![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Sevgili Tonton
Seni çok özledik Tonton... Ansızın aramızdan ayrılıp gittin ya, bizi çok zorda bıraktın. Ele-güne mahkûm ettin, farkında mısın? Senden sonra tadı tuzu kalmadı memleketin. Hani büyük hayallerin vardı, daha çok işler yapacaktın... Ecelin acelesi olduğunu seni kaybedince anladık. Erken gittin Tonton, erken. Yıllar önce söylediklerinin hepsi bir bir çıktı. Zaman geçtikçe seni daha iyi anlıyor, daha fazla özlüyoruz. Nasıl bir cumhurbaşkanı?
Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olarak Genelkurmay bir açıklama yaptı. Askerlerin de bu seçimle yakından ilgilendiklerini öğrendik. İyi oldu. Anlamadığım taraf şu: Asker açıklama yaparken, polis teşkilatı niye sessiz kalıyor? Öğretmenler niçin suskun? Seçilecek cumhurbaşkanı sadece askerlerin cumhurbaşkanı mı olacak? Polisleri ve öğretmenleri ilgilendirmiyor mu? Sonra, postacıların da hiç sesi çıkmadı. Onlar bu devletin memuru değil mi arkadaşlar? Lütfen aydınlatın beni. Mesela, Posta Genel Müdürü Dursun Dağaşan, niye bir açıklama yapmıyor? Yoksa o seçilecek cumhurbaşkanının, "namuslu ve dürüst bir aday" olmasını istemiyor mu? Şu yıldıza kadar olan kısmı okuduktan sonra, düşüncelerime katıldığınızı belirten bir ifade takındıysanız yüzünüze, bundan sonrası için de aşağı-yukarı anlaşacağız demektir. Bakın şimdi... Seçilecek cumhurbaşkanı, sadece askerleri, polisleri, öğretmenleri ve postacıları değil, diğer bütün memurları da ilgilendiriyor. Memurlarla birlikte, sivilleri de ilgilendiriyor. Dahası, statü olarak 'memur' sayılsalar bile aslen 'bağımsız' olan yargıçlar, savcılar ve avukatlar dahil, bütün hukukçuları da... Tamam? O halde kısaca şöyle diyelim: Hepimizi ilgilendiriyor. Demek ki minibüs şoförleri, kamyoncular, berberler, pazar esnafı, bankacılar, sanayiciler, soğuk demirciler, sıcak demirciler, varsa ılık demirciler ve kabzımallarla sayacılardan da birer açıklama bekliyoruz. Lütfen herkes üzerine düşen vazifeyi yerine getirsin. Kim nasıl bir cumhurbaşkanı istiyorsa açıklasın. Yoksa, "namussuz ve ahlaksız bir aday" istediğiniz sonucuna varanlar çıkabilir. Kapitalizm, ABD'de bile şiddetle protesto ediliyor.
Hayat, duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir komedidir.
Bir nevi komplo teorisi
Eskiden 67 ilimiz vardı. Adana'da başlayıp, Zonguldak'ta biten. Siyasilerin vaatleri ile, mukimlerin talepleri kesişince, birçok ilçe "il" yapıldı. Şu dakika itibariyle ülkede kaç il bulunduğunu bilen de fazla değildir, kaç ilçenin il olmak için teyakkuz halinde beklediğini bilen de... İlçelerin peşpeşe il yapılmasının iyi tarafları olduğunu kabul edebiliriz. Ancak bir mesele var. Elimizde biriken o kadar çok "çe" var ki... "İlçe"lerden arta kalan "çe"ler bunlar. Nerede kullanacağımızı düşünüp, bir çare bulmak gerekiyor. Özellikle yetkililerin bu işe kafa yorması şart. Zira yanlış yerde kullanıldıkları zaman, memleketin başına çok işler açıyor. Örnek mi? İşte "te"lerin başına getirilenler... Son on yılı bir düşünün. İlçelerin yoğun olarak il yapıldığı dönem. Aynı dönem, "çete"lerin arttığını hep birlikte görmedik mi? Halbuki, bu elde biriken 'çe'leri daha hayırlı yerlerde kullanabilirdik. Aşkı anlamak
Bir zamanlar, bütün duygu ve kavramların üzerinde yaşadığı bir ada varmış. Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri... Aşk da dahil. Bir gün, adanın sulara gömülmekte olduğu haberi gelmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terketmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş. Çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse batmak üzereyken, Aşk başka çare olmadığı için yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içindeymiş. "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş Aşk. "Hayır" demiş Zenginlik, "Alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer kalmadı." Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!" "Sana yardım edemem Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk ona yönelmiş. "Üzüntü, seninle geleyim." "Off, Aşk... O kadar kötüyüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış bile. Aşk, bir ses duymuş: "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..." Seslenen, Aşk'tan daha yaşlıca biriymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu sormayı akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardımcı olan, yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden Aşk, Bilgi'ye sormuş:"Bana yardım eden kimdi?" "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş Bilgi. "Zaman mı? Neden bana yardım etti?" Bilgi gülümsemiş: "Çünkü sadece Zaman senin ne kadar büyük olduğunu anlayıp değerini bilebilir." KARGA TÜRKÜ SÖYLER
Yine yakmış yâr
mseker@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|