![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Gül'ün sözcüsü olmak...
Peygamber Efendimiz'in dünyayı teşriflerinin seneyi devriyesi münasebetiyle "Kutlu Doğum Haftası" adı altındaki sevinç günlerini idrak ettik. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı Çalışanları olmak üzere, dünyaya sevinç, mutluluk ve huzur getiren o mutlak ışığın aydınlattığı tüm kalpler, bu haftayı çeşitli faaliyetlerle değerlendirdi. Peygamber Efendimiz'i yeniden sevip anlayabilmenin yolları/yöntemleri dile getirildi; insanlığın kurtuluşunun ancak O'na ait sevgiden biraz olsun pay alabilmekle mümkün olacağına ilişkin görüş, dilek ve temennîler ifade buldu. Kendimizi ve başkalarını daha iyi anlayıp kavramanın yegâne imkânının, mutlak sevgi seline katılmakla mümkün hâle gelebileceği gerçeği tekrar edildi. Kısaca, ülkemizin içinde bulunduğu derin değer aşınması karşısında, yeni bir dirilişin ilk tohumlarının Peygamber Efendimiz'in maddî/mânevî ilkeleri ve doğrultusu yönünde realize edilebileceği hakikati, ister karanlık ister aydınlık olsun tüm kalplere fısıldandı, ihsas edildi.. Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz'i sembolize eden simgelerin başlıcası, 'gül'dür. Peygamber aşkıyla yanan gönüllerin sahip ve sahibeleri bu vesileyle birbirlerine 'gül' ikramında bulundular. Dünyanın/hayatın bir 'gül' bahçesine dönüşmesi arzusunun bir nişânesiydi bu da. Ne güzel; insanlar birbirlerine 'gül' ikram ederken hem o mutlak sevgiden pay almak hususundaki iradelerini ortaya sürdüler ve hem de yalnızca 'gül'ün sözcüsü sayılmayı gerektirecek bir saflık ve duruluktan yana olduklarını imlediler. Bir kez daha düşünüyorum da; bizim klâsik şiirimizin en temel imgelerinden olan 'gül'ün bu kadar çok kullanılması ve giderek bir mazmun hâline dönüşmesi, işte o mutlak aşkın/sevginin tüm âlemi ihata edecek denli içselleştirildiğinin en önemli göstergelerinden biri olsa gerek. Modern yaşama biçimiyle özdeşleştiğimizden beri, farkında olalım ya da olmayalım, 'gül'den de 'gül'ün sembolize ettiği mutlak sevgiden de ne kadar uzaklaştık! Öyle değil mi? Gün geldi, 'gül'ü hor ve hakir görenlerimiz çıktı. Karşısındakine 'gül' hediye etmek isteyenlerimizin bu davranışına dudak büküldü; kimi zaman istihza konusu oldu.. Oysa kaybeden ne 'gül'dü ve ne de 'gül'ün sembolize ettiği sevgi ve aşktı; kaybeden bizdik!. Umulur ki, kalplerimizin derinliklerinden sökün eden mânevî coşkunun doruğa ulaştığı "Kutlu Doğum Haftası" dolayısıyla, 'gül'; yani aşk, yani sevgi yeniden hayatımızın baş köşesinde en mutenâ yerini alır. Evet, yeniden 'gül'e dönelim ve 'gül'ü sözcüsü olmaya yönelelim; hep birlikte, sevgiyle ve aşkla...
ideniz@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|