YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Siyasi irade ve gerçek siyaset

 
"Milli çıkarları" göz önüne almadan, MHP'yi hükümet ortaklığından koparmak yönündeki bir strateji "kötü siyaset"tir.

 

Bugün yapılacak olan Liderler Zirvesi'nin sonucu merakla bekleniyor. Ancak herşeyin bu zirveyle açıklığa kavuşacağı, şu ya da bu yönde kaçınılmaz bir yön belirleneceği düşünülmemeli. Çünkü ülkeler, "stratejilerini" böyle "statik" anlara ve durumlara hapsetmezler.

Son dönemde sözkonusu tartışma konusu açısından önemli bir "yaklaşım" ya da "tutum" yanlışlığı dikkatimi çekiyor. Terör örgütü başının idam cezasının infazı "Türkiye-AB ilişkileri" ya da "terörün kazanacağı yeni boyut" gibi sınırlı, sınırlı olduğu için de yanıltıcı bir çerçevede ele alınınca, hatta bu konuda -şu ya da bu yönde- "hukukun gereği" gibi gerekçeler yeterlilik taşıyormuş gibi sunulunca, Türkiye açısından sağlıklı bir değerlendirme yapma olanağı azalıyor.

Hiç kuşkusuz, yukarıdaki etmenler bu işin belirleyici ögeleri arasındadır. Ama "infaz denklemi" bu etmenlerin yalnızca herhangi birinden, hatta hepsinin toplamından bile oluşmuyor. Bu denklemde temel belirleyen "Türkiye'nin milli çıkarları"dır. Asla "statik" bir değerlendirmeye konu olamayacak bu "milli çıkarlar" hangi yönde bir tutum saptanmasını gerektirirse, denklemin diğer etmenleri de bu çerçeve içinde bir işlev ve anlam kazanır.

"Türkiye'nin milli çıkarları" derken de içeriği istediği gibi doldurulabilir, herbir yöne kolaylıkla çekilebilir bir alandan söz etmiyorum. Türkiye'nin "kurumları" vardır. Dahası, tersi yönde ne kadar parlak savlar öne sürülüyor olursa olsun, bu kurumların bir "aklı" vardır.

Kurumlar ciddi bir değerlendirme yapar; bu değerlendirme sürecinde işleyen "kolektif akıl" en uygun sonucu saptar. Bir kez daha altını çizmek istediğim bir husus var: Varılan sonuç "statik" bir nitelik taşımaz, yalnızca içinde bulunduğumuz an için "konjonktürel açıdan" en anlamlı sonuç olarak işlev görür. Böylelikle de, "milli çıkarlar", her türden "yeni yön tayini"ne uygun bir esneklik taşıyan bu sonuçla "en üst düzeye" çıkarılır. Türkiye'nin "ana yönü" açısından da ciddi bir sıkıntı doğmaz.

Sözkonusu kurumlar arasında yer alan "siyasi partilerimiz" de bu konuda en büyük sorumluluğu taşıyor. Yalnızca bu konuda mı? Hayır! İnfaz sorununa gündemin ana maddesini oluşturduğu için ağırlık verdik. Peki hangi konuda? Herşeyden önce "siyasi irade" konusunda! Türkiye son bir buçuk yıldır milletin hemen her kesiminin lehine sonuç verecek önemli bir dönüşüm süreci yaşıyor. Bu süreç, Türkiye'nin hedefleri açısından, önemli bir özveri de gerektiriyor.

Mevcut hükümet yeni ekonomik-siyasal girişimlerle, yetersiz olmakla birlikte, belli bir "siyasi irade" sergilemeyi başardı. Bundan sonrasını nasıl getireceği, bu işten falanca parti lehine değil, Türkiye lehine başarılı bir sonuç çıkarıp çıkaramayacağı artık "genel siyasi iklimimiz"e bağlı. İşte bu çerçevede iki muhalefet partimizin konumu ilginçleşiyor.

FP, dün olduğu gibi bugün de temel açmazları olan "ekonomi" ve "dış politika" konusunda hiçbir netlik sağlayabilmiş değil. Sosyal Güvenlik Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaktan Türkiye-AB ilişkileri ve infaz sorununa kadar, "siyaseten pek parlak" görülebilecek, ama temelde çelişkin bir demeç burgacı içinde FP'nin ne dediği ve neyi hedeflediği anlaşılamıyor. Bu "eski siyaset"in toplumun yeni dinamikleri karşısında bir kazanım sağlayacağını düşünmek hayalcilik olur.

"Eski siyaset" "kötü siyaset"tir. Türkiye "kötü siyaset"ten çok çekti (Rahmetli Özal'ın "ben muhalefet olmam" deyişi hiç de boşuna değildi; "kötü siyaset" ehli bunda yalnızca "megalomani" gördü!). "Kötü siyaset"in en parlak örneğini ise bugün DYP veriyor. "Milli refleks"in doruğa çıktığı "Roma krizi" döneminde ve bunu izleyen seçimlerde "milliyetçilik"i bir kenarda unutan DYP, bugün aynı refleksin yansıması olan ve toplumun tamamını etkileyen "AB'ye giriş iradesi" karşısında dün unuttuğunu anımsayıveriyor birden: Böylesine "yanlış zamanda yanlış milliyetçilik" denir. İşin doğrusu için, MHP'nin "milli çıkarlar" doğrultusunda girdiği çözüm arayışına bakmak gerekiyor. "Milli çıkarları" göz önüne almadan, MHP'yi hükümet ortaklığından koparmak yönündeki bir strateji "kötü siyaset"tir. Ama daha kötüsü, Sn. Çiller'in "İkinci Demokrasi Programı"nın temel ilkelerini tümden unutmuş görünmesi. Yoksa mevcut ekonomik politikalar karşısında, "eksi büyüme" gibi eğreti bir tutamağa yaslanmaz, pekçok doğruyu -gururla kendi "programı"nı göstererek- kamuoyuyla paylaşırdı. Bu yaptığı da "gerçek siyaset" olurdu. "Kötü siyaset"in çekici tuzaklarına kapılmaz, muhalefette böyle bir riski göze alır ve bugün elde edemeyeceği bir siyasi kazanımın sahibi olurdu. Ama Türkiye'de hep "kötü siyaset" kazanıyor. Muhalefet partileri konumlarını yeniden değerlendirmeli. Çünkü Türkiye'nin artık "gerçek siyaset"e gereksinimi var; bu çaba iktidar partileri için de önemli dersler barındırabilir.

NOT: Değerli Yeni Şafak okurları; yaklaşık bir ay süreyle izne ayrılıyorum. En kısa zamanda bu köşede yeniden buluşmak dileğiyle "şimdilik hoşçakalın" diyorum.


12.OCAK.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Hakan ARSLAN

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...