![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ne farkeder?Cumhurbaşkanı dindar olsa n'olur... Ate olsa n'olur. Çevik, İ. Hakkı, Coşkun olsa n'olur... Yıldırım, Sabahattin, Mesut üçlüsünden biri olsa n'olur. Seçimler göstermelik, TBMM dekoratif, icra heyeti işlevsiz! Bunun böyle olduğunu biliyorduk da, şu 28 Şubat deneyiminde "oligarşi"ye zemin hazırlayan güç merkezlerinin (bu arada aydınlar oligarşisinin) bu kadar cüretkâr, bu kadar pervasız, bu kadar dediğim dedik davranacaklarına ihmal vermiyorduk diyeceksiniz... Değil mi ki, seçimden seçime de olsa, halk, kurulu düzene karşı tavrını ortaya koyuyor; değil mi ki, "1940'lardan bu yana, 'asıl mücadele', halkın yönetime ağırlığını koymak arzu ve teşebbüsüyle, 'devlet baba'nın yönetimi ve denetimi kaybetmemek çabası arasında geçiyor..." Türkiye'de seçimler, halkı yönetime katmak ihtiyacına binaen değil, "aydınlar ve bürokratlar kastı"nın "cahil", "eğitimsiz", "geri" bulduğu yığınları "devlete yaklaştırmamak" amacıyla yapılıyor. Yazarın da dediği gibi, "Halk, serbest iradesini açıklayabildiği her seçimde oligarşi aleyhine oy vermiş, onun, kendi adına iktidar olmasından yana olmadığını belirtmiştir. 'Devletin yüksek çıkarları, kayıt ve şartı' bu 'serbest irade'yi her defasında kısıtlıyor." Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, 28 Şubat darbe sürecinde, görece de olsa "özerk" kalabilmiş, TBMM'nin var olan yetkilerini elinden aldı. Aynı tehdit, yeni parlamento için de geçerli. Yasalar, (Eğer MGK, siyaset kurumu üzerindeki ağırlığını ve etkinliğini sürdürmeye devam ederse) bundan böyle, mezkûr belgede öngörülen esaslar çerçevesinde ele alınabilecek, hiçbir yasa tasarısı "Milli Güvenlik Siyaset Belgesi"nin dikte ettiği görüşlere aykırı olamayacak. Oysa, diye ekliyordu yazar, "Mustafa Kemal, 1922'de Cumhuriyet iktidarını, bakın nasıl görüyordu: "Teşkilat baştanbaşa halk teşkilatı olacaktır. Umumi idareyi halkın eline vereceğiz. Bu camiada hak sahibi olmak, herkesin bir iş görmesi esasına dayanacaktır. Millet hak sahibi olmak için çalışacaktır." "Uygulamada ise, hep biliyoruz, milletvekili seçimleri bile doğrudan yapılmamış, araya "müntehib-i sâniler" sokulmuştur. "Rejim, 1920'lerden itibaren Robespierre ve Sorel'i fena halde "hatırlatan", "totaliterlik" modasına uyar, öyle ki, İnönü cumhuriyetinde, kesin ve mutlak bürokrasi diktası halini alır, asker ve sivil bürokratlar, aydınları da aralarına alıp nüfuzlu bir oligarşi oluşturmuş, halkın adı sadece iktidardaki "tek" partinin adında bir kelime olarak kalmıştır." Artık, halk yok BÇG var... TBMM yok, MGK ve MGK'nın "kutsal" bir metin olarak TBMM'ye dayattığı "Milli Güvenlik Siyaset Belgesi" var...
akekec@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|