YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

Eski komplolar ve yenileri...

Düne kadar, iddia edene 'komplocu' damgası vurulmasına yetecek bir dizi garip olayın gerçekten 'komplo' olduğunun birbiri ardına açıklanması size de tuhaf gelmiyor mu? Ne yalan söyleyeyim, bana geliyor. Endonezya'daki Sukarno darbesini İngiliz istihbarat örgütü MI-6 planlamış; İran'daki Musaddık iktidarını deviren darbe ise CIA'nin eseriymiş...

Bu işlerden anlayanlar, 27 Mayıs darbesi ardında İngiliz parmağı görürler; 12 Mart ve 12 Eylül'ün faturası ise Amerika'ya çıkartılır. ABD ve İngiltere, geçmişin bütün bagajlarından kurtulmaya karar vermişlerse, ne bileyim, bizdeki darbelerdeki paylarını da açıklarlar mı?... Hani bir şey olacağından değil, ama hiç değilse yıllardır içimizde taşıdığımız kuşkulardan kurtuluruz.

"Kuşku" dedimse, benim içimde taşıdığım "12 Eylül'de acaba ABD parmağı var mı?" kuşkusu değil, sözgelimi; ben "12 Eylül'de ABD'nin parmağı var" diye inanıyorum da, içimde yine de yüzde 1'lik de olsa bir kuşku taşıyorum; işte kurtulmak istediğim o küçücük kuşku...

Eskiden, bazı olayların ardında görünmeyen eller arayınca, çok bilmiş birileri karşımıza çıkar, "O zaten komplocu" derdi. Ben de ne yapayım, ezilip büzülmesem bile, "Benim yaptığım komploculuk değil, başkalarının komplolarını ortaya çıkarmak" derdim. Artık böyle bir savunmaya da ihtiyaç yok; olaylar herkesin gözü önünde olup bitiyor ve 'komplo' yönünü ben kaçırsam bile, başkaları dönüp "Bu bir komplodur" tespitini yapıyorlar...

Esas diyeceğimi demeden günümüzle ilgili son kanaatimi aktarayım: Gelişmelere baktıkça, "Sanki" diye düşünüyorum, "Sanki 10. cumhurbaşkanının kim olacağı şimdiden belli de, tebliğ edilmediği için bizler henüz karanlıktayız... Biz bilmiyoruz, ama birileri biliyor. Gözümüzün önünde cereyan eden kimin cumhurbaşkanı olacağını belli etme kampanyası değil de, sanki kimin olacağını belli etmeme kampanyası..." İsterseniz "komplocu mantık" deyin, ama benim samimi kanaatim bu; hem de, olayları yakından izleyenlere sorup "Hayır, öyle bir şey yok" cevabını aldığım halde...

Yakın zamanlara kadar komplolara muhatap olanlar bile başlarına geleni 'komplo' sözcüğüyle ifade etmezlerdi. Bunun hatırlayabildiğim nâdir istisnalarından biri, Hillary Clinton'un, kocasının başına gelenleri "Tutucu çevrelerin komplosu" olarak gördüğüne dair sözleridir. İtibarlı dergilerde 'komplo' sözcüğü, ancak küçümsemek amacıyla kullanılır dünya medyasında; bunda da önemli değişiklikler gözleniyor. Kaliteli 'The New York Review of Books' dergisinin son (13 Nisan 2000) nüshasında, New York Times köşe yazarı Anthony Lewis'in imzasını taşıyan "Nearly a Coup" (Neredeyse Bir Hükümet Darbesi) başlıklı yazıda 'komplo' sözcüğü hiç de aşağılanarak kullanılmıyor...

Anthony Lewis, ABD Başkanı Bill Clinton'un makamını terk etmesiyle sonuçlanacak kapsamlı bir 'komplo' ile karşılaştığı inancında. Yapılmak istenenin bir tür 'darbe' olduğunu açıkça yazıyor. Yapılan, ona göre, özetle şu: "Bir grup siyasetçi Başkan'ı koltuğundan etmeyi amaçladı ve neredeyse başarılı oldu. Clinton da telâşla onların elini güçlendirir tarzda davrandı. Ancak bu, Amerika'nın bir hükümet darbesinin kıyısından döndüğü gerçeğini ortadan kaldırmıyor..."

New York Times yazarının, tanıtımını yaptığı iki kitapta bulduğu ayrıntılar işin içinde bir iş olduğunu kanıtlıyor gerçekten. Bizlerin bile izlediğimiz Monica Lewinsky'nin büyük jüri önündeki tanıklığı sırasında, savcılar sorulması beklenen kritik soruya hiç değinmemişler. Soru şu: "Başkan Clinton seni ilişkiniz hakkında yalan söylemeye teşvik etti mi?" Bu soruyu sormamışlar, çünkü cevabın "Hayır" olduğunu biliyorlarmış... Aynı oturumun sonunda, "Bir diyeceğin var mı?" sorusu yöneltildiğinde, genç kadın bu gerçeği söylemiş; ancak, başsavcının hazırladığı yüzlerce sayfalık mütalaada bu önemli ayrıntıya hiç yer verilmemiş...

Bereket gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlı gazeteciler ve onlara destek veren yürekli aydınlar var; bu sayede komplolar bugün gizli kalsa bile yarın ortaya çıkıyor. Diyelim, yürek elvermiyor veya yürekli gazeteciler yazsa bile kulak veren çıkmıyor; işte görüyorsunuz, uzun yıllar sonra bile olsa, dünya konjonktürü, gerçeklerin herkes tarafından bilinmesini gerektirebiliyor. Endonezya ve İran'daki darbelerin ardında 'yabancı parmak' olduğundan o sayede 'resmen' haberdarız bugün... Türkiye'dekilerle ilgili 'resmî' açıklamalar da fazla uzak olmayan bir tarihte ortaya çıkar nasılsa...

Bu tür ifşaatların şu sıralarda yapılıyor olmasını da 'komplo' mantığıyla değerlendirmek mümkün elbette; çünkü bu tür açıklamalar dengeleri sarsacak etkiler yapar. İstenen belki de o tür etkilerin şu sırada meydana gelmesidir. Ancak, ben, artık 'komplosuz' bir dünya özleminin de bunu zorladığını düşünmek istiyorum...

Zaten meramım, İran'da ve Endonezya'da olmuş olayları buraya taşımak, bizdeki eski darbelerin kökenini sorgulamak değil; benim derdim şu sırada içinden geçmekte olduğumuz cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bir yanlış yapılmasını engellemek... Kulaklarını yabancı başkentlere dikenlere uyarı bu son ifşaatlar: Yapılan yıllar sonra da olsa ortaya çıkıyor çünkü...

Siz yine de en baştaki sorum üzerinde bir daha düşünün: "Komplo sözcüğünün olumlu biçimde kullanıma sokulması size de tuhaf gelmiyor mu?"


19 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...