YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Erbakan, Güzel ve 312

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yasasının topyekûn değiştirilmesi gereğine işaret ediyor.

Aslında, ülkemizde özgürlükçülüğün geniş halk kitlelerince benimsendiğinin en canlı delili, Çankaya'da oturmakta. Sezer, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümünde yayınladığı mesajla dikkat çekti ve 5 siyasi parti de, bu özelliğinden dolayı onun üzerinde ittifak sağladı. Şimdi Sezer, aynı istikamette konuşmaya devam ediyor. Ama siyasi partilerimiz Türkiye'yi, Batı standardındaki bir demokrasiye kavuşturacak adımları atmamakta halâ direniyor.

Madde 312

Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesi bir türlü değiştirilemedi. "Tayyip Erdoğan'dan sonra hele bir de Erbakan mahkûm olsun..."

Bu beklentiyle hukuk, siyasetin malzemesi haline getirildi. Daha geçtiğimiz yasama döneminde, Yılmaz Hükûmeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde, en fazla başımızı ağrıtan 4 madde değişikliğini (TCK 17, 159, 312 ve Terörle Mücadele madde 8) acilen Meclis gündemine taşımıştı.

Tayyip Erdoğan 312'den yargılanıyor diye, Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın da girişimleriyle mini demokrasi paketini geri çekti. Bu yasama döneminde Anaplı Anayasa Komisyonu Başkanı Ertuğrul Yalçınbayır, tasarıyı yeniledi. Şu anda 4 maddenin değişiklik teklifi, Meclis gündeminin arka sıralarında bulunuyor.

312'nin 2'nci fıkrasının, 12 Eylül müdahalesinden önceki duruma getirilmesi ve mahkûmiyet için -umumun emniyeti açısından tehlike yaratacak- kıstasının, asli unsur olarak maddede yer alması isteniyor. Bu düzenleme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına da uygun.

"Irk, din, dil, mezhep, farkı yaratarak halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek" hükmü düşünceyi cezalandırmak amacıyla, keyfi bir biçimde uygulanıyor. Böyle bir kıstas keyfiliği sınırlandıran bir rol oynayacaktır.

İncal davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesine atıf yaparak düşünce hürriyetinin bütün hürriyetlerin temeli olduğunu kabul ediyor.

İbrahim İncal davası, bu konuda geliştirilen içtihatın en belirgin örneklerinden biri.

İbrahim İncal, Halkın Emek Partisi İzmir İl Başkanlığı İdare Heyeti'nin bir üyesiydi. "Tüm demokratik vatanseverlere" başlığı ile bir broşür yayınlamıştı. Bu broşürde özetle şöyle deniliyordu: "İzmir pilot şehir olarak seçildi. Kürt kökenli hemşehrilerimize ekonomik abluka uygulanıyor, onlar, yoksulluğa mahkûm edilerek göçe zorlanıyor. 'Kürtler'i ezin, Kürtler'e iş vermeyin, ev vermeyin' diyen bir propagandanın neticesinde, psikolojik alt yapı oluşturuluyor... Önce seyyar satıcılara karşı operasyon, sonra gecekondu operasyonu... Kürt insanına karşı ülkede özel bir savaş yürütülüyor..."

TCK 312'den mahkûm olan İbrahim İncal, Avrupa İnsan hakları Mahkemesi'ne başvurdu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mahkûmiyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesinin ışığı altında inceledi. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalede, güdülen meşru amaç incelendi. Meşru bir amaca ulaşmak, sözgelimi kamu düzenini korumak, kargaşayı önlemek için, düşünce özgürlüğünün sınırlanabileceğini kabul eden Mahkeme, İncal'ın çağrılarının, vatandaşlar arasında şiddet kullanmaya teşvik, insanları kin ve düşmanlığa tahrik olarak değerlendirilemeyeceğini de belirtti. Ayrıca bu ceza kargaşayı önlemek amacıyla verilmişse, aynı amaca, başka yollardan varmanın mümkün olup olamayacağını da inceledi.

Alınan tedbir, meşru amaçla orantılı mı? Acil bir sosyal ihtiyaca cevap mı veriyor? Demokratik toplum gereklerine uygun mu?

Mahkeme değerlendirmesinde şu hususlara dikkat çekti:

"Sözleşmenin 10'uncu maddesinin, sağladığı ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temel dayanak noktalarından, toplumun gelişmesinin temel şartlarından birini oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü, sadece lehte olarak kabul edilen veya zararsız ve dikkate almaya değmez sayılan haber ve düşüncelere değil, aynı zamanda, inciten, şaşırtan, şoke eden, rahatsız eden haber ve düşüncelere de uygulanmalıdır. Bunlar, demokratik toplumun, olmazsa olmaz gereklerindendir. Çoğulculuk, hoşgörü ve geniş fikirlilik... Herkes için önemli olmasının yanı sıra, ifade özgürlüğü, özellikle siyasi partiler ve onların aktif üyeleri açısından önemlidir. Siyasi partiler, seçmenlerini temsil eder, onların menfaatlerini savunur... Mahkeme, Bay İncal'ın, İzmir'deki terörizmden sorumlu olduğu sonucunu haklı gösterecek hiçbir şey görememektedir. Sonuç olarak bu mahkûmiyet, güdülen meşru amaçla orantısızdır."

Erbakan'ın mahkûmiyeti

Erbakan uzun yıllar Türk siyasi hayatına damgasını vuran bir siyasetçi. Ona verilen mahkûmiyetin bu yüzden yansımaları da büyük olacak.

Avrupa Birliği'nin eşiğinde bekleyen bir Türkiye'ye bundan daha büyük kötülük yapılamaz.

Yargı organları, pekalâ Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ışığı altında daha özgürleştirici bir içtihatı benimseyebilirdi. (Anayasa madde 90: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz.")

İncal davası da açıkça gösteriyor: Erbakan müracaat ettiği takdirde, Türkiye gene tazminat ödemeğe mahkûm olacak.

Mesele, sadece para konusu değil elbette. Bir yandan daha fazla demokrasi için taahhüde giriyorsunuz, öte yandan ne Parlamento'nuz ne de yargı organınız gerekeni yapıyor.

Sanki birileri Türkiye'nin önünü kesmeğe çalışıyor.

Sadece Erbakan'ınki değil, Hasan Celâl Güzel'in mahkûmiyeti de Yargıtay 8'inci Dairesi tarafından tasdik edildi.

Her onay, her mahkûmiyet Türkiye'deki düşünce hürriyetinin muhtevasını biraz daha daraltıyor.

Suç sayılan sözler

Erbakan ne demiş: "Allah'ın izniyle çile devri bitti. Zulüm bitti. Türkiye'de Rusya'dan büyük devrim oldu. Nasıl Rusya'da komünizm çöktüyse, Türkiye'de de Batı taklitçiliği gâvur uşaklığı çöktü. Bu ülkede 12 parti yok. 2 tane parti var. Hak ve bâtıl. RP'nin dışındaki hepsi bâtıldır. Hepsi tek parti sayılır. Bunlar gâvur uşağı. Bu ülkenin evlâtlarına ne dediler? Dininizi bir tarafa bırakacaksınız, arkamıza düşeceksiniz, ne din ne de dünya bıraktılar. Bu ülkenin evlâtları asırlar boyu mektebe başlarken, besmeleyle başlar. Siz geldiniz, bu besmeleyi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine, 'Türküm, doğruyum, çalışkanım' Sen bunu söyleyince, öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evlâdı 'Ya öyle mi, ben de Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım' deme hakkını kazandı. O Meclis yarın inananların eline geçecek. Bütün bu haklar kan dökülmeden verilecek." (25 Şubat 1994)

Üslubu benimsemeyebilirsiniz. Hatta muhtevayı da. Ama düşünce hürriyeti, sadece herkesçe beğenilen ve benimsenen fikirlerin ifadesi değil ki. Kaldı ki, bu konuşmada şiddete teşvik yok. Aksine, İslâmiyet'in birleştirici rolü vurgulanıyor. Üstelik aradan tam 6 sene geçmiş.

Güzel'in sözleri

Aynı şekilde Hasan Celâl Güzel'in mahkûmiyetini de haklı göstermek mümkün değil.

Güzel sadece başörtüsünü savunmuş ve kızların kılık kıyafetine karışanları mürteci ilân etmiş.

İşte 312'nci maddeden mahkûm olmasına yol açan cümleleri:

"Sözüm ona yönetmelik parçasına göre hareket edip, bu kız kardeşlerimizi her türlü haklarından mahrum ediyorlar. Düşünebiliyor musunuz? 25 yaşına gelmiş, 6 sene okumuş bir çocuğu, şu anda doktorasını yapıyor...başlarında örtü var diye, sırf inancından dolayı başını örttü diye öğrenim hakkından mahrum etmek... İkinci sınıf vatandaş olarak...hangi zihniyete sığar? Türkiye'de, 1.5 yıldır tamamen uydurma irtica meselesinden bahsediyorlar. Devletin üst kademe bürokratları, irtica mücadelesi ibaresi altında, halkın giyimine, inancına karşı mücadele açmış bulunuyorlar... İrtica, Batı Çalışma Grubu'ndadır. Öğrencileri başörtülü diye sınıflara almayan öğretim üyeleri gericidir... yobazdır. 4 Şubat'ta sırf Kudüs Gecesi yapıldı diye tanklar yürütülmüştür. İrtica mücadelesinin perdesi altında, halkın inancına karşı mücadele ediyorlar..."

312'nin kaldırılması gündeme gelince, Devlet Bahçeli şiddetle itiraz etmişti. "İnsanlar arasında, sosyal, etnik ya da din farklılıklarını kullanarak kin ve düşmanlık tohumları ekmeye çalışanlar cezasız kalmamalı" Nedense MHP lideri, Apo hususunda aynı direnci gösteremedi.

Erbakan ve Güzel'i hapse gönderen Türkiye, Apo'yu asmayarak, İnsan Hakları karnesini düzeltmeye çalışıyor.

Nafile bir çaba!


6 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...