YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

"Derin millet" herşeyin farkında!

Geçen aylarda Anadolu'daki ve İstanbul'un çevresindeki kentleri, yöreleri ziyaret ettim.. Çok değişik kesimlerden ve her yaştan, her meslekten insanlarla konuştum, konuşuyorum..

"Derin Türkiye" hakkında, resmî görüşlerin, kartel medyasının ve TRT kanallarının yansıttığından farklı izlenimlere sahibim..

Öncelikle şunu söyleyeyim..

İlaç için olsun, "Demirel çok başarılıydı, görevde kalmalıydı" diyen bir kişiye bile rastlamadım.. Çok varlıklı, çok zengin insanlarla da konuştum.. Herkes, artık "Demirel"lerin Türkiye'nin sosyo-politik yaşamı üzerindeki ipoteğinin sona ermesinden yanaydı..

Bu arada, "kartel medyası"nın, elindeki bütün iletişim olanaklarına rağmen, "derin Türkiye"den kopuk olduğunu gördüm..

Kitleler önünde konuşurken, Türkiye'deki "medya"nın yapısından söz edince, tahmin edilemeyecek negatif tepkiler alıyorsunuz..

Türkiye'nin her yöresinde, herkes, herşeyin farkında..

Çok acıklı bir tablo bu.. Bütün tiraj ve reyting rakamlarına rağmen, kartel organları Türk kamuoyunun nabzını tutamıyor. Medya kulelerinde ve plazalarında izole edilmiş bir basını temsil ediyor "kartel"ciler..

Endişe etmemiz gereken bir tablo da, dikkatimi çekti..

Toplumun önemli bir bölümü, kartel sermayesinin ve bir kısım holdinglerin, devlet yönetiminde, gereksiz bir etkinliğe ve ağırlığa sahip olduğunu düşünüyor..

Bu imajın düzeltilmesi şart..

İnsanlar, asla "devlet"e karşı sevgisiz değil..

Ama bazı kesimlerin, "devlet kadar güçlü" ve adeta "devletin sahibi" gibi görünmesi, müthiş bir görüntü bozukluğu yaratıyor..

Askerî ve sivil devlet kurum ve organlarının, bu görüntüden kurtulmanın yollarını hemen bulmaları gerekiyor..

Türk insanı, genellikle muhafazakar ve geleneklerine bağlı.. Ama "bağnaz" veya "yobaz" denilebilecek kesimler, Batı ülkelerine oranlarsanız çok az..

Fazilet Partisi'ne oy verenlerin büyük çoğunluğu ile, MHP'ye, DSP'ye veya DYP'ye oy verenler arasında, mütedeyyin olmak açısından fazla fark yok..

Ama bir bölüm Türk yurttaşlarının, sanki toplumun ikinci sınıf insanları gibi görülmesi, "şeriatçı" gibi sunulması ve dinî inançlarla geleneklerin "devletin ve rejimin tehdidi" biçiminde ele alınması, toplum barışı açısından derin yaralar açıyor..

Bütün siyasi parti yetkililerinin ve devletin tüm fonksiyonerlerinin, Türkiye'deki uzlaşma ortamını çok derinine zedeleyecek, özensiz ve kaba davranışlarda bulunmaması gereği var..

Toplumun farklı kesimlerini ayırıp, birbirine düşman edecek tutumları sergilemek, ne aklın, ne siyasetin, ne de idarenin gereğidir.

Hüner, toplumu ayıran değil, birleştiren unsurları, nitelikleri ön plana çıkartabilmektir. Demokrasinin erdemi de, bu uzlaştırıcılıktan kaynaklanmaktadır.

Bu gerçekleri, yakın geçmişte yaşadığımız gelişmelerle de, fark etmiş olmalıyız..

Halkın çok büyük oranda "hayır" demesine rağmen, kartel medyasının ve belirli holdinglerin "Demirel Çankaya'da kalsın" şeklindeki kampanyaları, fiyasko ile sonuçlandı...

Yine kartel medyasının ve bazı devlet müteahhitlerinin büyük desteğine rağmen, Mesut Yılmaz'ın adı, Cumhurbaşkanı adayı olarak anılamıyor.. "Devlet" de, "şaibeli kişi aday olmamalı" demeye başladı.

28 Şubat postmodern darbesini simgeleyen isimler ve olgular, toplum tarafından reddedildi.. Şimdi "derin devlet" de, bu şaibeli görüntüden çıkıp, kendisini özerk, bağımsız ve yansız gösterme çabasında..

Türkiye'yi gezip, "derin millet"le diyaloga girin, bu söylediklerimi anlarsınız..

ŞAKA

Folklorik irtica!.

Dün Ankara'daki 23 Nisan törenlerinde, halk dansları yapan ilkokullu bütün kızlarımızın başları örtülüydü..

Bu küçük kızlar, büyüyünce bu giysilerle üniversite kapısından geri çevrilirler..

"Resmî ideoloji", ne folklor, ne gelenek dinler..

Folklordaki örtülü baş bile, gerekirse "irticacı" ilan edilir..

TEK SESLİLİK

TRT, mağara devrinde mi?

Bu TRT'nin de artık kendine gelmesinin zamanı geldi, geçiyor..

Açın TRT'nin televizyon kanallarını..

Ya eski bir Doğu Avrupa ülkesindeki gibi, izleyicileri çocuk yerine koyan "aydınlatıcı" programlar görürsünüz.. Ya da, sanki ülkede bir askerî rejim veya tek parti iktidarı varmış gibi, resmî siyaset yapan, "güdümlü" habercilik ve programcılık çıkar karşınıza.

Kimbilir kaç bin kişi çalışıyor TRT'de? Ve bu kurumun bütün giderlerini, bizler, vergiler ve harçlarla karşılıyoruz..

TRT'nin yayınlarının biraz etkisi olsaydı, Süleyman Demirel ülkenin en tutulan kişisi olmaz mıydı?

Kartel kanallarını anlıyoruz.. Neticede onlar, sahiplerinin kültür düzeyini yansıtıyor..

Ama ya TRT?

Ne zaman birkaç TRT kanalına geçsek, ya at yarışı, ya da konserve müzik programı var..

Şu anda iktidar olanların veya güçlülerin "hık" deyiciliğini yapan ve çanak sorularla siyasete ışık tutan sunucular, TRT'nin birer simgesi.

Bu TRT, ne Avrupa Birliği'nin simgelediği "çok sesliliği", ne Kopenhag Kriterleri'nin öngördüğü "demokratik hoşgörü" ortamını, ne de çağdaş uygarlığın bugünkü kurumlarını yansıtıyor topluma..

Siz de, eski Sovyet rejimlerinde görülen bu tür yayıncılığın farkında değil misiniz?


24.NİSAN.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...