![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kâr ve zararın paylaşımı
Doksanlı yıllardaki gelişmeler açıkça ortaya koydu ki, kurum ve kuruluşların değişmez vatanları yok. Bilgi, teknoloji ve sermaye akışında sınırlar önemini büyük ölçüde yitirdi. Şirketler için de milli sınırların önemi kalmadı. Başarılı olabilmek için, kurum ve kuruluşlar bütün dünyayı bir işyeri olarak görmek zorundalar. Sürekli gelişme, değişme ve hareket içinde olmayan kurumların geleceğin dünyasında ayakta kalmaları mümkün değildir. Onbeş yıl önce petrol üreten Arap ülkelerinin sermayesini Türkiye getiren ÖFK'ları finans dünyasına Anadolu insanının hiç yabancısı olmadığı bir alternatif getirdiler. Ayrıca ülke insanının, "yastık altında" duran tasarruflarını da kaynak sıkıntısı çeken ekonomiye kazandırdılar. O yıllarda Türkiye yetmiş sente muhtaç bir ülkeydi. Borç alabilmek için Avrupa ülkelerini kapı kapı dolaşıyordu. Türkiye'ye ilk gelen ÖFK'larından biri olan Al Baraka Türk cumartesi akşamı, Hyatt otelinde onbeşinci kuruluş yılını kutladı. Geceye Yönetim Kurulu üyeleri Mustafa Topbaş, Halit Çizmeci, Kemal Unakıtan ve Yalçın Öner'le birlikte bütün yönetici ve çalışanlar katıldı. Bütün ÖFK'lar gibi, Al Baraka çalışanları da tasarruf sahipleri, kaynak kullananlarla birlikte büyük bir aile. Anadolu'nun hangi şehrine gidilirse gidilsin, bu büyük ailenin mensuplarından biriyle karşılaşılır. Ailenin üyeleri gittikleri hiç bir şehirde yalnız kalmazlar. Onların gücü büyük aile olmanın doğurduğu sinerjiden kaynaklanır. Önümüzdeki yılların mükemmelliği yakalayan kurum ve kuruluşları çalışanları, tedarikçileri ve müşterileriyle birlikte kendilerini büyük bir aile gibi görmesini bilenler olacak. Aile üyeleri arasındaki dostluk ve alışveriş arttıkça, şirketlerin de verimliliğiyle birlikte etkinliği de halka halka genişleyecektir. Oluşmakta olan "Yeni Ekonomi"nin odak noktasında kâr ve zararı birlikte paylaşmanın doğurduğu sinerji var. Kâr gibi, zararın da paylaşılmadığı ekonomilerde yolsuzluklarla birlikte haksızlıkların da önüne geçilemez. Zararın paylaşılmadığı bir kurum ya da kuruluşta adaletten söz edilemez. Ekonomilerin gücü üretilen ürün ve hizmetlerin hacminin büyüklüğünden kaynaklanır. Ekonominin hacmi ne olursa olsun, gelir dağılımın adil olmadığı bir ülkede, ekonomik ve siyasi istikrar sağlanamaz. İstikrarsız bir ekonomide para miktarı, üretilen ürün ve hizmetlerden daha hızlı arttığı için enflasyon da kronik hale gelir. Bunun için Anadolu'da "gerçek ortaklar zarar edildiğinde belli olur" derler. Çünkü zarar kâr gibi, kolay paylaşılmaz. Osmanlı dönemindeki "nakit vakıfları" ÖFK'larının ilk ve özgün uygulamalarıdır. Osmanlı Devleti'nin yükselme dönemlerinde nakit vakıfları geniş bir uygulama alanı bulmuşlar. Çünkü Anadolu insanının üretim gücünün harekete geçirilmesinde ÖFK'lar gibi, nakit vakıfları da büyük bir görev yüklenmiştir. Üretim gücünü büyütemiyen toplumlar, siyasal ve kültürel güçlerini de büyütemezler.
ngurdogan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|