![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
İyi yapmıyorsunuzBiz olayı küçümsedikçe çığa dönüşen sıkıntılar dönüp yine bizi buluyor... Eskiden basında içe dönük haber ve dedikodular küçük yanlışlıklar üzerineydi, buna rağmen meslek ahlâkına aykırı noktalarda tepkiler büyük olurdu. Şimdi içimizde skandallar kaynıyor, ayağa kalkması gerekenler üç maymunları oynuyorlar... Yıllar önce, önemli gazetelerde çalışmışlığını referans gösteren genç bir muhabiri işe almıştım. Çok satan bir gazeteden muhabir transfer etmek koltuğumu kabartmıştı doğrusu. Bir süre sonra, genç muhabirin haberlerinden kuşku duymaya başladım. Bir yanlışlık vardı, ama ne? Demek ki, o günlerde gazeteleri daha dikkatle okuyormuşum, bir hafta içerisinde gerçeği keşfettim: Bizim ihtiraslı muhabir, başka gazetelerde çıkan haberlerden ilgisini çekenleri arşivliyor, unutulduğunu düşündüğü bir sırada, sanki ilk defa kendisi yazıyormuş gibi, servise sokuyordu. Geçmişe dönük bir tarama yaptırınca gerçek kafama dank etti: Bizim acar muhabirin bir dosyası vardı; o dosyadaki kendi hazırladığı haberler bittiğinde başka gazetelerden haber araklıyor, yakalanınca da bir başka gazeteye kapağı atıyordu. Bizden sonra bir kaç kapı daha yaptı o genç, hatta bir de kitap çıkardı... Şimdilerde adını duymuyorum... Ne zaman aklıma gelse cüreti beni güldürür... Sevdiğim bir kıdemli gazeteci arkadaşım var. Hürriyet'in bir zamanlar çok okunan "Bir günün hikâyesi" sütununu Ankara'dan o, İstanbul'dan bir başka meslektaş ortak kullanırlardı. Bir kaç gazetede daha çalıştı ve çok önemli haberlere imza attı. İlginç temas noktaları olduğu bizlerin ulaşamadığımız kaynaklardan yararlanarak yazdığı haberlerden belliydi. Biraraya geldiğimizde, "Asker ne düşünüyor?" türü sorularıma onun ağzından cevaplar arardım... Bizim arkadaş son çalıştığı gazeteyi de bırakıverdi bir gün. O sıralarda karşılaştığımızda, "Yeter artık, noktalıyorum" dedi bana, "Bir kaç yabancı medya kuruluşunun temsilciliğiyle yetineceğim..." Bu haberi aktardığım ortak bir tanıdığımız, "Sanki bilmiyorsun" dedi dehşetten açılmış gözlerle; "O arkadaş yıllarca MİT'le irtibatlıydı zaten, teşkilâta çektiler onu... Şimdi mesaisini artık oraya veriyor..." Geriye dönüp yazdığı haberleri gözümün önünden geçiriyorum, demek bayağı dürüstmüş bizim arkadaş; eğer onca yıl haberleriyle yönlendirme yapmışsa, bunu pek ince, hiç belli etmeden gerçekleştirmiş olmalı... Şimdi, birinin adı (Fatih Altaylı), diğerinin sıfatı ve unvanı ('eski solcu' yayın yönetmeni) elimizde olan iki 'MİT ajanı' deşifre oldu; bu işi bilebilecek durumdaki bir eski istihbaratçı, "Daha çok var" dedikten sonra, sayılarını "20 kadar" diye belirlediği bir listeden söz etmekte. MİT ile irtibatlı (o, 'numaralı ajan' demeyi tercih ediyor) 20 kişi... 'Gazeteci kılığında ajan', ya da 'ajan gazeteci'... Kulağı delik bir meslektaşla konuşurken, "Bu konuyu niye bu kadar büyütüyorsun, anlamıyorum" dedi bana. Şenkal Atasagun müsteşar olduktan sonra MİT'e sıkça gazeteci dâvet edilir oldu; bir defasında, en üst düzey yetkili, cebinden bir kâğıt çıkartıp "İşte medyadaki adamlarımız" demiş... "Kime demiş?" merakım beni iki isme götürdü: Sabah'ın eski yönetmeni Zafer Mutlu ile Radikal yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz... Açıp sorsam belki kendilerine gösterilenin kaç kişilik bir liste olduğunu, hatta gördükleri adları söylerler, ama en iyisi kendileri yazsın: O listede tanıdık isimler var mıydı? Biz bu tür olayları görmezden geldikçe, meslekte müptedi sayılabilecek gençler daha kolay baştan çıkıyorlar... Üzüm üzüme baka baka kararıyor... Şu sıralarda Ankara'da anlatılan 'muhabir transferi' olayı çok ilgi çekici. İki genç muhabir, aldıkları maaşın neredeyse on katına bir başka gazeteye geçmişler; ayrıca biri 200, diğeri de 100 bin dolar 'transfer ücreti' almış yeni gazeteden... İlk duyduğumda, "Herhalde önemli haberlere imza atmış muhabirlerdir" deyip adlarını sordum, benim belleğimde pek bir iz bırakmadıklarını anladım. Biri genç bir kadın, onu daha önce çalıştığı İzmir'deki yerel gazetede yaptığı 'irtica' haberlerinden çıkardım; erkek olanı ise "Hani, bayram dolayında Ericson haberi yapmıştı ya!" dediklerinde hatırladım... Önemli haberler yazmamışlarsa çalıştıkları gazetenin ayrılmalarını umursamaması doğal, peki ama yeni geçtikleri gazete bu iki muhabirde ne bulmuş da onca maaşı, üstelik bir de transfer parası ödeyerek, vermeyi uygun görmüş? Parayı alınca eşleriyle birlikte İspanya'ya tatile gitmişler... Merakımın cevabını Melih Aşık'ın 'Açık Pencere' sütununda buldum, gözlerime inanamadım. Orada anlatıldığına göre, bu iki muhabir, Ulaştırma Bakanlığı'ndaki kaynaklarından edindikleri bilgilerle bir dosya hazırlamış ve bunu yayınlanmak üzere haberleştirecekleri yerde haberin kahramanı olan işadamının kapısını çalmışlar... İyi mi? O işadamı da, aleyhinde haber yapacakken kendisini uyaran bu iki gazeteciyi, sahibi olduğu gazeteye transfer ederek ödüllendirmiş... Yakında o işadamının tv kanallarından birinde programa da çıkarlar... "Ne yapıyorlar?" diye sordum şimdi çalıştıkları gazeteden bir tanıdığıma, "Henüz haber yazmaya başlamadılar" cevabı geldi. Yazmadıkları haberin daha fazla para ettiğini öğrendikten sonra haber yazacak değiller ya? Meslek kuruluşlarının başlarındakiler biraz daha yatsınlar kulaklarının üstüne...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|