| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Benek değişmiyor
Kitabın ortalarına (s. 320) vardığımda karşılaştığım bir anekdot yüreğimi burktu, inanamadım. İnanamayan insan ne yapar, o anekdota kaynaklık eden kitaba da bakar. Ben de öyle yaptım. İngilizce kitapta aynen karşıma çıktı o anekdot. İnanması zor, bir basın mensubu olarak insanın yüreğini burkuyor, ama doğru: İkinci Dünya Savaşı başlarında, Türkiye'de görevli diplomatlar, Cumhuriyet gazetesinin sahibi Yunus Nadi'den söz ederken, onu "Yunus Nazi" olarak anıyorlarmış... Yeni Şafak okurları, savaş yıllarında Cumhuriyet-Almanya flörtünden haberdarlar; Prof. Nevzat Gözaydın'ın Türk Tarih Kongresi'ne sunduğu tebliğden hareketle yazılan haber 8 Ekim 1999 tarihli gazetede yer almıştı. Prof. Gözaydın'a göre, Cumhuriyet'in sahibi, Almanlardan para alınca safını belirlemişti (Kendisini tanımadığım halde merak ediyorum: Prof. Gözaydın yerinde duruyor mu, yoksa YÖK hışmına uğradı mı? TK). Rıfat N. Bali, yeni çıkan "Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Bir Türkleştirme Serüveni" kitabında (İletişim Yayınları), Yunus Nadi'nin adının diplomatların ağzında "Yunus Nazi" olarak değiştirildiğini Bary Rubin'in "İstanbul Entrikaları" adlı eserine atıfta bulunarak yazmış... Ne acı! Rubin, o sırada milletvekili olan Yunus Nadi'nin emlâk zengini olduğunu, madencilik ve atçılıkla uğraştığını yazdıktan sonra şunu ekliyor: "Alman hükümeti, özel imtiyazlar tanıyarak onu daha zengin etti." Rubin'in verdiği bir ayrıntı da, Yunus Nadi'nin Ankara garında karşılaştığı (Rıfat Bali, olaya, 7 Ağustos 1940 tarihini düşüyor) İsmet Paşa tarafından azarlanmasına sebep olan makalelerin yazarının kimliği: Nadir Nadi. "Yunus Nadi'nin oğlu ve gazetenin yönetmeni 30 Temmuz günü, bir başyazıyla, Almanların Avrupa'ya egemen hale geldiklerini, Avrupa ülkelerinin bu gerçeği kabul ederek kendilerine bir yön çizmeleri gerektiğini yazdı. Nadir Nadi, Almanya'nın başka toplumları tehdit etmediğini, dünya egemenliği peşinde koşmadığını da yazıyor, Türkiye'nin Hitler'le anlaşmasını istiyordu." (Istanbul Intrigues, s. 45) Gazetenin bugünlerde de güç karşısında eğildiğini görmesem bu satırlar üzerimde belki o kadar etki yapmazdı; kaplan beneklerini değiştiremiyor gerçekten... Meclis'e Demokrat Parti listesinden giren Nadir Nadi, 1952 yılında, Cumhuriyet'te bastığı Nazım Hikmet fotoğrafı altına, "Bu fotoğrafı yüzüne tüküresiniz diye yayınlıyoruz" notunu düşmüştü... Rıfat Bali'nin Cumhuriyet'in ilk dönemini (1923-1945) Yahudilerin mâruz kaldıkları sıkıntılar ekseninde anlattığı kitabında çok ilginç bilgiler var. Dönemin mizah dergilerden (Akbaba, Karikatür) aktardığı anti-Semit karikatürlerle de zenginleştirilmiş kitapta, az bilinen bir yığın bilgi yer alıyor. "O yıllarda dindarlara baskı yapıldı" iddiasında olanlar, bu cümleyle çoğunluğun uğradığı meşakkatleri kast ediyorlar, ancak kitabı okuduğumuzda azınlıklara mensup olanların da az sorunla karşılaşmadığı anlaşılıyor. Yalnızca "Türkçe ezan", "Türkçe Kur'an" peşinde koşulmamış, Musevilerin ibadet dillerine de karışılmış... Alın size kitapta şöyle dokunulup geçilen bir olay: "1938 yılının bir yaz günü polisler âniden bir sinagoga baskın yapıp ibadet eden herkesi gözaltına aldılar. Gözaltına alınanlar arasında elli de çocuk vardı. Gözaltında bulunan yaşlı Yahudilerden biri çocuklara dinî eğitim vermekle suçlandı ve cezalandırıldı. Din kitaplarının Türkiye'ye ithali yasak olduğundan polis çocukların elinde bulunan din kitaplarını görünce bunların kaçak olarak getirildiklerini anladı ve suçluları bulmak için geniş bir soruşturma başlattı. Cemaatin ileri gelenleri ve hahamlar mahkemede sorgulandılar. Hahamların mahkemeye çağrıldıkları gün de tuhaf bir tesadüf eseri Yahudi dininde kutsal istirahat günü olan Şabat günü (Cumartesi, TK) idi." (s. 312) Kitaptan, Türkiye'de anti-semitizm sınırlarda dolaşan 'Yahudilik' konulu tartışmalardan birini Yunus Nadi'nin "Yahudi meselesi" makalesiyle (20 Temmuz 1938 ) başlattığı anlaşılıyor. Uğradığı eleştirilere, Cumhuriyet şu ilginç cevabı vermiş: "Hiçbir zaman bakımsız ve biçare kalmış Yahudiciklerimizi hırpalamayı aklımızdan geçirmedik." Cumhuriyet'e yönelik iddialar şöyle özetleniyor Bali'nin kitabında: "Yaygın söylentilere göre Yunus Nadi'nin bir 'Yahudi meselesi' yaratmaya yönelik bu yazıları ve geçmişte yayımlamış olduğu Nazi yanlısı makaleleri, Alman Büyükelçiliği'nin Almanya'ya Şark halıları ihraç edilebilmesi için kendisine bazı gümrük ve/veya kota kolaylıkları sağlamış olmasından ileri geliyordu. Yunus Nadi, yabancı sermayeli birçok şirkete Cumhuriyet gazetesinin desteğini 'uygun bir fiyata' teklif ettiği için Almanlardan maddî destek almakta olduğu söylentileri rahatça yayıldı ve zihinlerde kuşkular yer etti." (s. 319) Yılmaz Karakoyunlu'nun "Salkım Hanım'ın taneleri" filminden sonra İnönü döneminde görülen 'varlık vergisi' uygulamasının azınlıklar üzerinde ne kadar tahribat yaptığı gündeme gelmişti de, olayı ilk kez duyan çoğu kişi şaşırmıştı. Bali'nin kitabında o uygulama da ayrıntılı biçimde yer alıyor; ama benim en çok dikkatimi çeken iktidarı destekleyen basının konuya 'anti-Semitik' açıdan yaklaşması oldu. Bazıları eski hesapların kapalı kalmasını istiyorlar; oysa eskiyi bilmeden bugünkü tavrı anlamak neredeyse imkânsız...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|