| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Almanlık tamam, sıra Türklük'te
Milliyet'ten Şahin Alpay, yüzyılın ilk iyi haberi olarak Almanya'da 1 Ocak'tan itibaren yürürlüğe giren yeni vatandaşlık kanununu aktarıyor. Bu kanunla birlikte Almanya'da kan bağı esasına dayalı vatandaşlık tarih olmakta ve başta sayıları milyonları aşan Türkler olmak üzere bu ülkedeki yabancıların vatandaşlık sorunları büyük ölçüde çözüme kavuşmaktadır. Yeni vatandaşlık kanunu bilindiği gibi Sosyal Demokrat-Yeşil koalisyonun bir ürünüdür. Demek ki, apaçık delili ortada duran bu uygulamadan hareketle, ülkemizde de pek revaçta olan ve "ekonomik" ve "kültürel" olanı haddinden fazla yücelterek politikada "sağ/sol" ayrımının "yeni dünya düzeni" ile ortadan kalktığını iddia eden analiz ve manifestolara o kadar da rağbet etmemek gerekmektedir. Karşımızda duran yeni Alman vatandaşlık kanunu "sol"u "sağ"dan ayıran, herşeye rağmen "sol"a temel özelliğini kazandıran farklı politikaların tarih olmadığının iyi bir örneğidir. Almanya'da "vatandaşlık" sorunu etrafında şimdiye kadar yaşanan tartışma ve uygulamalar göstermiştir ki, böyle bir kanun ülkedeki "sağ"ın eseri olamazdı. Almanya'nın bu ülkeyi ikinci vatan bilmiş yabancılarla ilgili politikası zaten, nihayet değişmiş olan eski vatandaşlık kanunu yürürlükteyken bile, komşularına -özellikle de Fransa'ya- kıyasla çok daha umut vadediyordu. Ülkedeki göçmenlerin ikinci kuşağı zaten hiç değilse iki dönemdir Federal Meclis'te bile temsil ediliyor, eyaletler ölçeğinde birçok Türk kökenli Alman zaten çok yaygın olarak politika yapıyorlardı. Görülüyordu ki, Fransızların her zaman yoğun eleştirisine konu olmuş olan "kan bağı" sorununa rağmen, Almanya'da işler Fransa'dakine göre çok daha iyi gidiyordu. Fransızlar, iki de bir Renan'ı hatırlayarak ve hatırlatarak ülkelerinde "millet"in her zaman "sürekli bir plesibit" olarak tanımlandığında ve "Cumhuriyetçi Okul" dolayımıyla gerçekleşen "entegrasyon"u esas aldıklarında ısrar etseler de, uygulamalara bakacak olursak "entegre" edilenleri şimdiye kadar ne yazık ki Millet Meclisi'nde görememiştik. Yani, artık "göçmenler"i dikkate almadan düşünülemeyecek olan AB'nin oluşumunda, "teorik" olarak haklı ama "pratik"te "eski" olan Fransa'nın karşısında, "teorik" olarak eleştiriye ve suçlamaya açık ama "pratik" olarak yeniye açık bir Almanya vardı. Şimdiye kadar gördük ki, vatandaşlık söz konusu olduğunda Fransızlar'da "laf çok" ama çağa uygun uygulama sıfırdı. Fransa'da bu sınavda sınıfta kalanlar Almanya'da olduğu gibi yalnızca "sağcılar" da değildi; Mitterand ile başlayan "sosyalist tarih"te de bu konuda parlak sayfalar yok. İnsan ve vatandaşlık haklarıyla ilgili olarak Fransız Devrimi ile başlayan Fransız/Alman polemiği, 2000 yılına girerken, Herder'in çocuklarının gelişen dünyayı Rousseau'nun çocuklarından daha doğru ve adaletli okuduklarını gösteriyor. İsterseniz, vatandaşlık sorunuyla ilgili bir metin de bizden verelim. Yalçın Bayer'in Hürriyet'teki köşesine sıkışmış olan bir yüksek mahkeme kararından "Türklük"ün tanımını okuyoruz. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 25.6.1999 gün ve 1665-1980 sayılı kararından aynen: Türklük tanımı: "Türk milletini meydana getiren; insani, ahlaki, dini, tarihi değerler ile milli dil, milli duygular, milli geleneklerden meydana gelen milli manevi değerler bütünüdür." (!) Bu öyle bir "tanım" ki, hani neredeyse eksiksiz bir "totoloji" örneği. Yani "kuş kuştur" demek gibi bir "tanım"la karşı karşıyayız. Ona ne şüphe, tabii ki "kuş kuştur" ve de "Türklük Türklük'tür"! Bravo doğrusu, Almanlar bile bu kadarını başaramamışlardı...
kbumin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|