| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
RTÜK... sansürcü başı
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, sessiz ve derinden, tam bir Abdülhamit sansürü uyguluyor. Kartel'in canı yanmadığı için, basın özgürlüğünü pek hatırlayan da yok. Kanal D veyahut ATV bir gün kapansa, yeri göğü inletenler, radyolar üç ay veya bir yıl yayın yasağına uğradığında sus pus oturuyor. Radyo ve televizyonlar üzerinde, basından farklı olarak, daha sıkı bir denetimin olmasını tabii karşılayabiliriz. Hatta bir veya iki günle sınırlı tutulan yayın durdurma cezalarını bile, terbiye edici bulabiliriz. Ama radyoları, üç beş ay, hatta bir sene susturmak neyin nesi? Hem de, gazetelerde çıkan yazıları okudukları için. Tanklı demokrasi
Dünkü Yeni Şafak'ta Bilâl Çetin imzasını taşıyan bir haber ilgimi çekti. "RTÜK, Yeni Şafak ve Akit'te çıkan yazıların okunduğu iki radyoyu cezalandırdı" deniliyordu haberde. Baktım, Özel FM'in 60 gün kapatılmasına yol açan, benim 23 Kasım tarihli köşe yazım: Ne zaman tank lafı açılsa, demokrasiyi hatırlarım. Sadece, Gobaçov'a karşı harekete geçenleri durdurmak üzere Yeltsin, tankın üzerine çıktığı için değil. Başka bir sebeb daha var. Türkiye'de demokrasinin ırzına, tankların, büyük caddelerde görünür hale gelmesiyle, geçilmiştir daima. Son olarak, Sincan'daki "ince ayar" ile de, demokrasimiz azıcık hamile bırakılmıştır. Yeltsin, tankın üzerine çıkarak rejimi kurtarmıştı. Demirel'e 12 Eylül'de niçin Yeltsin gibi davranmadığı sorulduğunda "Ben Gorbaçov'dum; yani beni devirdiler. Siz,Yeltsin olmalıydınız" diye nasihat etmişti. Ama sonra 28 Şubat'ta Yeltsin olma fırsatı eline geçti. Buna rağmen, Sincan'da tankların "ince ayar" yapmasına seyirci kaldı. ...Türkiye, azınlıkların hakkını teminat altına alırken, 12 yaşından küçük Müslüman çocuklarına, din eğitimi verilmesini suç sayıyor. Bu yasak kış aylarında, 15 yaş sınırına kadar yükseliyor. Helsinki Senedi ve sonraki belgeler, fertlere inançlarını serbestçe yaşama teminatını tanırken, Müslüman genç kızlar başları örtülü olduğu için, üniversitelere gidemiyor. Böyle bir baskı, Bulgaristan veyahut Yunanistan'daki Müslüman hanımlara ve çocuklara uygulansa, kıyameti koparırdık. Dindar insanımızı kendi öz vatanında gurbete düşürdük.>> Bu yazının neresi zülfiyare dokundu diye sorduk, soruşturduk. "Türkiye'de demokrasinin ırzına tankların büyük caddelerde görünür hale gelmesiyle geçilmiştir daima... Son olarak Sincan'daki ince ayarla da demokrasimiz azıcık hamile bırakılmıştır... Dindar insanımızı kendi öz vatanında gurbete düşürdük" cümleleri, RTÜK tarafından, 4'üncü maddenin (j) bendinin ihlâli olarak değerlendirilmiş. (j) bendi, "Kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliği taşıyan yayınları" yasaklıyor. Peki 27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de ve son olarak 28 Şubat'ta tanklarla demokrasinin ırzına geçildiği yalan mı? Hiçbir demokratik ülkede, tankların ana caddelere çıktığı görülmüş müdür? Ana caddeye tehdit unsuru olarak çıkıp, politikacıları evlerinden toparlayıp götürdükleri, tank refakatinde radyoevini basıp darbe mesajları okunduğu doğru değil mi? Azınlıklar ve diğerleri
Azınlıklara baktıkça, "Müslümanlar, kendi öz vatanlarında gurbete düşmüş" gibi bir hisse kapılmıyorlar mı? Sinegoglarda, ilköğretim çağında veyahut daha da erken, Musevi çocuklar dini eğitim görebiliyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın da onayı ile, hahambaşlarca hazırlanan ve sinegoglarda okutulan dersler tesbit edilmiş: "Allah'a şükür duaları; Sabah mezmurları, Şema duası; Cumartesi günü mezmurları; sabah namazı birinci kısım, ikinci kısım, üçüncü kısım, akşam namazı; yatsı namazı; bayramlara ait ilahiler vs.." RTÜK, Musevi çocuklara da, sekizinci sınıfı tamamlamadan, dinlerinin öğretilmediğini söyleyebilir mi? Söyleyemezse, azınlığa tanınan haktan, çoğunluk dininden ve mezhebinden olan bir çocuğun faydalanmamasını nasıl izah eder? Bu kişilere, kendi öz vatanlarında gurbete düşmüş demek doğru değil mi? Akit'ten nakil
Marmara FM'e 30 günlük kapatma cezası ise, Akit'te yayınlanan bir başka yazı dolayısıyla verilmiş. O yazı da gerçekleri yansıtıyor: "Cumhuriyet rejiminin evrensel değerlerini hiçe sayan sistem, 28 Şubat süreciyle, gözle görülür bir ivme kazandı. Çevikleşti, atikleşti. Yeni bir sistem bulmak gerekirse, çevik sistem, atik sistem oldu. Başın örtülü, okulda okuyamazsın. Başın örtülü, basın kartı alamazsın. Başın örtülü, memur olamazsın. Ama yakının şehit olursa, sana madalya takarım. Başın örtülü Meclis'e giremezsin. Fakat vergi ödemesini tıkır tıkır yaparsın." Halkın hislerine tercüman olan yukarıdaki satırlar da (g) bendine aykırı görülmüş: (g) bendi: "Toplumu, şiddet, terör etnik ayırımcılığa sevk eden, toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınları" yasaklıyor. Bunlara hem suçlu hem güçlü denir. Bir yandan başörtüsü zulmünü yapacaksınız, fakat durumu tesbit eden bir makale radyoda okundu mu, yayın organına üç ay hatta bir yıla varan kapatma cezası vereceksiniz. Cezalar
Şu cezalara bakın: Mesaj FM ile Şanlıurfa'da yayın yapan Medya FM'e 365 gün durdurma cezası verildi. Seher FM ise 180 günlük ceza yedi. Özel FM 60 gün, İstanbul Marmara FM ve İzmir'deki Demokrat Radyo 30'ar gün yayın durdurma cezası aldılar. (12 Ocak 2000-Yeni Şafak). RTÜK'te bu uygulama ekim ayında başladı. 6 Ekim ve 12 Ekim 1999 tarihli toplantılarda, ilk defa belirli eğilimdeki radyolar (Moral FM, Akra FM ve Radyo Nur) 90 gün süreyle yayın durdurma cezasına çarptırıldı. Bu ilk yoklamaydı. Baktılar ki ses çıkmadı, yasakçı zihniyet engelsiz koşuya başladı. Cezalar bir yıla kadar uzadı ve sıklaştı. Moral FM'de, eski AP milletvekillerinden Osman Demirci yorum yapıyor. Bir yorumunda, depremin Allah'ın cezası olduğunu belirtiyor. RTÜK'ün Moral FM'e yayın durdurma cezası vermesinin sebebi bu yorum. Deprem felâketini Allah'ın takdirine bağlayan Akit'in bir haberi de, uzun süreli bir başka cezanın vesilesini teşkil ediyor. Acaba, "Deprem, Allah'ın takdiri değil" mi? Peki, 13 Kasım 1999 tarihli Sabah gazetesi Düzce depreminden sonra, "Acı Allahım" diye manşet atmadı mı? Yoksa söz konusu Sabah olduğu için, Nasrettin Hoca'nın kayırmacılığı ile "Yakışıyor haspaya" mı demeliyiz? RTÜK'ün tavrı
RTÜK'teki bu tavır değişikliğinin, Başkan Kutlu Savaş'ın Milli Güvenlik Kurulu toplantısına çağrılmasından sonra meydana çıktığını hatırlatmak isterim. Galiba bazı RTÜK üyeleri, sandalyelerini koruyabilmek için, kolayca ilkelerini çiğneyebiliyorlar. Merak ettiğim konulardan biri de şu: RTÜK bünyesinde bulunan "Yayın İzleme ve Değerlendirme Dairesi kimlerden oluşuyor?" İzleme raporları, kimler tarafından nasıl RTÜK'e ulaşıyor. Başbakanlık Takip Kurulu veya Batı Çalışma Grubu RTÜK'e rapor gönderiyor mu? RTÜK'e gelen raporlarda, bazı askerî zevatın şikâyeti de bulunuyor mu? Aynı haber ve yorum basında yayınlanınca suç sayılmıyor; bu yazılar hakkında dava açılmıyor da, nasıl radyolar aylarca kapatılabiliyor? Bu nasıl iş? Böyle bir uygulama Kopenhag şartlarına uyuyor mu? Tekrar soruyorum, sizin demokrasiden anladığınız yegâne şey Apo'yu asmamak mı?
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|