| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ya Mesut Yılmaz Cumhurbaşkanı olursa?..
Fazilet Partisi'nden istifa edip, törenle ANAP'a geçen iki milletvekilinin (Haşim Haşimi ve Celal Esin) Mesut Yılmaz'la kucaklaşmalarını izlerken, ister istemez güldük.. Ama Mesut Yılmaz gibi, sadece dişlerimizi gösterip, dudağımızı gererek gülmedik.. Yürekten, içten, kahkahalarla güldük.. Demek huylu huyundan vazgeçemiyor.. "28 Şubat"ta başbakanlığa atandıktan sonra, nasıl milletvekili transferleri bekleyerek güvenoyu aldıysa, demek şimdi de, birer birer milletvekili transferi yaparak, cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanıyor.. Ne yapabilir ki Ahmet Mesut Yılmaz? Ülkede seçim kazanıp, Meclis'te çoğunluk sağlayamazsa, o da Meclis'te çoğunluk elde etmek için transfere dayanır. Hani "Musa dağa gitmezse, dağ Musa'ya gelir" diye bir söz var ya.. Ama biliyoruz ki, milletvekili transferine bağımlı bu tür siyaset, sonunda, demokrasiyi de, (özelleştirmeler, ihaleler, v.b.) yozlaştırır.. Bir gün bakarsınız ki, Türkiye'de siyasal bilimleri öğreten hocalar, şaşırmaya başlar.. Çok partili demokrasiyi anlatırken, ön şart olarak "serbest seçim" diyecek yerde, "serbest transfer" demeye başlarlar.. Zaten, Mesut Yılmaz'ın iktidarda olduğu dönemlerde, bu tür bütün kavramlar karışmadı mı?.. "Turgut Özal'ın ANAP"ı, sivilci, muhafazakar ve milli değerlere önem veren, liberal politikalarla da, ekonomiyi ve toplumu dünyaya açan bir partiydi.. Bir de Mesut Yılmaz'ın ANAP'ına bakın.. Mesut Yılmaz'dan önce, "özelleştirme" denilince, KİT'lerin, serbest rekabete dayalı, açık pazarlıkla, özel sermayeye satılması anlaşılırdı.. TÜRKBANK özelleştirmesi ile, kapalı kapılar arkasında, ertesi günkü ihaleye katılanlara rakamsal sinyaller vermenin, "özelleştirme" diye anlaşıldığı ortaya çıktı.. Eskiden "medya" denilince, devletten bağımsız ve siyasi iktidara karşı özerkliğini koruyan basın ve yayın organları düşünülürdü.. Mesut Yılmaz'ın 28 Şubat sürecindeki başbakanlığı sırasında "medya" kavramı da değişti.. Baktık, birilerine "sana kredi desteği veririz" denilip, gazeteler satın aldırılıyor.. Korkmaz Yiğit'in, "Milliyet"i ve "Yeni Yüzyıl"ı satın almasını hatırlayın.. Baktık, medya patronlarına, devlet ihaleleri ile elektrik dağıtımı, banka, yat limanı ve benzer imkânlar yaratılıyor.. Sonunda nasıl, "serbest seçim"in yerine "serbest transfer" geçti ise, medya da, birer birer okuyucu aramak yerine, topyekün, iktidara hoş görünecek yayıncılığa geçti.. Medya patronları, Mesut Yılmaz'lara "hangi yazarı susturalım" veya "hangi konulara hiç değinmeyelim" diye, danışmaya başladılar.. Şimdi büün bunları hatırlayınca, eski Faziletliler'in Mesut Yılmaz'la kucaklaşıp, transferlerini kutlamalarına, nasıl gülmezsiniz?.. Bir dönemde, Türkiye'yi ekonomik krizden siyasi krize sürüklemeyi başaran politik kadroya, Nobel Kimya Ödülü verileceği söylenirdi.. Hatta bunlara, Türk siyasetinin "negatif-simyagerler"i denilirdi.. Türk lirasını pula, istikrarı da anarşiye çevirmeleri, artık alay konusu olmuştu.. Şimdi görüyoruz ki, Mesut Yılmaz da, 2000'li yıllar Türk siyasetini, kendisine benzetmeye aday.. Eski iki Fazilet Partili'yi transfer etmesi, bunun ilk işareti değil mi? Bir de, Mesut Yılmaz'ın, kazara cumhurbaşkanı olduğunu düşünün.. Galiba yine de Demirel daha iyi.. Gerçekten ehven-i şer.. Demirel, her konuda çok fazla konuşuyor.. Ama hiç olmazsa, duraksamadan, kesiksiz konuşuyor.. Bir de, Mesut Yılmaz'ın cumhurbaşkanı olarak, her gün, her konuda durmadan televizyonda bulunduğunu ve derin boşluklar bırakarak, ağır ağır konuştuğunu hayal edin.. Herhalde buna kartel sermayesi bile tahammül edemez.. Hepsi, New York'taki evlerinde yaşamaya başlarlar.. ŞAKA
Yağ sızdırmak..
Bir gazeteci, altından yağ damlatan otomobilini, oto-sanayideki bir tamirciye götürmüş.. -Bu otomobilin karteri bozuk, demiş.. Tamirci, medyayı yakından tanıyıp, izleyen bir ustaymış.. Otomobilinin karterinden yakınan gazeteciye, şu cevabı vermiş.. -Sizin probleminiz karter değil, kartel.. Ben bu karteri onarırım.. Ama kartelin yağ sızdırması önlenemez!.. UYUTULMAK
Demirel'den tatlı anılar!..
1980 öncesinde, o zamanki Adalet Partisi'nden ayrılıp, Ecevit'in "Güneş Motel"de oluşan hükümetine katılanlardan Tuncay Mataracı'yı, Demirel ailesi çok severdi. O sırada her gün Güniz Sokağa giden Mataracı, Nazmiye Demirel'e dert yanıp, Ecevit cephesinden kendisine uygunsuz teklifler yapıldığını anlatırmış.. -Bunların hiç sıkılması yok.. Bana bile, AP'den ayrılmam için garip teklifler yapıyorlar, dermiş.. Sonra Mataracı, AP'den istifa edip, Ecevit'in bakanı olunca, Süleyman Demirel'in tepkisi şöyle olmuştu: -Uyutulduk, gardaşım!.. Sonra bir de hikâye anlatmıştı uyutulmak üzerine.. Bir işadamını geceyarısı uyandırıp, âcil bir durum için Adana'ya çağırmışlar.. İşadamı, şoförünü uyandırmış.. Mercedes'leri ile yola çıkarken, bir nöbetçi eczahane bulup, uyku kaçıran ilaçlardan almışlar.. Şoför de, işadamı da, uyku kaçıran haplardan ikişer tane içmişler. Sonra yolda müthiş uykuları gelmiş.. İkişer hap daha içmişler.. Derken şoför direksiyonda, patron arka koltukta uyuyakalmış.. Otomobil bir hendeğe yuvarlanmış.. Gözlerini hastahanede açmışlar.. Meğer eczacı yanlışlıkla uyku ilacı vermiş bunlara.. Demirel'e birileri "merak etme, sen yine cumhurbaşkanı olacaksın" derken, hep bu uyutulma hikâyelerini hatırlıyorum..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|