YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

Gözüm işte, kulağım oynaşta...

Cep telefonu öncesinde biz bu mesleği nasıl icra ederdik, hatırlatır mısınız Allah aşkına! Yunanistan'dayım, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin karşısına çıkacak en ciddi gelişme olarak gördüğüm ikili ilişkileri yerinde test etme imkânına sahibim; ancak kulağım Ankara'da...

Yunanlılar bir ay kadar önce cumhurbaşkanı seçimi yaptılar, Costis Stephanopoulos ikinci kez seçildi Meclis tarafından... Muhalefet rakip aday çıkarmadığı için sorunsuz, gürültüsüz bir biçimde yapılan seçimi Yunan halkı bayağı uzaktan seyretti. Ancak, aynı insanlar, hele Türkiye'yle 'özel bir bağları' varsa, Ankara'da olan biteni yakından izliyorlar...

Bize gezi boyu mihmandarlık yapan Eva İstanbul Rumlarından; henüz bir genç kızken 1969'da Atina'ya göçmüş ailesi... Konuşurken, "Ailenin büyük bölümü 1964'te İstanbul'dan kovulmuştu" diyor; "Kovulmuştu" fiilini her fırsatta tekrarlayarak... 'Bizim Rumlar' Yunanistan'a gittiklerinde 'Yunanlı Rumlar' olmuyorlar, onlar kendilerini kabul eden ırkdaşları gözünde 'İstanbullu Rum'; ne yapsalar o çokça kullandıkları 'l' harfi sebebiyle kendilerini ele veriyorlar... Deniz gören semtlerde birbirine yakın oturuyor, iyi eğitimli oldukları için fena para kazanmıyorlar... Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, 'İstanbul Rumu' onlar...

Andon Ege adalarının en şirinlerinden Hydra'da karşıma çıktı. Üçbin nüfuslu bir ada Hydra; sahilden baktığınızda yukarıya doğru sevimli ve kişilikli evler görüyorsunuz. Burayı yerli-yabancı sanatçılar tercih ediyormuş; adanın geçim kaynağı ise, tahmin edilebileceği gibi, hergün biri gidip diğeri gelen gemilerden çıkan turistler... Ada sahilindeki en güzel dükkânlardan birinin sahibi o; "Fener Rum Okulu'nu bitirdim, Türkler bana Adnan der" diyor Andon... Onu dinlerken, "İstanbullu Andon'u bu adacığa sevk eden kaderin bir romanı olmalı, hem de bayağı dramatik bir roman" diye düşünmeden edemiyorum...

Atina'da yaşayan 'İstanbullu Rumlar' ikinci nesilden itibaren yeni ülkeye 'entegre' oluyorlar; anne-babalarının bir türlü kurtulamadığı 'İstanbullu ses' onların gırtlağında yok; gereksiz bilgilere de sahip olmuyorlar, standart eğitim onları yoğuruyor. Eva'nın "Bizi kovdunuz" derkenki ses tınısında, İstanbullu bir Rum kızının Rumca ve Türkçe dışında İngilizce ve Fransızcayı o dillerle rehberlik yapacak kadar öğrenebildiği şartların kaybı da var elbette...

Burada yıllardır yaşayan bir dostum, biraz da toplumun psikolojisini 'içinden' yaşamanın verdiği güvenle, beni, "Herşey bir çırpıda 180 derece değişecekmiş gibi geliyor size, bu bir yanılsama" diye uyarıyor. Yunanlılar, sadece uzak tarihin omuzlarına yıktığı 'Türkofobi' yüzünden değil, eğitimin zihinlerine yüklediği sorumluluklar yüzünden de Türkiye'yle 'dostluk' fikrine kendilerini alıştırmada zorlanıyorlar. Elle tutulabilir engeller yanında bir de psikolojik bariyer var ve onu bir kaç aylık flörtle aşmak mümkün değil...

Gezinin en hareketli etkinliği tavernada akşam yemeği bunu gözleme fırsatı veriyor işte. Birbiri ardına sahne alan şarkıcılar, folklorcular arasında biri bile tavernayı dolduran kalabalığın Türk oluşunu hesaba katan küçücük bir jest, bir ufak sempati cümlesi sarf etmiyor. Jestler yine konuklardan geliyor, bizimkiler sahneye fırlayıp içlerindeki kurtları tepinerek atıyorlar; yanına yaklaşılmaz görüntülü Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı Nuh Mete Yüksel bile sahneye fırlıyor ve sirtakiye katılıyor...

Benzer bir durum, katılanların herbirinin 80 dolar ödeyerek izleyebildiği Michael Aslanidis ile Cemil İpekçi'nin ortak defilelerinde de görüldü. İzleyiciler iki stilistin kreasyonlarına nötr bir tepki verdiler; sanki 'dostluk ve işbirliği' kapsamı içerisinde yapılmış hoş bir etkinlik değil de, ne bileyim, izlemek zorunda kaldıkları öylesine bir olay... Ben bu hissi hemen o akşam aldım, ama ufak bir soruşturma bu hislerimde yalnız olmadığımı ortaya koydu...

Gezi Yunanistan'ın seçim sonrası telâşına denk geldi; yenilenen Meclis, bizim Atina'ya vardığımızın ertesi günü, fuar açılırken yemin töreni yaptı. Başbakan Simitis'in atadığı bakanlar da o gün görev yemini ettiler; canlı yayınla bütün dünyaya ulaştırılan törenlerde, her milletvekili ve bakan İncil üzerine el basarak 'kilise değerlerine sâdık kalma' sözü verdi. Fuarın açılışını yapması beklenen yeni sürecin mimarlarından dışişleri bakanı Yorgo Papandreu, bu yüzden, fuara ancak üçüncü gün katılabildi.

Gerçi cuma günü adalardaydık, "Atina'da Cuma namazı kılacak bir cami" arayışına girmemiz gerekmedi. Gerekseydi işimiz işti, çünkü onbinlerce Müslümanın ekmeğini kazandığı koskoca Atina'da Cuma namazı kılınabilecek bir cami yok. "Neden?" sorusunun cevabı Meclis'te edilen milletvekili yemininde gizli: Meclis'in sadâkat yemini ettiği kilise başka dinlerden insanların ihtiyaçları için ibadethane açılmasına izin vermiyor... 'İstanbullu Rum' Eva en son ne zaman kiliseye gittiğini hatırlamayacak kadar konuya kayıtsız, Ancak bir gerçek değişmiyor: Yüzde 99'u müslüman Türkiye, yüzde 97'si Ortodoks, yüzde 2'si Katolik Yunanistan'la iş tutuyor...

Emin olun, cep telefonuyla her an Türkiye'ye bağlanıp cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili gelişmeleri tâkip edemeseydim, bu renkli geziden size daha çoook izlenim yazıları çıkarırdım.


24.NİSAN.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...