| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Cumhurbaşkanı seçimleri
Türkiye'de cumhurbaşkanı seçimleri her zaman sorun olmuştur. Parlamenter sistem içinde sembolik bir rolü bulunan cumhurbaşkanının seçilmesinin aslında olağanüstü bir soruna dönüşmemesi gerekirken uygulamada ciddi sorunların ortaya çıktığı, devlette ciddi bir güç ve etkinlik mücadelesine dönüştüğü, egemenlik yarışının yaşandığı, bir kesimin üstünlük kurma yolunda konumunu berkittiği bir arena görünümü vermiştir. Bu durumun öncelikle anayasal ve hukuksal yapımızla ilgili olduğu âşikardır. 29 Ekim 1923 tarihinde Anayasa'da gerçekleştirilen değişikliğe göre "Türkiye Reisicumhuru", TBMM üyeleri tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilecekti. Tekrar seçilmek mümkündü ve görevi yenisi seçilene kadar devam edecekti. (Madde: 10). Bu düzenlemeye göre TBMM Başkanı Mustafa Kemal, anayasa değişikliğinin gerçekleştirildiği gün Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Bir yıl sonra anayasa değiştirilip 1960 yılına kadar uygulamada kalacak olan 1924 Anayasası yapıldığında cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili düzenleme olduğu gibi muhafaza edilerek bazı küçük değişikliklere gidildi. 1924 Anayasası'na göre cumhurbaşkanı TBMM tarafından, kendi üyeleri arasından ve bir seçim dönemi için seçilecekti. (Madde: 31). Yeniden seçilmesi mümkündü ve görevi yenisinin seçimine kadar devam ederdi. Yeni anayasa ile bir seçim dönemi dört yıla çıkarıldığından cumhurbaşkanı seçiminin de dört yılda bir yapılması kurallaşmış oldu. Cumhurbaşkanı seçiminde aranacak oyla ilgili bir düzenleme yapılmamıştır. Buna göre, 1927, 1931, 1935 yıllarında Mustafa Kemal Atatürk yeniden cumhurbaşkanı seçilmiştir. 1961 Anayasası bu sistemi değiştirerek seçim süresini yedi yıla çıkardı. Yeniden seçilmesini ortadan kaldırdı. Meclis üyeleri arasından seçilmesini devam ettirmekle birlikte Kontenjan Senatörlüğü sistemi ile Meclis üyesi olmayan muhtemel adayların senatör yapılması yoluyla meclis üyesi olmaları imkanı getirildi. Halktan oy alarak seçilmemiş adaylar dolaylı şekilde Meclis üyesi olabildiler. Getirilen en önemli yenilik ilk oylamada üçte iki çoğunluk, diğerlerinde salt çoğunluk aranması olmuştur. (Madde: 95). 1982 Anayasası da bu sistemi hemen hemen korudu. Sadece Meclis üyesi olmayan bir kişinin beşte bir üyenin teklifi ile aday olması imkanını getirdi. Böylece ilk defa Türkiye'de TBMM üyesi olmayan bir kişinin cumhurbaşkanı adayı olması 1982 Anayasası'yla getirilmiş oldu. Oylamada ilk iki turda üçte iki, üçüncü ve dördüncüsünde ise salt çoğunluk oyu aranmaktadır. Görüldüğü gibi cumhurbaşkanı seçiminde uygulanan sistem birkaç kez değişikliğe uğramış anayasaların yenilenmesiyle birlikte yeni düzenlemelere gidilmiştir. 1960 yılına kadar cumhurbaşkanı seçim sisteminin basit, kolay ve sorun teşkil etmeyen bir özelliğe sahip olduğu söylenebilir. 1950'ye kadar cumhurbaşkanlarının aynı zamanda parti başkanı olmaları, partileriyle ilişkilerini kesmemeleri ciddi tartışma konusu idi. 50-60 arasında C. Bayar'ın yanlılığı tartışılmıştır. Bu yıllarda seçimlerde fazla bir sorun yaşanmamıştır. Zaten 1950'ye kadar tek parti yönetimi olduğundan bir sorunun olması düşünülemezdi. DP döneminde de bu partinin mecliste çoğunluğu vardı ve kendi üyeleri arasından cumhurbaşkanı seçebiliyordu. Ama yine de mesela Atatürk'ün ölümünden sonra onun yerine kimin geleceği konusu ciddi bir sorun olmuş, CHP'nin önde gelenleri arasında bir iktidar yarışına dönüşmüştür. Bu mücadeleden İsmet İnönü galip ayrılmıştır. DP'nin 14 Mayıs 1950'de seçimi kazanmasından sonra cumhurbaşkanının kim olacağı sorun olmuş ortaya çıkan birkaç aday arasından parti başkanı Bayar cumhurbaşkanı seçilmiştir. 1960 darbesinden sonra cumhurbaşkanlarının seçimi ciddi krizlere yol açmıştır. Bunun sebebi öncelikle darbeci liderlerin cumhurbaşkanı olmak istemeleri ve Meclisi buna adeta zorlamalarıdır. 1961 yılında Cemal Gürsel'in seçiminde yaşanan krizin temelinde bu vardır. Aslında İsmet İnönü bu makama geçmek istiyordu, ama seçimde umduğu başarıyı gösteremediğinden vazgeçmiş ve Gürsel'e destek vermiştir. Meclisteki çoğunluğu buna icbar etmek için de adayları Ali Fuat Başgil baskı ve zorlamalarla istifa ettirilmiştir. 1965'te de asker olmayan bir adayın seçilmesinin imkansızlığı ortada olduğundan Cevdet Sunay önce meclise alınarak ardından cumhurbaşkanı seçilmiştir. 1973 seçimleri ise son derece önemli krize dönüşmüştür. Zira 12 Martçılar, liderleri Faruk Gürler'i seçtirmek istiyorlardı; fakat Meclis ise buna karşı direniyordu. Sonunda kazanan Meclis oldu ve Gürler seçilemedi. 12 Eylül lideri Evren ise kendini riske etmedi. Anayasa ile birlikte kendisi de cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. Kendisinden sonra Özal, ondan sonra da Demirel Meclis üyeleri olarak bu makamlara seçildiler. 61 Anayasası'na göre kolaylaştırılmış olan cumhurbaşkanı seçimleri fazla bir sorun olmadan neticelenmiş oldu. Cumhurbaşkanı seçimlerinde krize yol açan bir diğer husus 1960'tan bu yana Meclis'te bir partinin çoğunluğu elde etmesinin pek zor olması ve muhakkak birden çok partinin bu konuda işbirliği yapmasının zorunluluğudur. Bölünmüş, parçalanmış bir Meclis'te salt çoğunluk elde etmek kolay olmamaktadır. Bu durum sorunların kaynağı olmuştur. Bundan dolayı 82 Anayasası seçimi kolaylaştırmış üçüncü turda salt çoğunluk, dördüncü tura ençok oy alan iki adayın katılımını, eğer yine de seçilemezse Meclis'in feshini getirmiştir. Önümüzdeki aylarda cumhurbaşkanı seçimleri sorun haline dönüşür mü? Hükümet anayasada değişikliğe giderek yeni bir sistem getirmek istemektedir. Bu değişiklik sadece Demirel için değil krizleri aşmak için düşünülüyorsa önemli bir sorunu çözmüş olacaktır.
ddursun@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|