YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Çocuk(luk) ve bayram

Çocukları ve çocukluğumuzu bayram kelimesinin ifade ettiği anlamla adeta özdeşleştiririz. Sanki bayram sadece çocuklar içinmiş gibi. Öyle değil mi? Büyüklerin de çocuklaştığı, bir daha geri dön(e)meyeceği çocukluklarına doğru çıktığı yolculukta konakladığı yere tesadüf eden günün adı değil mi bayram!?.

Çocuktuk ve ellerimizi attığımız her yerde çiçekler açardı. Ellerimizi açtığımız yerde de aynı zamanda. Çünkü ettiğimiz her duanın kabul edildiğini bilirdik. Kabul edilmeyen duayı kendimizden bilmezdik.

Benim çocukluğumun bayramları hep güz ve yaz aylarına rastlamıştır. O çetin ramazanların sonlarından gelen, beklediğimiz bayramlar. İlle de ramazan bayramı. Ramazanların kahrına sanki o bayramlara kavuşmak için katlanıyorduk. Kolay mıydı günde 14-15 saat hiçbir şey yemeden içmeden durmak. Bayramlarda büyüklerin öpülen elleri ve karşılığında koparılan paralar. Çat kapı her evden topladığımız torba dolusu şekerler. Yapılan çörekler, dışarıdan gelen çeşit çeşit meyveler...

Alınan yeni giysilerle, ayakkabılarla yattığımız olmuştur. Ne geçmez gecelerdi damda yıldız sayarak uyuduğumuz o bayram geceleri. Kayan yıldızların çokluğunu uğursuzluğa yorar, başımızı yorganın altına gömerdik. Ve erkenden kalkıp camiye giderdik.

O günler ki...

Ozon tabakası delinmemişti daha. Ağaçlar bu kadar kesilmemişti. Hava kirliliği nedir bilmezdik. Tarlalar ürün vermekten yorulmamıştı. Saçlarımız ağarmamış, güneş altında yanmamıştık. Dedem ölmemiş, ninemin sesiyle uyanırdık sabah erkenden. Mark dolarları bilmezdik, kullandığımız liralardan verirdik ödünç istedikleri zaman. Gaz lambasının aydınlığında konuşurduk, saat oniki-birlere kadar televizyon seyretmezdik. Eskilerimiz vardı ve yenileri alındığı zaman sevinirdik. Terziden gömleği alırken bir yaka daha alırdık. Amcamın Almanya'dan getirdiği ceketleri, gömlekleri bir iki nesil giyerdi. Giyerdi ve eskimezdi bir türlü. Gâvur malı sağlam olur derlerdi. Şehre kamyonların üstünde giderdik. Dayıma 35 kuruşa Tekel tütünü alırdım. Yaktığımız odunu biz keserdik baltayla ve eşek sırtında taşırdık bir günlük yoldan. Arı duru derelerde çimerdik. Kadınlar çamaşırlarını deterjanla değil killi toprakla yıkardı. Komşuya giderken çıra yakardık. Düğünlerde halay çekerdik ve ateş etrafında sinsin oyunu oynardık. Lastiğimizin çatalını ardıç ağacından yapardık ve nefis kokardı. Keklik avına çıkardık Başkonuş yaylasına. Cebimizdeki çakılarla söğüt dalları yontardık dere kenarlarında. İlkokulda Amerikan yardımı olan süt tozundan pişirilmiş süt içerdik. Bunu öğretmenlerimiz mecbur tutardı. Ceplerimizde kara üzümün kurusunu taşırdık ve acıktıkça açlığımızı bastırırdık. Köyün yetişkinleri şehre gitmez ve gurbette çalışmak zorunda kalmazlardı. Köyde evlenirler ve köyde iş bulurlardı kendilerine. Şehrin kenar mahallelerinde tutunamazlardı çünkü.

Gem'e binerdik harman yerinde dön baba dön. Patöz, biçer-döğer yoktu daha ve harmanların kaldırılması aylar sürerdi. Sabahın arkasından giderdik, öküzleri meseslemek için. Heybenin gözlerini doldurarak tarlaya biderlik tohum ekerdik. Dağda davarları sağar ve teleme yapar yerdik. Turşuyu küpten yerdik. Tereyağını güttüğümüz davarlardan. Meyveleri dalından koparır ve sebzeleri biz yetiştirirdik çit çit.

Kurtuluş törenlerine katılırdık. Herbirimiz bir Sütçü İmam kesilirdi kardinal külahlı Fransız askerlerine karşı. Müslüman kadının çarşafına saldıran Fransızların üzerine çullanırdık oyun da olsa. Ve hıncımızı öylece alırdık. Teselli bulurduk böylece.

Siera marka bir radyo almıştı dedem ve ajans haberlerini dinlerdi. Yaman bir Halk Partiliydi ve İsmet İnönü'ye toz kondurmazdı. Beş vakit namazını kaçırmaz, hergün Kur'an okurdu. Ajans haberlerinde Nihat Erim, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmeddin Erbakan isimleri ne de çok geçerdi. (Ne tesadüf, bugün de aynı isimler çok geçiyor.)

Azdı, küçüktü, dünyamız dardı ama hayattan fazla şikayetimiz olmazdı. On kardeştik ve onumuz da bir anadan doğmuştu. Kendimizce mutluyduk. Paylaştıkça büyüyen güzel komşularımız ve komşuluklarımız vardı. Komşumuzun tavuğuna kış demezdik.

Bugünün çocukları için de bayram aynı bayram, kurtuluş aynı kurtuluş, çocukluk aynı çocukluk mu bilmiyorum. Yoksa Sezai Karakoç'un dediği gibi, herkes için "Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi" mi?


12.OCAK.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...