![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Fazilet'in bir ayıÖnümüzdeki bir ay, Fazilet Partisi için hayati gelişmelere gebe. Kongre süreci ile kapatma davası süreci içiçe gelişecek bu bir ayda. Zaten bu iki süreçle ilgili gelişmeler de içiçe seyrediyor. Kongredeki sonuçlar kadar, kapatma davası sonrası ile ilgili tahminlerin de Fazilet bünyesinde ilgi çektiği görülüyor. Hemen belirteyim ki, kapatma davası ile ilgili tahminler, görüşleri ciddiye alınabilecek parti kurmaylarında karamsarlığa daha yakın. O yüzden, şu an kongre için verilen mücadele bir yanıyla anlamsız, bir başka yanıyla da yeni bir oluşumun alıştırma çabaları olarak değerlendiriliyor. "Şayet kapatma davası olumsuz sonuçlanırsa, yeni partileşme hangi çerçeveye oturacak?" sorusu FP kulislerinde sıklıkla soruluyor. Bir yerde, kongre için verilen mücadelenin niteliği, bu oluşumları da derinden etkileyecek gibi görünüyor. Parti bünyesinde görüşlerine itibar edilen, siyasi tecrübe sahibi bir milletvekili, siyaseti bırakmayı düşündüğünü söyledi bana. Sebep, kısır çekişmeler... Kısır, yani hiçbir müsbet sonuç üretmeyen didişmeler... -Partinin bu noktaya gelişinin değerlendirilmemesi, hiçkimsenin kendisini hesaba çekmemesi, dar bir alandaki hakimiyetin herkesi mutlu etmesi, partiye şirket mantığı içinde sahiplenen bir ekibin, her oluşumu kontrol altında bulundurma çabası, siyasi anlamda devre dışı kalmanın muhasebesinin yapılmaması, bu kuşatılmış alandan kurtulma için çözüm üretilemeyişi,... Daha böyle bir dünya eleştiri... Bunlara katılıp katılmamak mümkün. Bu eleştiriler de eleştirilebilir. Ama, bunların parti bünyesinde konuşulduğu kesin. Bu eleştirilerin ardından ne geliyor? Birtakım kararlar geliyor... Politikaya küskünlük geliyor mesela... Ya da, başka oluşum arayışları... Yeni siyasi çerçeve üretme girişimleri... Bunu, kesinlikle şu an başkanlık yarışına giren Abdullah Gül ile ilgili olarak söylüyor değilim. Belki bunu en son düşünecek olan kişi Abdullah Gül'dür. Çünkü o, gerçekten FP geleneğinin en sadık bağlılarından biridir. Bunu ifade etme gereği duyuyorum, çünkü bu yazının da, parti bünyesinde birilerinin birilerini vurması için malzeme yapılmasını istemiyorum. Ama, parti bünyesinde arayış var. Parti tabanında çok daha derin bir arayış var. Tepedeki bir grup, her an her alanı yönlendireceğini düşünüyor ama, tabanda gerçek öyle değil. Taban, parti zirvesindeki politika zaafları sonucu ödenen ve günden güne kemik derinliğine ulaşan bedeli görüyor ve "Bunun öncelikli sorumluları olmalı!" diyor. Ağlamaktan ve birilerini suçlamaktan başka şeyler yapan, en iyi başardıkları iş, parti yönetimini kontrol etmek olmayan, partiyi siyasi alanı açacak bir güç odağı haline getirebilecek bir merkezi yapı aranıyor... Var mı bu? Yok! Aksine, sadece insanları "bağlılık" sınavına sokan, küçük düşünce kırıntılarını yasak alan haline getiren, bunun için de gerekirse göbek altı vuruşlarda tereddüt etmeyen bir vasat gözleniyor... Bu sürecin FP'yi rahatlatacağını söylemek mümkün değil. Sancı derinleşecektir. Kanaatimce bu süreci doğru okuma görevi, öncelikle misyonun merkezindeki insana aittir. Özeleştiri oradan başlamalıdır. Merkezdeki insanın, FP'nin sınırlı bir tabanında manevi ilişkilerden gelen önemli bir etkinliği olduğu doğrudur. Bu etkinlik önemlidir. Bu etkinlik gözardı edilerek FP'yi dizayn etmek mümkün de değildir. Ama FP, sadece o tabanla sınırlı bir politik hareket olamaz. Zaten bu misyonun ulaştığı toplum çevrelerinin ilgisi de, bu manevi ilişkilerden ve merkezdeki insana bağlılıktan kaynaklanmamaktadır. Misyon, toplumla, ekonomik, sosyal, kültürel alanda çok daha geniş bir ilişkiler atmosferinin ürünüdür, ya da öyle olduğu nisbette büyüme imkanına kavuşmuştur. Merkezdeki insana da kendini aşma sorumluluğu düşebilir. "Ben bu işi nereye kadar getirdim, bugüne kadar olabilenler ve olamayanlar nelerdir, misyonun selameti için yeni hangi adımlar atılmalıdır?" sorusunun ciddiye alınması gerekir, diye düşünüyorum. Diğer yaklaşım şöyle olabilir: "Ben önemliyim. Benim oluşturduğum çerçeve önemlidir. Bu güne kadar yapılanların tümü doğrudur. Bunu eleştirenler davaya ihanet içindedir ve onları dışlamak davaya bağlılığın gereğidir. Küçüklük bir noksanlık değildir. Davaya sadık az bir topluluk, kafaları karışmış çokluktan iyidir. Zor zamanlarda sadakat gerekir... vs..." Bu yaklaşımdan çok daha güçlü bir FP'nin çıkacağı ihtimali yoktur. Ben bir önderin, işin her safhasında, karar safhasında, uygulama safhasında ve sonuçlarda, sürekli özeleştirilerden yararlanması gerektiğini düşünüyorum. FP'nin sınavı öncelikle kendisi ile... Herkes kalbine ve zihnine daha duru bakacağı bir zamanı yaşıyor... "Mağlup sayılır bu yolda galip..." dememek için daha çok sağduyu gerekiyor...
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|