|
|
 |
Neşe dolamıyorum
Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan... Neşe dolamıyorum... Yorgunum... Konya'dan geldim...
Mihmandarımız sevgili Ahmet Köseoğlu, Konya'yı iki sözcükle özetleyivermişti: "Mutedil ve mütedeyyin"; üzerine koyacağımız her sözcük zaid kaçacak; iyisi mi Alaaddin Tepesi'nden, Meram'dan, Çamlıbel'den, Aydın Çavuş Korusu'ndan edindiklerimizin/biriktirdiklerimizin tadını çıkaralım.
Konya, inadına yeşil bir kent. (Ağaç yeşilinden sözediyoruz, yeni Askerî Stratejik Konsept'in "tehdit" kapsamına aldığı renkten değil.)
Caddeleri, sokakları, düzenli trafiği...
Çokça da temiz.
O iki acemi seyyah için (Ocaktan ve Kekeç), bir de, Lokman Koyuncuoğlu'nun, Mustafa Çalışkan'ın, Ahmet Köseoğlu'nun, İbrahim Kardeş'in mukim bulunduğu şehir eskisi...
Nereye baksanız tarih.
Selçuklu ve Osmanlı eserleri.
Hepsi de dimdik ayakta.
Konya'ya gidince, mutlaka Mevlana ve Şems-i Tebrizî türbelerini ziyaret edin, Alaaddin Tepesi'ne uğrayıp bir çay için, Aydın Çavuş Korusu'nda panoramik Konya'yı izleyin, Çamlıbel'de etliekmek eşliğinde oksijen alın... Korkmayın, Konya'nın şeriatçısı "mütecaviz" değil; güleryüzlü, konuksever, yüreğini açmaya meyyal.
Refikimiz Emin de çekinmeden gidebilir.
Siz siz olun, hava yollarını kullanmayın.
Yeşilköy'ün görece özgür, sivil ortamından Konya Askerî Hava Limanı'na düşünce, önce küçük çaplı bir "dumur" yaşıyorsunuz:
Merdivenlerden "birerli kol" inilecek, "Toprağa basmayınız" levhası uyarınca (Mehmet Ocaktan karanlıktan yararlanarak toprağa bastı komutanım, dönüşte de çimlerin üzerinde sörf yaptı, işte burada ihbar ediyorum) yine "birerli kol" beton mahfilden "Terminal Komutanlığı"na geçilecek, otomatik tüfekli nöbetçi kordonu arasından yine "birerli kol" HAVAŞ'ın kazık tarife servis araçlarına yönelinecek ve itiş kakış bir milyon Türk Lirası'na teberru servis araçlarına binilecek.
Ama araç hareket etmeyecek.
Neden?
Terminal komutanının keyfi beklenecek.
On dakika, onbeş dakika, otuz dakika...
"Bekleme süresi" nihayete erecek, tıngır-mıngır ilerleyen bir askerî aracın kılavuzluğunda garnizon dışına çıkılacak.
"Konya'ya hoşgeldiniz..."
Konya'ya hoş gelmedik kardeşim.
Hoş gelemedik...
Bir milyonu aşkın nüfusu, sanayi ve turizm işletmeleri, darphane gibi çalışan Mevlana Müzesi, zengin ve çalışkan insan potansiyeli ile Konya'nın neden bir "sivil hava alanı"na sahip olmadığını, merkezî otoritenin neden mahalli idarenin bu konudaki taleplerine kulak tıkadığını, Turizm Bakanı'nın neden bu aymazlığı aymazlıkla karşıladığını anlayamadık, çözemedik, çözemeyeceğiz.
Her şeye rağmen Konya çok güzel.
Yaşanabilir bir belde.
Her renkten, her cinsten, her ideolojiden insanın mekan tuttuğu ve "modern olan"la "geleneksel olan"ı meczedebilmiş ender şehirlerden biri.
Mutedil ve mütedeyyin...
Konya'yı mutlaka görmelisiniz; inşaallah bizim gibi "gidiş-dönüş" tarifeli enayilerden olmazsınız da, dönüşünüzü karayoluyla, daha makul ("daha insanî" diyeceğim ya, komutanım kızacak, neme lazım) koşullarda gerçekleştirirsiniz.
Uçağa bindiniz ve kurtuldunuz...
Hayır, kurtulamıyorsunuz...
Cem Kozlu'nun uçakları sığır tersi kokuyor.
Öyle pis, öyle bakımsız...
İstediğiniz gazeteyi okumanıza ise imkân yok; görevli hostes uykusuzluktan, yorgunluktan, büsbütün insanlarla uğraşmaktan pörtlemiş gözleriyle bakıp, neden Akit, Yeni Şafak ve Millî Gazete istediğinizi anlamaya çalışıyor. Anlayamıyor.
Meyve suyu ve kola servisi yapacak.
Yapamıyor.
"Sayın yolcular, tam servis yapacaktık, baktık plastik bardaklar yok. Akşam koymuştuk, çalmışlar."
Kim çalmış?
Komutanım mı?
Ayıp, ayıp...
Hakimiyetin "kayıtsız şartsız" millete verilişinin 80. sene-i devriyesinde, askerin hakimiyetindeki alandan kalkıp, "sivil" hakimiyet alanına intikal ediyorsunuz.
Ama Cem Kozlu yakanızı bırakmıyor arkadaş, Cem Kozlu yaptığınız yolculuğu fitil fitil burnunuzdan getiriyor da, hava yollarını kullandığınıza kullanacağınıza, kerameti kendinden menkul THY'yi seçtiğinize seçeceğinize pişman ettiriyor sizi.
Gel de bu koşullarda neşe dol...
akekec@yenisafak.com
24.NİSAN.2000
|
 |
|