| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
'Suriye'ye su vermeyiz' diyenlere küçük bir not...
Türkiye'de gündem, Apo'nun asılması ya da asılmaması meselesine kilitlenmişken Ortadoğu'da Amerika'nın koordinatörlüğünde yürütülen barış çalışmaları ilerliyor. İsrail'in Suriye ile barış masasına oturması ve Golan tepelerinden çekileceğini beyan etmesi bölgede barış umutlarını hayli artırdı. Görüşmeler devam ederken işin başka bir boyutu daha ortaya çıktı. İsrail su ihtiyacının yüzde 14'ünü Golan tepelerindeki kaynaklardan temin ediyordu. Golan tepelerini Suriye'ye bırakırken bu kaynaklardan tamamen yoksun kalmak istemiyordu. Ürdün'le yaptığı su anlaşmasının bir benzerini Suriye ile yapmak ve bu kaynakların hiç olmazsa bir bölümünden yararlanmaya devam etmek istiyordu. Amerika'nın da bu yaklaşıma sıcak baktığı anlaşılıyordu. Fakat geriye Suriye'nin su sorununun güvenli bir biçimde karşılanması meselesi kalıyordu. Bunun yolu ise Türkiye ile Fırat'ın sularının Suriye'ye akışı konusunda bir anlaşma yapmaktan geçiyordu. Yani Suriye Fırat'ın suları konusunda güvence istiyordu. Türkiye'nin sınır ötesine bıraktığı saniyede 500 metre küp su kuşkusuz yeterliydi, ama bu suyun garanti edilmesi gerekiyordu. Suriye'yi görmeden suyun ve özellikle Fırat'ın bu ülke için ne kadar önemli olduğu anlaşılamaz. Fırat nehri, Suriye'nin toplam su ihtiyacının neredeyse yüzde 60-70'ini karşılamaktadır. Suriye bu hayati su kaynağının sularını hovardaca kullanmakta, eski sulama tekniklerini terketmemekte ve eski model barajları yenilemekte ağır davranmaktadır ama, bu durum onun bu suya olan bağımlılığını azaltmamaktadır. Bu noktada, geçmişte hep Suriye'nin, su kartına karşılık Apo'yu kullandığı söylenegelmiştir. Tam tersi, Türkiye'nin de su kartını Suriye'ye karşı bir koz olarak kullandığı imajı verilmek istenmiş, hatta zaman zaman, Apo nedeniyle, 'barajların ağızlarının kapatılarak Suriye'nin susuz bırakılabileceğinden ' dem vurulmuştur. Bunu ciddi ciddi söyleyen devlet adamlarına, politikacılara rastlanmıştır. Turgut Özal zamanında Suriye ile bir su protokolü yapılarak saniyede 500 metreküp su ifadesi ilk kez telaffuz edilmiştir. Aynı protokolde, ilerde Suriye ile bu konuda bir anlaşma imzalanacağı ifade edilmiştir. Daha sonra işbaşına gelen hükümetler bu protokolda yazılanları dikkate almamış Suriye ise sürekli güvenli bir anlaşmada ısrar etmiştir. Ama bir yandan da Apo kartını elinde tutmayı sürdürmüştür. Kuşkusuz Türkiye ile Suriye arasındaki gerginlik ve Suriye'nin kendisini güçlü kuzey komşusu karşısında rahat ve güvende hissetmemesi Ortadoğu barış görüşmelerinin gidişatını da olumsuz etkilemiştir. Oysa bir anlamda, Ortadoğu'da inşa edilecek barışın kilidi Suriye'dir ve Suriye ile anlaşamayan İsrail'in Ortadoğu'da kalıcı bir barış tesis etmesi ve kendini güvende görmesi mümkün değildir. İşte bu noktada Apo'nun Suriye'yi terketmesi gerçekleşmiştir. Ortadoğu'da, barındırdığı teröristlere, isyancılara, ülkesinde başkaldıran muhaliflere sahip çıkmakla ünlenen Suriye bir çırpıda 17 yıldır koruduğu, destek verdiği ve uğrunda Türkiye ile ilişkilerini bozduğu Apo'yu harcayıvermiştir. O zamanlar Türkiye'de bu gelişme, 'Suriye'nin Türkiye'nin askeri tehdidinden korktuğu' şeklinde yorumlanmıştır. Oysa işin içinde ABD'nin olduğu, daha Apo Rusya'ya henüz varmışken Başkan Clinton'un, Suriye lideri Hafız Esad'a gönderdiği teşekkür mesajı ile ortaya çıkmıştır. Daha sonra da herkesin bildiği gibi ABD Öcalan'ı paketleyip Türkiye'ye teslim etmiştir. Çünkü Ortadoğu barış sürecinde PKK'nın ayak bağı olmasını istememiştir. Kuzey Irak'ta geçici de olsa bir stabilizasyon ve Suriye ile Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesini amaçlamıştır. Barış sürecine giden yoldaki engeller birer birer kaldırılmaktadır. Tabii bu arada, Golan tepelerinin Suriye'ye iadesi sırasında İsrail'in su ihtiyacı ile Suriye'nin düzenli ve güvenli kaynaklara sahip olması meselesinin de Fırat'ın suları ile halledilmesi düşünülmüştür. Şimdi bu gelişmeleri görmezden gelenler, Ortadoğu barış görüşmelerinde sık sık gündeme gelen Fırat'ın suları meselesi konusunda eski türküleri söylemek istemektedirler. 'Türkiye yeterince su bırakmaktadır, daha fazla veremez' demektedirler. Suriye ise daha fazla su değil, bu su için güvence istemektedir. Ve ABD de bu güvenceyi Türkiye adına Suriye'ye vermiş, karşılığını da Apo'yu Türkiye'ye hediye ederek ve Avrupa Birliği'ne adaylığını destekleyerek ödemiştir. Türkiye'nin bu aşamada, tıpkı Kuzey Irak meselesinde olduğu gibi fazlaca yapacağı bir şey yoktur. Kuzey Irak konusundaki çekincelerini ve tedirginliklerini nasıl geri çektiyse, önümüzdeki dönemde Suriye ile bir su anlaşması yapması da beklenmelidir. Zaten doğrusu da budur. Türkiye, 2000'li yılların en stratejik konusu olacak olan su meselesinde yeni bir politikalar üretmek durumundadır. Yoksa sadece Fırat'ın sularında değil, Dicle'nin sularında da çeşitli uluslararası baskılara maruz kalabilir. Nitekim Hasankeyf'te yapımı planlanan Ilısu Barajı'nda olduğu gibi, kredi verecek olan yabancı devletler ve onların teminatına bağlı şirketler çeşitli şartlar ileri sürebilirler. GAP'ın önemli yatırımlarından Ilısu Barajı, tarihi Hasankeyf'i yokedeceği için yabancı yatırımcılar verecekleri kredileri şimdilik durdurmuş bulunuyor. Yabancı yatırımcıların bazı şartları var. Günümüzde sadece kendi insanınıza karşı hor davrandığınız zaman değil, kendi tarihi değerlerinize ve kültürünüze kötü davrandığınız zaman da uluslararası reflekslere, tepkilere, yaptırımlara hedef olabiliyorsunuz.
Ilısu Barajı ile ilgili son gelişmeler ve yabancı yatırımcıların şartları gelecek yazıda...
kduzgoren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|