaya çıktı ki, "ana ürün" iltifat görmezken, "promosyonlar" benimsendi. Birara, gazetenin biri, bedava deterjan veriyordu. Millet deterjanı alıp, gazeteyi bırakıyordu. Anayasa oylamasında da, 69 ve 86, kabul için geçerli olan 330'u aşarken, 5+5 formülü baraja takıldı. Meclis'in iradesi
Aslında, o paketin en önemli unsuru siyasi partilerin kapatılmasını güçleştiren 69'uncu maddesi idi. Demirel'in önü kesilince, Ecevit, siyasi partilerin kapatılmasını güçleştirecek maddeyi de geri çekti. Mamafih, bu arada Meclis iradesi de ortaya çıkmış oldu. Anayasa Mahkemesi'nin, değerlendirmelerinde ve kararında bu temayülü dikkate alacağını sanıyoruz. 69'uncu maddenin değişiklik gerekçesi şöyleydi: "Anılan hükümde, bir siyasi partinin 68'inci maddenin dördüncü fıkrasındaki 'Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf, zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez' hükmüne aykırı eylemlerin işlendiği bir odak haline gelip gelmediğinin tespiti Anayasa Mahkemesi'ne bırakılmakta; ancak bu fiillerin işlendiği konusunda mahkeme kararı bulunması gibi koşullar öngörülmediğinden, Anayasa Mahkemesi'ne soyut ve sınırları belirsiz bir takdir yetkisi tanınmış olmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin bir siyasi partinin yukarıda sözü edilen fiillerin işlendiği bir odak durumuna geldiğini belirleyebilmesi için, öncelikle bu fiillerin işlendiğine karar vermesi, başka bir ifadeyle, bu eylemleri işleyen failleri yargılaması gerekmektedir. Oysa, Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 148'inci maddesine göre sadece bu maddenin üçüncü fıkrasında sayılan kişileri görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılayabilmekte; bunun dışındaki kişilerin Anayasa Mahkemesi'nce yargılanmasına ise olanak bulunmamaktadır. Yine bu ilkeye uygun olarak, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usûlleri Hakkında Kanun'un 'Siyasi partilerin kapatılması davaları' başlıklı 33. Madde'sine göre, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalar dosya üzerinden incelenmekte ve karara bağlanmakta; diğer bir anlatımla bu davalarda, suç oluşturan eylemlerin işlenip işlenmediğini belirleyecek bir yargılama usûlü de bulunmamaktadır. Bu nedenle, yukarıda sayılan eylemlerin işlenip işlenmediğinin yetkili mahkemelerce yapılacak bir yargılama sonucunda belirlenip, kesin hükme bağlanmasından sonra, bu kesin hükümlerin odak oluşturmaya yeterli olup olmadığının Anayasa Mahkemesi'nce tespit edilmesini ve bu tespite dayanarak kapatma kararı verilmesini sağlayacak bir düzenlemeye gereksinim duyulmaktadır." Yasalaşmasa bile, çoğunluğun eğilimini yansıtan yukarıdaki satırların, Anayasa Mahkemesi'ne yol gösterici olmasını dileriz. Evrensel ilkeler
Esasında Anayasa Mahkemesi, uluslararası hukuk kuralları ile bağlı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin ve Sosyalist Parti'nin kapatma kararlarını hatalı bulmuş, ülkemizi tazminata mahkûm etmişti. Anayasa Mahkemesi, evrensel anlayışı yansıtan bu kararlar çerçevesinde, siyasi partilerin kapatılması davasını ele almalıdır. Meselelere Vural Savaş'ın gözlükleri ile bakılırsa yandı gülüm keten helva! Madde 11
Siyasi partilerin kapatılma davaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11'inci maddesi ile ilgili. 11'inci madde örgütlenme hürriyetini düzenliyor ve sınırları belirliyor: Madde 11: 1- Herkes barışçı amaçla toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve bunlara katılmak haklarına sahiptir. 2- Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenlik, kamu güvenliği, barış ve düzenin sağlanması ve suç işlemenin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla, ancak kanunla sınırlanabilir. Görüldüğü gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de, örgütlenme hürriyetine, bazı sınırlamalar koymuştur. Ama bu sınırlamanın kapsamı, özgürlükçü yorumlarla büyük ölçüde daraltılmaktadır. Mahkeme, önüne bir dava geldiği vakit, önce hukukilik ilkesine, (yasağın evvelce bir kanunla tespit edilip edilmediğine) bakıyor. Sonra tıpkı sözleşmenin 10'uncu maddesi ile düzenlenen düşünce hürriyetinde olduğu gibi, "meşru bir amacın" varlığını araştırıyor. Sosyalist Parti davası
Örneği Sosyalist Parti davasından verelim: Doğu Perinçek'in sarfettiği, halen ülkemizde suç sayılan, bazı cümleler: "Kürt halkı ayağa kalkıyor; kimliğini eylemiyle kabul ettiriyor. Newrozunu kutluyor. Ezilen Kürt anayasa yapıyor, kanun yapıyor. (Perinçek-11 Ekim 1991 tv programı). "Sosyalist Parti diyor ki: Arkadaş Kürt sorunu mermiyle çözülemez. Eşitlikle çözülür. Kürt ve Türk eşit hakka sahip olmalı. Kürt ve Türk milleti bir halk cumhuriyeti kuracaklar... Biji Kürdistan. (Perinçek-16 Ekim 1991 Şırnak toplantısı). "Kürt milleti kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Eğer isterse ayrı bir devlet kurabilir. Birlikte veya ayrı yaşamak milletlerin özgür iradelerine bağlıdır. Bu özgür iradenin ortaya konulması için Kürt illerinde referandum yapılmalıdır." (Çözüm 4-Sosyalist Parti yayını). Sosyalist Parti davasında, Türk devleti izlenen meşru amacın, ulusal güvenlik ve toprak bütünlüğü olduğunu söyledi. Sosyalist Parti'nin, devlete karşı nefret duygularını arttırdığını, toplumu karşıt iki gruba bölmeğe çalıştığını ileri sürdü. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu meşru amacın varlığını kabul etti. Mahkeme de Komisyon'un görüşüne katılarak, meşru amaçlardan en az birinin (ulusal güvenliğin) korunmasının Türk devleti tarafından gözetildiğini belirtti. Orantı var mı?
Ama bir de demokratik toplumda zorunluluk unsuru ele alınmalıydı. Bir başka ifadeyle, müdahaleyi haklı kılan, şiddet riski mevcut muydu? Acil bir sosyal ihtiyaç var mıydı? Alınan tedbir meşru amaçla orantılı mıydı? Başka bir tedbirle bu meşru amaca ulaşılamaz mıydı? "Ulaşılır" sonucuna varan Avrupa İnsan Hakları Divanı, Türkiye'yi mahkûm etti. Çünkü Perinçek'in cümlelelerinin şiddet riskini arttırmadığı, yakın bir tehlike doğurmadığı görüşü benimsendi. Lütuf değil hak
Demirel'in süresinin uzatılması için 69'uncu madde pazarlığı, bir hakkın pazarlığıdır. Bu yüzden yakışıksız kaçmıştır. Aynı şekilde sakın Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yeni bir pazarlık vesilesi yapılmasın. Mesele şahsileşiyor ve bu yüzden de demokratikleşmenin önü kesiliyor. 312'nci madde, düşünce hürriyetinin sınırlarını daraltıyor. Demokrasinin standardını düşürüyor. Siyasi partilerin kapatılması da öyle. Kıstasları gözden geçirelim: 1- Meşru amaç 2- Demokratik toplum gereklerine uygunluk (âcil bir sosyal ihtiyaca cevap verip vermediği; meşru amaçla orantılı olup olmadığı. Terörle bağlantısı vs...) Bir düşünce, bizi incitse, şoke etse dahi, ifade hürriyetinde yararlanmalı. Bunlar evrensel kurallar. Ya Avrupa liginde oynayacaksınız. Galatasaray gibi... Ya da küme düşeceksiniz.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|