![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Seçkinler Batı'dan korkuyorTürkiye, Avrupa Birliği'ne girebilir mi? Bu kafayı değiştirmeden, giremez. Avrupa Birliği çok kültürlü, çoğulcu, katılımcı, farklılıkları zenginlik addeden bir yapıyı yansıtıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararlarda düşünce özgürlüğünün kıstasları ise şu şekilde belirleniyor: İnciten, şoke eden, sizi rahatsız eden fikirlerin bile ifadesine imkân vermek. Ecevit ve basın
Evvelki akşam, Başbakan Bülent Ecevit çeşitli yayın organlarından gazetecileri davet etti. Bu, özel bir davet değildi. Çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair, yazılması kaydıyla açıklamalar yaptı. Ama Yeni Şafak'tan, Akit'ten, Zaman'dan, hiç gazeteci çağırmadı. Ecevit kendisi basın mensubu olmasına rağmen, gazeteler arasında ayırım yaratıyor. Peki, farklı fikirlere, birikimlere ve kimliklere tahammül gösteremeyen böyle bir başbakan, nasıl çok kültürlü, çok kimlikli Avrupa Birliği'ne Türkiye'yi hazırlayacak? DSP Genel Başkanı'nın, istihbarat örgütlerince yönlendirildikleri ortaya çıkan bazı köşe yazarlarıyla benzer düşünceleri paylaşması çok acı. Meselâ bunlardan biri, geçen gün Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'a veryansın etmiş. Selçuk'un "suçu"(!) Fazilet Partili bazı milletvekilleri tarafından desteklenmesi. Kürt meselesinin barışçı çözümünü, hürriyetlerin genişletilmesinde gören aydınların bir bölümünün de Selçuk'un cumhurbaşkanlığını istemesi. Dindar kitlelerin veya Kürt aydınlarının Avrupa Birliği'ni desteklemesinin temelinde, bir oyun yattığını sanıyor zavallı boş kafalar. Batılılaşma ve çelişki
Liberal Düşünce Dergisi'nin 17'nci sayısında, Doçent İhsan Dağı'nın incelemesi, bu şüphelere ve takıntılara bir cevap teşkil ediyor. "Türkiye'de, Batılılaşma, devletin halkı 'adam ettiği' bir denetim mekanizması olmaktan çıkıp, tersine, halkın devleti denetlemesine izin veren sivil bir içerik kazanıyor." demekte İhsan Dağı ve Avrupa Birliği'ne, Sevr kompleksinden sıyrılarak yaklaşılmasını tavsiye etmekte. Dağı'nın görüşlerini şu şekilde özetleyebiliriz: "Eğer Türkiye 200 yıllık Batılılaşma hedefini sonuçlandırmak istiyorsa, siyasal sistemini Avrupa Birliği standartlarında yeniden şekillendirmek zorundadır. Çoğulcu, katılımcı, farklılıkları tehdit olarak algılamayan, bir siyasal ve toplumsal düzen... ...Sevr girişimine karşı bir başkaldırı olan Anadolu hareketi, Sevr'in mimarları Batılı güçlere duyulan güvensizlik üzerine inşa etti cumhuriyeti. Batılılaşma, Batı'ya karşı bir 'savunma' girişimiydi aslında. Ama artık Batı'ya bakışımızı korkularımızdan ve komplekslerimizden arındırmak zorundayız. ...Son 200 yıllık Türk modernleşme tarihine baktığımızda, modernize edilen ilk kurum sıfatıyla ordunun, Batılılaşma sürecinin temel dinamiklerinden olduğunu görürüz. Batı'yı model ve hedef alan Batılılaşmacı bir gelenek içinde gelişmiştir ordunun rolü. Ama seçkinci Türk Batıcılarının bir açmazı var. Batılılaşmacı tutum, otoriter, tepeden inmeci, zaman zaman doğrudan askeri müdahaleci politikalarla tabii ki, uyuşmazlık içindedir. Batılılaşma, nihai olarak liberal ve demokratik bir siyasal/toplumsal modeli hedefliyor. Seçkinci Batıcılık, yerini, sivil bir Batılılaşma sürecine bırakıyor. Geçmişte, resmi çevrelerce ve seçkinler arasında Batılılaşmanın son aşaması olarak genel kabul gören AB üyeliği, şimdilerde, demokratikleşme ve insan hakları alanında taşıdığına inanılan riskleri nedeniyle, geleneksel Batıcılar için bir endişe kaynağına dönüşmüş durumda. Tam üyelikle gerçekleşecek bu son hamlenin, seçkinci ve ideolojik bir devlet ve siyaset anlayışını ortadan kaldıracağını düşünenler, içe kapanmayı tercih ediyorlar. AB ile entegrasyon sürecinde, toplumsal, siyasal ve ekonomik dinamiklerin özgürleşmesi, merkezci-dayatmacı-ideolojik gelenekle çatışıyor." Sakat yönetil anlayışı
Yukarıdaki cümlelerinden de anlaşılacağı üzere Doçent İhsan Dağı, Türkiye'deki önemli bir çelişkiye parmak basıyor. Düne kadar Batılılaşmayı arzu edenler, demokratik, çoğulcu bir sistemi içlerine sindiremedikleri için, artık Batılılaşmayı bir tehdit olarak görmeğe başladılar. Çünkü, bireyin hakkının ve sivil inisiyatifin ön plana çıktığı bir düzende, her şeyden önce bugünkü yönetim anlayışı, toplum mühendisliği ve vesayetçilik uygulamaları son bulacaktır. Gerek dindar çevreler, gerek Kürt aydınları ve liberal demokratlar çoğulcu, demokratik bir yönetim anlayışını temsil ettiği için, Avrupa Birliği'ni ve Sami Selçuk gibi hürriyetçi aydınları savunuyor. Bir Faziletçinin veyahut Kürt asıllı bir demokratın Sami Selçuk üzerinde ittifak etmesinde, laik cumhuriyete veya ülke bütünlüğüne karşı bir tehdit görmek, soğuk savaş sonrasındaki gelişmeleri, küreselleşmeyi kavramamak anlamına gelir. Özetle: Batılılaşma, Osmanlı'da batmakta olan bir imparatorluğun ihyası amacıyla gündeme gelmişti. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde savunma iç güdüsü ve Sevr kompleksi ile hareket edildi. Bu tavrı tabii karşılayabiliriz. Ama 21. yüzyılda, medeniyetlerin birbirini kucakladığı bir ortamda, parçalanma endişesini, sömürülme korkusunu terk ederek, özgürlükler ve insan hakları ortak paydasında Batı'ya yol arkadaşlığı yapmaya soyunmalıyız. Otoriter, tepeden inmeci, merkezci sistem karşısında sivil toplumun dinamikleri harekete geçti. Seçkinlerin baskısına direnen halk, kendi değerlerini ve kültürünü korumak için bir güvenlik şemsiyesi arıyor. İşte bu, kamu alanında farklı kimliklere yeşil ışık yakan Avrupa Birliği'dir.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|