YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Gerçekten Türkiye'de medya bitiyor mu?

Dünkü yazısında, Taha Kıvanç, "Medya Bitti" konusunu ele almıştı..

Gerçekten de bu konu, hiç olmazsa ekonomik açıdan tartışılmalı..

Ana ürün olan gazeteden daha değerli şeyleri, "promosyon" adı altında pazarlayan bir endüstri sektörünün varlığı, doğal olarak tartışılmalıdır..

Siz, bir otomobil üreticisi düşünebilir misiniz?

Şöyle ilanlar veriyor bu üretici..

- Bizim otomobilimizi alanlara, bir de otobüs veriyoruz.. Bunun için otomobili alırken ödediğiniz fiyata, küçük ve taksitlendirilmiş bir ekleme yapıyoruz..

Bugünkü "yazılı basın"ın durumu böyle değil mi?

Herhangi bir aklı-başında ekonomide, deterjan satarken, bu satışı artırmak için çamaşır makinası da veren bir şirket olabilir mi?

Taha Kıvanç'ın "Medya Bitti" konulu yazısı, sadece bu açıdan bile tartışılmaya değer önemdeydi..

Hatırlayın "Hürriyet-Sabah-Milliyet" üçgenindeki "Ansiklopedi Savaşları"nı.. Maliyeti çok yüksek bu savaşların sonunda, Erol Simavi Hürriyet'i sattı ve basından çekildi..

Bu savaşa katılanlar, büyük mali yükümlülükler altına girdiler..

Ve sonunda medya, devlete sığındı..

Devlet bankalarının kredileri, özelleştirme ve yap-işlet imtiyazları, teşvikler, vergi kolaylıkları, medya sermayesini iktidarlara bağımlı kıldı..

"Bankacılık", "gazetecilik" ile birlikte anılan bir meslek dalı haline geldi..

"Basın kavgaları", mesleğin içeriğiyle ilgili olmaktan çıktı.. "Kimin nesi var" tartışmaları, gazetecilik dışındaki alanları kapsar oldu..

Bu trajik sürecin zirveye ulaştığı nokta 28 Şubat post-modern müdahalesi ile kurdurulan Mesut Yılmaz Hükümeti'nin, medya sermayesini kötüye kullanma olayıdır.

Ve bu sürecin günümüze aktarılan yansıması ise, "kartel medyası" organlarının "Resmi Gazeteleşmesi"dir.

"Kartel" olgusu zaten, serbest piyasa ekonomisinin suç saydığı fiillerdendir..

Avrupa Birliği ile uyum yasaları, birer birer çıktıkça, "kartel"in varlık alanı zaten daralmaktadır.

İşte son olarak "Rekabet Kurulu", BİMAŞ yayın tekeline, 278 milyar lira ceza kesti..

"Medya Sermayesi"nin anlaşarak rekabeti her alanda yok etmeleri, sade basın mesleğinin değil, siyasetçilerin ve bürokratların da en fazla tartışıldığı konular arasında..

Bakın RTÜK'ün yeni Başkanı Nuri Kayış'ın son demecine..

- Basında tekelleşme olunca, medya kuruluşları yürütme üzerinde baskı oluşturup, kararlar aldırıyorlar. Halkın haber alma özgürlüğünü de, tekelleşme engelliyor. Mesela Anayasa Komisyonu'ndaki yeni RTÜK tasarısı tartışmalarını, üç büyük gazete hiç haberleştirmedi. Çünkü Komisyon'daki tüm konuşmalar onları hedef almıştı. Yani haberleri görmediler ve vatandaş bilgi alamadı..

Bakın Liberal Demokrat Parti'nin son basın açıklamasına.. Şöyle deniliyor..

- Esnafa, gazete bayiliği yapmak işkence haline gelmiştir. BBD ve Yay-Sat'ın gazete bayiliği için teminat almaları bir sorundur. Esnafın sattığı malların promosyon olarak dağıtılması, ayrı bir sorundur.. Bu uygulamalar, tipik tekel örnekleridir.

"Medya Bitti" başlığını güçlendiren son basın kavgalarını, hep birlikte izledik..

Off-set rotatiflerin birer makinalı-tüfek, köşelerin birer havan-topu gibi kullanıldığı son medya kavgasında, konu yine "gazetecilik" değildi.

Geniş kitlelerin izlenimi, bunun bir "rant kavgası" olduğu şeklindeydi..

Maliyetin altında satılan gazetelerin, ana üründen daha değerli promosyonların ve sübvansiyonlarla yaşatılan televizyon kanallarının bulunduğu bir medya ortamında, kavgaya dönüşmüş polemiklerin şüphe ile karşılanması, doğal değil midir?

ŞAKA

Sabrımız tükeniyor!.

Mesut Yılmaz'ın aklanması üzerinden kaç gün geçti..

Ama hâlâ girmedi hükümete..

Daha ne bekliyoruz?

TÜRKBANK özelleştirmesinin Meclis tarafından aklanması yetmiyor mu?

Mesut Yılmaz'ın bakan olması için Alaaddin Çakıcı'nın da, Erol Evcil'in de beraat edip, tahliyeleri mi gerekiyor..

SÖZEN'E BAŞSAĞLIĞI

Ölüm ille de medyatik mi olmalı?

Televizyon, ölüm karşısındaki toplumsal tepkilerimizi de değiştirdi.. Televizyonla, evimize ailemize giren isimlerin ölümünü, yakın bir aile üyesinin kaybındaki duygularla karşılıyoruz..

Rahmetli Barış Manço'da da, önceki gün vefat eden Kemal Sunal'da da, bu duruma tanık olduk.. "Medyatik toplum" artık "medyatik keder"ler de yaşıyor..

Ancak galiba bu arada, "gerçek ölüm"ün gereklerini de unutmaya başladık..

İstanbul'un eski Belediye Başkanı ve son seçimde CHP'nin milletvekili adayı olan Prof. Dr. Nurettin Sözen'in ağabeyi Ziya Sözen vefat etti..

Cenaze törenine katılanlar anlattı.

Bugünkü CHP'nin yönetim kadrosundan birkaç isim, usulen camideki törene katılmış ve ayrılmışlar. Hiçbiri, mezarlıktaki defin törenine katılmamış..

Gazetelere baktım.. "Hürriyet"te şimdiki Belediye Başkanı A.Müfit Gürtuna'nın ve "Yeni Şafak"ta eski Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın, selefleri Nurettin Sözen'e başsağlığı mesajları vardı sadece..

Bu ayıp, CHP'ye de, kendini sosyal demokrat gören DSP'ye de yeter..

Nurettin Sözen, 1950'lerden beri CHP'ye hizmet veren, en büyük kente belediye başkanı seçilen bir sosyal demokrat..

Onun ve rahmetli kardeşinin medyatik olmaması mı bu ilgisizliğin sebebi?


6 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...