YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Üçü bir yerde

 
Koalisyon partilerinin liderlerinin "Biz cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda anlaştık" demeleri, ya da bir araya gelmelerinden sonra bu izlenimi yaymaları, 'anayasal bir suç' teşkil ediyor.

 

Ne güzel, koalisyonu oluşturan üç lider gelecek cumhurbaşkanını da dört ay öncesinden seçtiler. Daha önce de, üçü bir araya gelince 'olmayacak işler' olmuştu; arkalarında Meclis'in çoğunluğu bulunduğuna göre, mutabakatları bu kez de sonuç almaya yetebilir.

Liderlerin gücünü hafife almayalım. FP ve DYP'nin de temelde onlardan farkı yok, ama yine de belirtelim: Bugün Meclis'e DSP, ANAP ve MHP listelerinden girmiş milletvekillerinden çok büyük bir bölümü şimdi cumhurbaşkanının kim olacağı tercihini yapan o üç lider onları aday gösterdiği için seçildi. Hükümette yer alacak bakanları da üç lider tespit etmediler mi? Sıra cumhurbaşkanına gelince baş başa verip bir isim üzerinde mutabakat sağlamalarından daha doğal ne olabilir?

Ancak, bu yapılanı ülkede hâlâ yürürlükte olan sistemle ve o sistemin parametrelerini veren anayasa ile bağdaştırmak mümkün olmuyor. Cumhurbaşkanı seçiminde partiler grup kararı bile alamıyorlar; anayasaya göre oylama da gizli. Bu yolla, seçilecek kişinin, tarafsız, âdil ve partilerüstü bir cumhurbaşkanı olması amaçlanıyor. Cumhurbaşkanı ancak böyle bir anonim mutabakatla seçilirse iktidarla muhalefet arasında hakemlik yapabilir. Cumhurbaşkanının partili olsa bile seçildiği gün partisiyle ilişiğinin kesilmesi, bu sebeple, bir anayasal zorunluluk halinde düşünülmüş.

Koalisyon partilerinin liderlerinin "Biz cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda anlaştık" demeleri, ya da bir araya gelmelerinden sonra bu izlenimi yaymaları, 'anayasal bir suç' teşkil ediyor. Cumhurbaşkanı seçme görevi, bizde, 'nâipler meclisi'nin veya 'ehl-i hal ve akd'in değil, TBMM'nin görevidir. Üç kişinin bir tür 'nâipler meclisi' veya 'ehl-i hal ve akd heyeti' gibi çalışması sistemin özüne aykırıdır.

Buna benzer ilke kararları, geçmişte, kapalı kapılar ardında alınıyor, kamuoyu durumdan son dakikada haberdar oluyordu. Bu defa konuyu âcil ve alenî hale getiren 1982 Anayasası'nın kısıtlayıcı hükümleri. Anayasa, cumhurbaşkanlığını yedi yıllık tek bir dönem olarak öngörüyor; ayrıca bütünselliği olan bir aylık bir süreçte olup bitiyor seçim. Şartlara uymayan bir kişinin aday olup seçilebilmesi için anayasa değişikliği şart. Koalisyon ortaklarının üzerinde mutabakat sağladıkları kişinin statüsü girişimin erken başlamasını zorunlu kılıyor; önce anayasa süre ve dönem yönünden değişecek, durumu bu yolla anayasaya uyumlu hale gelen kişi ondan sonra aday gösterilebilecek...

Liderlerin vardığı mutabakat sadece sistem açısından mahzurlu değil, aynı zamanda içinde sakladığı bir önkabul yönünden de sıkıntılı. Liderlerin, Meclis'te temsil edilen beş partiye mensup milletvekilleri arasında cumhurbaşkanı olmaya lâyık 'tek bir kişi' olmadığına inandıklarını düşündürüyor bu mutabakat. Bu, aslında, siyasî hayat üzerinde 'tek seçici' görevi yapan liderlerin de lehine bir görüntü değil; nasıl bir 'tek seçici' ise bu insanlar, Meclis'e cumhurbaşkanı olabilecek kalitede tek kişi getirmiyorlar...

Varılan mutabakat, anayasa değişikliği oylaması ve cumhurbaşkanlığı seçimi gizli oyla bile yapılsa, milletvekillerinin liderlerin sözünden çıkmayacakları varsayımına dayanıyor. Bugüne kadar yaşadıklarımız "Liderin dediği olur" tespitinin doğruluğunu defalarca ispatladı; ancak cumhurbaşkanlığı gibi nâzik bir konuda kendi kişisel tercihlerinin göz ardı edilmesine hiç mi tepki göstermeyecek milletvekilleri? Tepkileri, oy vermek üzere kabine girdiklerinde kendi bildiklerini yapmaya kadar varmayacak mı?

Bir an için her şeyin liderlerin arzu ettikleri istikamette geliştiğini ve anayasanın değiştirilerek üçlü mutabakatın bugünden çıkardığı adayın cumhurbaşkanı seçildiğini düşünelim. Böyle bir durumda, Türkiye'de uygulanmakta olan sistemin özü değişmiş olmayacak mı? Öyle bir sistemde, Meclis'e ve bu kadar milletvekiline ne gerek var?

Üç lider mutabakat arayışlarını daha doğru konularla sınırlasalar iyi olur; sistemi fazla zorlamanın gerçekten âlemi yok.


1 ŞUBAT 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...