|
Erbakan'a ceza
Bırakalım artık "Türkiye bir hukuk devletidir" galatını. Türkiye, hiçbir zaman hukuk devleti olmadı. Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, "Hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü prensibine evriliyor, gelin ülkemizi bu gelişmeden mahrum bırakmayalım" diye feveran etse de, Türkiye'de hukukun üstünlüğü değil, artık "üstünlüğün hukuku" sökmektedir.
Kaç yıldır bürokraside, belli bir düşünce topluluğuna karşı acımasız bir "yok etme kampanyası" yürütülüyor. Burada amaçlanan, yalnızca o düşünce topluluğuna boyun eğdirmek değil, belki de bu düşünceye istikbal bağlamış milyonlarca insanı cezalandırıp "denklem" dışında tutmak.
Üstdüzey yetkili ne buyurmuştu?
"Ya MGK yaptırımlarını içlerine sindirirler, ya da sonucuna katlanırlar."
Katlanmak zorunda oldukları "sonuç" nedir?
Hapse atılmak mı?
"Siyaset"ten tardedilmek mi?
RP lideri Necmettin Erbakan, "brifingli" olmak dışında hangi hukuki temele dayandığını gerçekten çok merak ettiğimiz bir mahkeme tarafından "hapis"le cezalandırıldı.
Suçu ne mi?
Yazmayayım, komik kaçar.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi de bu kararı onayladı.
Evet, yine aynı daire.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin "onama" kararından sonra, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir Başbakan hapis yatacak.
Diyorum ki, Yargıtay'ın "demokrat" başkanı Sami Selçuk, boş bir vaktinde şu Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nden çıkan mahkûmiyet kararlarını bir incelese...
Bu dairede kümelenmiş arkadaşların verdiği kararlar toplumda infial uyandırıyor, dolayısıyla "hukuk"a olan güven sarsılıyor.
Malum, BÇG brifinglerinden sonra, cumhuriyet savcılarına bir haller oldu... Bu "hal" bazı Yargıtay hakimlerine de sirayet etmiş olabilir; insan hali...
Recep Tayyip Erdoğan'ın cezasını da bu daire onaylamıştı
Ne tesadüf, Hasan Celal Güzel'e verilen cezalar da bu daireden geçiyor.
312. madde ve parti kapatma davaları, 28 Şubat brifinglerinden sonra ne yazık ki "siyasi tasfiye aracı"na dönüştü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın yazdığı iddianameleri bir de bu gözle okuyun.
DSP hakkında işlemi "şık olmadığı" gerekçesiyle iptal eden Savaş, kendini, RP'nin içyüzünü sergilemekle görevli sayabilmişti... Cezalandırılmasını talep ettiği insanları "vampir", "habis ur" benzetmeleriyle aşağılamış ve ilginçtir, bu cürümlerinden dolayı herhangi bir "ceza-i takibat"a uğramamıştı.
Türkiye bir hukuk devletidir, öyle ya...
Aynı başsavcı, yasadışı yollarla elde edilmiş bir kaseti iddianamesine ek delil bile yapmıştı, hatırlayacaksınız. Ama Türkiye Cumhuriyeti'nde bir "hukuk devleti" vehmeden azınlık, bırakın tepki göstermeyi, başsavcının "Telekulak çeteleri"yle işbirliğini, üstelik, "görev duygusu"yla alkışlamıştı.
Erbakan'a biçilen ceza tartışılacaktır.
İstiklal Mahkemeleri de tartışılmıştı... Adnan Menderes'i ipe gönderen Yassıada Mahkemesi de tartışılmıştı...
Dolayısıyla, darbe dönemlerinde "özel mahkeme" statüsünde çalışan DGM'ler de tartışılmalıdır...
Hukuk devleti olmanın bedeli, yargı kararlarını "hukuk"un denetimine açmaktır. Aksi halde, "vicdanıyla cüzdanı arasına" sıkışmışlar güruhunun (benzetme onlara aittir) kendi kendilerini "hukuk adamı", "savcı", "yargıç" diye taltif ettikleri yedinci sınıf bir "üçüncü dünya" ülkesi olmaktan kurtulamayız.
6 TEMMUZ 2000
|