YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Kültür

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.


Şark'ın şiiri HOLLYWOOD'A
meydan okuyor

İran sineması, son yıllarda Avrupa ve Amerika'nın hatırı sayılır sinema festivallerinde önemli ödüller alıyor. Hayatı bütün gerçekliği ve doğallığıyla beyaz perdeye aktaran İran sinemasındaki gelişmeleri ve İran'da sinemanın yerini, bu konuda yazılmış tek Türkçe kitabın yazarı Cihan Aktaş'la konuştuk.

Türkiye'de İran sinemasına ilişkin tek kitabı yazdınız. Girişte 'Ben sinemacı değilim' diyorsunuz peşinen. Sinemacı olmadığınız halde sizi İran sineması üzerine bir kitap yazmaya sevkeden sebep ne?

Bana öyle geldi ki sinema İran'da, müslümanların modernizmle sürdürdükleri gizli ve açık, sesli ve sessiz tartışmalarda ertelenen veya ihmal edilen soruların yüksek sesle sorulmaya başlandığı bir yeniden kurma alanıdır. Bu sinema hakkında dünyada sayısız kitap yayınlandı.

Sinema İran'da neye karşılık geliyor?

Leyla Ba Men est, 1996 Sinema bu çağın sanatıydı ve Ayetullah Humeyni bunu farketmişti. İdeolojik açıdan bakanlar sinemayı her zaman Sovyetler'de olduğu gibi bir propaganda aracı saymak istediler. Ancak sinema politikasını yönlendiren ekip bu konuda felsefi ve fıkhi bir birikime sahipti; "Sinema camii ve vaaz yeri değildir" diyorlardı. Ayrıca, geçen yıllar içinde "dini sinema" deyişi bile giderek daha bir ihtiyatla kullanılmaya başlandı. Bugün sinema, geleneksel ve dini değerlerine bir hayli bağlı olan İranlılar için, gelenekle modernliğin buluştuğu, tartışmalara girdiği serbest bir bölge durumunda. Ayrıca sinema İran gibi zor bir tecrübeye sahne olan bir ülkede sanatçılar için bir ferahlama alanı.

İran sinemasının başarısında şiirselliğinden başka sebepler de olabilir mi?

Bu filmlerde işlenen konular çok sade ve gündelik hayattan seçilme. Bu filmlerde gündelik hayatta gözden kaçan ve sıradan görünen insanlar, manzaralar, hadiseler ve anlar, insan ilişkileri evrensel bir dille gösteriliyor. "İlişki arayışı içinde bir sinema" deniliyor bir de. Kiyarüstemi'nin "Dostun Evi Nerede?" isimli filmi, Locarna'da bir sinema salonunda dakikalarca alkışlandı. Çünkü film, "Sen yalnızsın, ben de öyleyim, ama bir yerlerde dostun evi var ve biz onu aramalıyız" diyor, seyirciye.

Hollywood karşısında İran sineması ayakta kalmayı nasıl başardı?

Devrim, sanatçılara ve seyircilere yeni bir bakış açısı kazandırdı. İzlenen politikayla devrim öncesinin seks ve eğlence unsurlarının egemen olduğu film piyasası değişime uğradı. Dini kaygılar nedeniyle yabancı filmlerin ülkeye girmesinin sınırlanması, yerli sinemacıya yabancı rakipleri karşısında rahat bir çalışma ortamı kazandırdı. Yüzyılın başlarında tekfir edilen sinema bugün ulema tarafından 'Allah'a götüren yollardan bir yol' olarak tanımlanıyor.

İran sinemasının yurtdışı başarıları İran'da nasıl karşılanıyor?

Muhafazakarlar, kazanılan ödülleri yönetmenlerin batılı eleştirmenlere verdiği ödünlere bağlıyorlar. Bu görüşe karşı olan İranlı sinema eleştirmenleri, İran sinemasının yeni ufuklar gösteren bir sinema olduğu için ödüller kazandığı, hatta politik engellemeler nedeniyle layık olduğu konuma ulaşamadığı görüşündeler. Başarı ve kazanımlar, İranlılarda bir güven duygusu oluşturuyor. Sinema, devrimin başlarındaki söylemin donuklaşmasıyla birlikte kendi içine kapanan İran'ın dışarıya açılmasını mümkün kılan bir kanal olarak da önemseniyor.

Devletin desteği kontrolü de getiriyor mu?

1998'e kadar senaryoların bir kurul tarafından onaylanması gerekiyordu. Hatemi'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle gelen özgürlük havası sinemaya da yansıdı ve senaryoların denetimi uygulaması kaldırıldı.




Kağıda basmak için tıklayın.


ŞT'de bu hafta

HECE
Aylık Edebiyat Dergisi Hece'nin 2000 yılı ilk sayısı çıktı. Sayfalarını Hasan Aycın'ın çizgisiyle ve Ömer Lekesiz'in 'Hikaye, Öykü, Benöykü, Bencilöykü' adlı denemesiyle açıyor Hece. "İnanmak, "verili" bir hikayeye talip olmaktır; kayıtlı bir ontolojik bilgiyi, 'varoluş' biçimini, nedenini içeren bir "hakim olay örgüsü" (Takdir'e) katılmak ve onu gösteren "ana hikaye"ye (Hikmet'e) "en doğru/en güzel" hikaye olduğu için bağlanmaktır" diyor Ömer Lekesiz. Hece, Hüseyin Su'yun "Ayrılık Makamında Gönül Ezgisi", Mehmet Harmancı'nın "Üçleme" ve Güray Süngü'nün "Kuka" adlı hikayeleriyle devam ediyor. Abdurrahim Karadeniz "Kırılamayan" adlı denemesinde "sözlerdeki derinliğin hâl ile bağlantılı olduğunu anlatıyor. Muharrem Sevil "Sevda Duvarı"nda, medya gerçekliğiyle kendi gerçekliğimiz arasındaki duvarın sabitlenmesi üzerine yazıyor. Ali Göçer "Aladağlarda Arya Dinlemek" başlığıyla tuttuğu anılarını Hece okurlarıyla paylaşıyor.


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...