YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Halkın payına acı düştü

 
Devlet adamlarımız bir biçimde işin içinden sıyrılıyorlar. Kimisinin payına "zafer" düşüyor, kimisinin payına "kritik zamanlarda ortaya konan devlet adamlığı..." Kimisi Cumhurbaşkanlığı hesaplarına zemin çıkarıyor kriz içinden, kimisi köşe başlarında medya desteği...

 

Sıfıra sıfır, elde var 30 bin can kaybı ve milyarlarca dolarlık milli servet hebası...Devletimiz en sonunda, ülkenin âli menfaatleri için gerekli olanı bulup, liderlere telkin etti ve Apo ülke hizmetine girdi...

30 bin candan 20 binden fazlası Doğu-Güneydoğulu annelerin çocuklarıydı. "Kürt meselesi"ni halletmek için canlarını ortaya koymuşlardı, Öcalan'a "komutan" olarak inanmışlardı, sonunda Öcalan "yanılmışım, ben aslında Cumhuriyet'e hizmet için yaratılmışım" dedi ve canını kurtardı. Daha da yapacağı epeyce hizmet var, yeter ki canı kurtulsun... Can tatlıdır. Ya Apo'ya inanıp, dağlarda canını veren Doğulu çocuklar, ya onların anneleri? Bir "komutan" hatası için bu kadar can vermek fazla görülmemeli değil mi? Apo doğurmadı ki onları, cepheye sürerken içi sızlasın... Öl aslanım, haydi aslanım!

Acını annen-baban yaşar nasıl olsa...

Şehid annelerinin acılarını görüyoruz, yaşıyoruz. Acıları ile Apo'nun asılması arasında nasıl da bağlantı kurdular... Onlar o halet-i ruhiyeye nasıl sürüklendi? Apo asılınca çocuklarının acılarını unutacaklar mıydı? Yürekleri soğur muydu? Yüreğine evlâd acısının ateşi düşmüş bir annenin yüreğini soğutacak ne olabilirdi? Kenya zaferi(!)yle onlara heyecan pompalayanlar, Avrupa'ya karşı kamuoyu oluşturmak için onları taa Bandırma'lara, mahkeme salonlarına sürükleyenler, ekranları gözyaşlarına boğanlar, şimdi onlardan nasıl sakin olmalarını isterler?

-Gitme oğlum Bülent, diye çırpınıyor cenazenin arkasından bir anne...

Hayır gider sevgili anne, gider ve acısını bırakır yüreğine... Halkın payına acı düşmüştür çünkü...

Devletimiz sağolsun, varolsun, her işin doğrusunu biliyor... Gerektiğinde MİT raporları haldır haldır dökülüyor . Aman Allahım, Cumhurbaşkanımızdan Başbakanımıza herkes seferber oluyor... Öcalan'ın kurtulması milli bir dâvâ haline geliyor. Öcalan'ın cezalandırılması ise, neredeyse vatana ihanet...

Ah 30 bin can, nerdesiniz şimdi, olan bitene nasıl bakıyorsunuz?

16 yıldır kendi topraklarımızda süren düşük yoğunluklu bir savaş... Tam da bu kadar mı sürmesi gerekiyordu bu savaşın? Bu kadar uzun sürmesinde, devlet adına karar verip icrada bulunanların hiçbir kusuru yok mu? Daha az insan ölemez miydi? Bunları sormanın anlamı yok değil mi? Yok, çünkü sorumlusunu bulma imkânı yok...

"Komutan" kurtuldu ya!

Oradan asker seslenip duruyor:

-Bu iş sadece askeri bakımdan sonuç almakla olmaz. İşin sosyal, ekonomik, kültürel boyutu var. Siyasi kadrolar bu konuda ciddi adımlar atmalı...

Ne yapıldı bunca yıldır Doğu-Güneydoğu'da? Ne değişti? Hastalar gene kızakla gelmiyor mu kara saplanmış köyden kasabaya? Taze gelinler yollarda doğurmuyor mu bebeklerini? Çocuklar okul yüzü görebiliyorlar mı? Devlet asıl burada, halkın üzerinde şefkat kanatları gerilmesi gerektiği zaman olmalı değil mi?

Sıfıra sıfır elde var hüzün, elde var acı... Kaybeden Doğu-Güneydoğu değil ki sadece, kaybeden bu ülkenin taa kendisi... Kaybeden bu ülkenin çocukları...

1997 Şubat'ından bu yana, devlet adına sürdürülen bir başka iç mücadeleye sahne oluyor Türkiye... "İrtica ile mücadele" bu... Devlet "iç tehdit" değerlendirmesi yaptı, hedefi belirledi ve vurmaya başladı... Aman Allahım, ne yaman bir düşman idi bu... Ayıkla ayıkla bitmiyordu. Üç yıldan bu yana dağlarda değil belki, üniversite kapılarında, devlet dairelerinde ne kıyımlara tanık oldu ülke...

Şu an, uluslararası bir desteğe sahip olmadığı için gündeme gelmiş değil, ama o alanda, halkın bağrında müthiş bir acı yoğunlaşması olduğunu biliyoruz. Ankara'ya, İstanbul'a, Erzurum'a, Konya'ya okusun diye gönderdikleri çocuklarının yıkılmış, bunalmış, erimiş, öfkeli, aciz, iki gözü iki çeşme geri döndüğünü gören annelerin acısı, babaların yutkunması... Tıpkı şehit annelerinin acısı, babalarının yutkunması gibi...

Devlet adamlarımız bir biçimde işin içinden sıyrılıyorlar. Kimisinin payına "zafer" düşüyor, kimisinin payına "kritik zamanlarda ortaya konan devlet adamlığı..." Kimisi Cumhurbaşkanlığı hesaplarına zemin çıkarıyor kriz içinden, kimisi köşe başlarında medya desteği...

Apo bile, 30 bin canın ardından "ülkeye hizmet eden adam" payesi ile ödüllendiriliyor. Kısa zaman sonra ona saygı duymaya bile başlarsak şaşırmamamız lâzım...

Elhasıl onlar eriyor muradlarına...

Acılar yalnız annelere kalıyor.

Doğu-Güneydoğulu annelere...

Şehid annelerine...

28 Şubat mağdurlarının annelerine...

Kimbilir belki bir gün, devletin zihniyetinde bir reform gerçekleşir ve çocuklar bu kadar can vermeden, gençler bu kadar ömür törpülemeden, anneler bu kadar acıya garkolmadan ülke yönetmenin bir yolu bulunur. Bedeli gencecik çocukları "dâvâ" diye dağlara sürenler öder, sağlıklı bir politika oluşturulamadığı için ülkeye yıllarını kaybettirenler, ülke içinde sürekli tehdit odağı üretenler öder...

Yemen türküsü okuya okuya yürekleri eridi annelerin, yeter artık...


15 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...