YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

İstikrar demokrasiyi yutmaya devam ediyor...

 
Devlet tarafından etkisizleştirilmeye devam edilen siyaset, bu faaliyetten rahatsız olmadığını beyan eden davranışlarını sürdürmeye devam etme kararlılığında görünüyor.

 

Görünürde yürütülen tartışmalar, bazen kafa karıştırıyor ve siyasetin etkinliği konusunda yanlış analizlere sebep oluyor. Bu bakımdan, Yeni Şafak'ın dünkü manşeti de yanlış yerde durmuş... Öncelikle siyasete bu kadar bir manevra alanı verdiği, siyasetin bu derece bir etkinliği olduğunu içerdiği için bir yanlışlık bu, ikincisi de cumhurbaşkanlığı konusundaki formüllerin, siyasetin birazcık oynama alanı olsa "bile" bu şekilde oluşmasının mümkün olmaması bakımından bir yanlışlık bu. Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olacak olan anlı şanlı 12 Ocak zirvesi bugün sonuçlandığında, MHP tabanına mesaj vermiş, DSP ve ANAP rahatlamış olacak. Öcalan'ın idamı Başbakan marifetiyle bir yerlerde bekletilmeye devam edecek...

Siyasetin bir yok hükmüne dönüşmesinin devletten kaynaklanan tazyiki olanca hızıyla devam ederken, bunun destekçisi olmaya büyük bir şevkle devam eden siyaset kurumunun siyasetsizliği de kronikleşmeye devam ediyor. Öcalan meselesinde de cumhurbaşkanlığı konusunda da siyasi partilerden yansıyan görüşler hiçbir derinlik taşımıyor çünkü. Partilerin iç işleyişinin bir tezahürü olarak da algılanabilecek "raporlar" bildik şeyleri tekrarlamaya devam ediyor. Öcalan meselesi "resmî raporlar"ın neticelerine ve tekliflerine "terkedilmiş" durumda. Cumhurbaşkanlığı konusunda da böyle resmî raporlar var mı bilemiyoruz, ama olsa da olmasa da Yeni Şafak'ın manşetinde kastetildiği gibi olmayacağını, bu işin siyasetin pazarlıklarına bırakılmayacağını biliyoruz. Hele de yeni hükümet formüllerinin 28 Şubat süreciyle cendereye girmiş ülkeyi rahatlatabileceğini söylemek mümkün değil. 28 Şubat sürecinde siyaset-bilmezlikleri yüzünden ellerindeki iktidarı demokrasi lehine işletemeyen hükümet ortakları bugün muhalefeti temsil ediyor ve yeni hükümet formülleri bunların dolayımında mümkün olabiliyor. Öyleyse, yüzeydeki bütün ateşli tartışmalara rağmen, gerçekte sıkıcı bir devamlılık sözkonusu.

Devlet tarafından etkisizleştirilmeye devam edilen siyaset, bu faaliyetten rahatsız olmadığını beyan eden davranışlarını sürdürmeye devam etme kararlılığında görünüyor. DSP ve MHP, kimliklerini "uyumlu" olmaya endekslemiş durumdalar. Neye uyum bu peki? Tabii ki siyasete ve demokrasiye değil, "resmî raporlar"ın istikrar taleplerine uyum. ANAP zaten bu güç denklemine ayak uydurmaktan başka bir seçeneği aklından bile geçirmiyor. Hatta durumu diğer iki ortağından daha dramatik. Çünkü diğer ikisi hiç yoktan hem "insanı dışlayan cumhuriyet"ten bahsedip hem de bunun tam teşekküllü örneği olan bir hükümete dahil olmak çelişkisine düşmüyorlar. Öte yandan, DYP'nin artık bütün söylemsel demokratlığına rağmen, bu "uyum" çerçevesindeki güç ilişkisine dahil olmaktan başka bir hedefi kalmadığı görülüyor. Bekasını tam olarak buraya kilitlemiş durumda DYP. FP ise çok istediğinden değil ama "mecburen" muhalif bunlara. Bu yüzden, siyasetin "yararlandığı" metinler olmaktan çıkıp, "dayandığı" ilkelere dönüşmüş olan resmî raporların, en kritik konulardaki gücünü, devletin tazyikinden değil, siyasetin davetinden aldığı gittikçe daha açıkça görülüyor.

Problem, siyasetin işlemesiyle iktidara yürüme arasındaki ilişkinin kısa devre yaptığı yerde duran partilerin varlığının, "post-modern darbe" ile denk gelmesinde. Eğer darbe olsaydı ve partiler silinseydi, demokrasiye geçmenin bir başlangıç tarihi olacaktı ve bu da siyasetsizlikle inşa olmuş olsa bile siyasi partilere şeklen bir manevra kabiliyeti verecekti. Oysa, darbe değil post-modern darbe oldu ve siyaset şeklen bitmediği için bir başlama tarihi de gözükmüyor. Bu noktada siyaseti gerçekten işletmek siyasi partilere düşerken, siyasi partilerin siyasetten çok iktidar denklemlerine dahil olmaya "ayarlanmış" olmalarından dolayı bu mümkün olmuyor. Böylece siyaset şeklen varolurken, gerçekte yokolduğunu gizleyebiliyor. Gerek Öcalan konusunda, gerekse cumhurbaşkanlığı konusunda yürütülen tartışmalar bu "gizleme faaliyetinin" perdeleri olmaktan başka bir şey değil. Bu konular siyaset kurumuna sorulmuyor. Zaten siyaset kurumu da böyle bir talepte bulunmuyor. En fazla talep, Meclis Başkanı Murat Sökmenoğlu'nun ifade ettiği şekilde "resmi raporlar"dan Meclis'in bilgilendirilmesini istemekten ibaret. 12 Ocak öncesi yaratılan siyasi gürültü tüm bir abra-kadabra. Çünkü mesele açık, durum vahim...


12.OCAK.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...