![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Demirel-Özal ikilisiRahmetli Özal'ın ölüm yıldönümü, cumhurbaşkanlığı tartışmaları arasında daha bir anlamlı geliyor topluma. Türkiye toplumu, siyasetin ve siyasal kurumların kendisini iyice unuttuğu bir dönemde, Özal'a karşı, yüksek iştiyak ve takdir duyguları izhar etmekle meşgûl. Hiçbir zaman Özal seviyesine varmamakla beraber, bu halk bir zamanlar, özellikle 1964-71 yılları arasında Demirel'i de çok sever, ona güvenir, âdeta zor zamanlarında ona istinad etmenin hazzını duyardı. Bir siyasî partinin yüzde 56 oy alması ne demektir, düşünebiliyor musunuz? Özellikle kırsal kesimler, kasabalar, nice nice büyük şehirler ahâlisi Demirel der de, başka birşey demezdi o yıllarda. Eski Demirel kimdi?
O yıllarda siz istediğiniz isnadlarda bulunun, dilediğiniz belgeyi gösterin, vatandaşın kafasındaki Demirel imajını asla değiştiremezdiniz. Düşünebiliyor musunuz; "Tesbih çeken el ile, tetik çeken el aynı değildir" sözünün toplumsal vicdandaki derinliğini? Sonra Türkiye'yi ikiye katlayan barajlar, bu ülkenin iki yakasını biraraya getiren Boğaz Köprüsü, onca karayolları, ortaokul ve liseyi bütün Türkiye'ye şâmil kılan bir eğitim seferberliği, Kur'an Kursları, İmam Hatipler ve sayıları onu bulan Yüksek İslâm Enstitüleri!.. Daha ötede asırlardır, "Çarşamba'yı sel aldı/Bir yâr sevdim el aldı" biçimindeki ağıtları söyleye-dinleye âdeta kadere dönüştürmüş bir toplumun karşısına çıkıp; "Artık Çarşamba'yı sel almayacak!.." diye yüksek bir vicdan sayhası ile haykıran Başbakan!.. Bu konuşmanın yapıldığı gün Çarşamba Barajı'nın temeli atılıyor. Bu anlamlı günle, asırlardır vicdanlara telvesini döküp duran bir ağıt arasında ilişki kurabilmek!.. Siyasetçinin toplum vicdanında yerini tayin eden gizli şifreler asıl buralarda işte. Bu gizli toplumsal dili, yani şifreleri yakalayabilmekte asıl marifet. Yani demek istiyoruz ki, bir hizmet ve yatırımla toplumsal vicdanın izdivacını sağlayabilmekte toplanıyor bütün hüner. Ve daha doğrusunu söyleyelim, bu tür toplumsal şifrelere ermek; o büyük hizmetlerden daha anlamlı ve derin. Damarlarında büyük liderliklerin kanı dolaşanlar aynen büyük mutasavvıfların keşfiyâtı gibi yüksek sezgilerle ererler bu şifrelere. Öylesi liderler, bir sevgilinin âğûşuna sığınır gibi iltica ederler toplumsal vicdana. Ve gene aynen bir anne şefkatiyle, ya da baba sorumluluğuyla kucaklarlar kendi milletlerini. Buradan toplumla lider arasında mantığa, toplumsal ihtiyaç ve beklentilere asla ters düşmeyen, birbirini alabildiğine tamamlayan ve zenginleştiren bir gizli ilişkiler dünyası oluşmaya başlar. Peki nerede şimdi o eski Demirel?.. Özal prizması: Yedi Kandilli Süreyya
İşte rahmetli Özal'a karşı halkın yaklaşımının bütün sırrı da gene buralarda yatıyor. Enflasyon, hayali ihracat spekülasyonları, ABD'den ithal beyin takımları(!), Semra hanım şapşallıkları, Hiram Abas-Eymür kombinezonları, Kuzey Irak maceraları daha neler neler!.. Ama, ya onca yüksek başarılar? Ekonominin libere edilmesi, Türk belediyeciliğindeki yüksek hamleler, ihracattaki patlamalar, Orta Asya Türk dünyasına yeni bir ufuk olarak açılmalar? Ve hele binbir tabuların yıkılması? Belki her toplumsal ve siyasal kesitin ayrı bir Özal'ı vardı. Özal'ı asla teke indiremez, onun sabit bir portresini kuramazdınız. Dindarın, muhafazakârın, liberalin, soldan dönenin, laikin, çevrecinin ve feministlerin Özal'ı hep birbirinden farklıdır. Avrupa Topluluğu'na karşı ve taraftar olanların, ABD yandaşlarının ve karşıtlarının da aynı şekilde. O bakımdan Özal'ı kategorize etmeye kalkışmanın ve kendi kafasındaki bir çerçeveyi Özal'a giydirmeye gayret etmenin fazlaca bir anlamı bulunamaz. Özal belki, bunların bütününden hasıl olan bir portredir. Yani renkli bir prizma gibi!.. Herkes bir yanını görüyor ve "Özal o!.." diyor. Belki de kendi ihtiyacını duyduğu bir tarafını öne çıkarıyor. Fakat herşeyden önce Özal'ı sağlam bir temele oturtmak da gerekmiyor mu? Önce yüksek bir bürokratik tecrübe (Türkiye'yi makro seviyelerde algılama imkânı sağlayan DPT tecrübesi); devleti derininden tanıma imkânı; özel teşebbüs koordinatörlüğü; Dünya Bankası'nda edindiği uluslararası mâli piyasalar tecrübesi; yüksel bir dış tecrübe ve ihtilâlciler dolayısıyla askerin dünyasına âşinalık imkânı!.. Şu anda böylesi bir tecrübe birikimine hâiz siyasetçi yok Türkiye'de. Toplumu kucaklama ve ihâta!..
Bu birikimin büyüklüğü ortada olduğu halde, bunlar bir insanı asla büyük siyasetçi yapmaya kâfi gelmez. Belki asıl siyasî dehâ tarafı Özal'ın bundan sonra başlar. Ve ne yazık ki şimdinin Özalcıları'nda asla bulunmayan taraf da burası. Özal'ın ilk keşfi, dört unsuru birleştiren, birbirine kenetlenmiş dört el işaretidir. Bir toplumu bütün kabul eden, bütünü kucaklayan bir siyasal dile erdi buradan Özal!.. Yani kendi siyaset anlayışına muhalif kesimleri dahi kucaklayan bir yaklaşımdı bu. Bunun anlamı, kendi muhalefetini dahi ihâta etmekti. Asla dışlamamak, bir kin ve nefretten hareket ettiği intibâına fırsat vermemek!.. Çatışarak basitleşmemek!.. Topluma yönelik derin bir sevgi ayrıca. Özellikle insana güvenmek!.. Buna inanarak, sürekli tekrar!.. Topluma ve ülkesinin yüksek geleceğine derin bir iman!.. Ve bir de, toplumun liderden beklediği yüksek kararlılık hisleri ki, bunun dozajının sağlanması ne mümkün!.. Buradan bir Demirel-Özal mukayesesine gitmek icabedecek belki de. Geriye ne kaldı, ne kalacak diye.
aridvan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|