| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
ParantezlerŞimdi her yeri kaplayan bu büyük resim, önceden küçük bir resimdi. Kitaplıktaki şu gümüş çerçevenin içine sığıyordu. Sonra ne olduysa oldu, oraya sığmamaya ve çerçevenin dışına taşmaya başladı. Bu kadarla da kalmadı. Çerçeveyi terkedip duvara geçti. Daha sonra büyüdü ve bütün duvarı kapladı. Bütün duvar, işte bu resim oldu. Ama orada da kalmadı. Diğer duvarlara bulaştı bu defa. Kısa bir zaman sonra, bütün duvarlar, tavan, yer ve evdeki bütün eşyalar onunla kaplandı. Şimdi gözümü açıp baktığım her yerde onu görüyorum. Sadece gümüş çerçevenin içi boş. Orada boşluk gülümsüyor. Gözlerimizle bakar, kalbimizle görürüz. Orada öylece dur. Yüzüne esrik bir tebessüm çağır. Kollarından birini geçmişin karanlık dehlizlerine doğru uzat. Diğerini dizinin üstüne koy. Öylece dur. İşaret parmağının ucundaki o küçük seğirmeye engel olmaya çalışma. Bırak seğirsin. Kayan o kuyruklu yıldızı tutma. Bırak kaysın. O seğirme bedeninin ölümcül sessizliğini, o yıldız gözlerinin derin karanlığını yırtıyor. Bırak yırtılsın her ikisi de. İlişme. Sadece rüzgara tutulan saçların kıpırdasın bırak. Ve saçlarına tutulan rüzgar kıpırdasın. Sen kıpırdama. İçinde tutulan güneş kıpırdamasın. Öylece orada dur. Yüzüne esrik bir tebessüm çağır. Çekiyorum bütün varlığımla resmini serabının. Birgün bir adam bir çölün ortasında bir vaha gördü. Önce sevindi, sonra endişelendi. Vahanın bir serap olabileceğinden şüphelendi. Vahayı gördüğü tarafa doğru koşmaya başladı hemen. Tam kırk yıl boyunca koştu. Kırk yıl sonra vahanın olduğu yere vardı. Orada gerçekten bir adam vardı. Serap olan adamdı. Birgün bir adam denizin kıyısındaki kayalıklarda bir istiridye buldu. Hemen onu aldı ve içini açtı. İçinde en irisinden bir inci tanesi vardı. Sevinerek inci tanesini aldı ve istiridyeyi de denize attı. İstiridye gözyaşlarıyla denizin dibine doğru süzüldü. Onun bu halini gören deniz perisi hemen yanına geldi. Neden ağladığını sordu. İstiridye bütün hikayeyi anlattı deniz perisine. Deniz perisi "Sen sakın üzülme, ben derdine bir çare bulacağım" diyerek sihirli değneğini istiridyeye dokundurdu. Gözü yaşlı istiridye inci tanesini alan adama dönüştü. İnci tanesini alan adam da, onun gözünün önündeki bir istiridyeye... Eskiden istiridye olan adam, eskiden adam olan istiridyeyi aldı. İçini açtı. İçindeki inci tanesini aldı. Ve istiridyeyi denize doğru fırlatarak gözden kayboldu. Ayna bana baktığında, hep kendini görüyor. Kendimi senin yerine koyuyorum. Dakikaları uçmamakta ısrar eden kuşlara veriyorum. Saksıyı götürüp toprağa ekiyorum. Çiçekleri görünmez hale getiriyorum. Bulutları parçalara bölüp güneşe banıyorum. Henüz yaşamadığım günleri acıyla anıyorum. Harcadığım bütün paraları kumbaramda biriktiriyorum. Kuru çamaşırları ıslansınlar diye yağmura asıyorum. Güverteye çıkıp sefere çıkan limanın ardından bakıyorum. Filmleri hep başından sonuna doğru seyrediyorum. Kafiyelerden serbest vezinli reçeller kaynatıyorum. Aradığımda kendimi sahipsiz buluyorum. Alıp hemen senin yerine koyuyorum. Noktayı getirip cümlenin başına koyuyorum.
gozcan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|