| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Komik değil; traji-komik durumlarımızı gösterdiKemal Sunal'ın sanatını / yaptığı şey'i anlamak; aynı zamanda Türk toplumunu, Türk toplumunun yaklaşık iki yüz yıldır yaşadığı ve ne olduğuna bir türlü karar veremediği travmatik, anormal, anakronik (tarih ve zaman dışı) deneyimi anlamak için de iyi bir kalkış noktası olabilir. Kemal Sunal, komik durumlarımızı anlatan bir komedi sanatçısı mıydı? Yoksa traji-komik durumlarımızı anlatan/gösteren bir komedi sanatçısı mı? Bu soru, sanıldığından da önemli bir soru. Çünkü bizim hayatımız, komik değil; traji-komik bir hayat: İnsanların yüzlerinin gülmediğinden yakınıp dururuz hep. "Gülünecek halimize ağlıyor; ağlanacak halimize ise gülüyoruz" deriz sürekli olarak. Neden? Gülmesini bilmediğimizden mi? Yoksa kolaylıkla gülebilmemizi sağlayabilecek bir halet-i ruhiyeden, normal bir hayat yaşayabilme imkanından yoksun oluşumuzdan mı? Sinema ve televizyon'da güldürü türlerinin antropolojik, psikanalitik ve semiyotik açılardan analizini yapan Jerry Palmer'in güldürü tanımlarından biri, ("güldürü, bastırılan şeylerden bir mizah çıkarma yeteneğidir" şeklindeki tanımlama) burada oldukça yararlı bir kalkış noktası sunuyor bize. (The Logic of the Absurd / Absürdün Mantığı, 1987: 13). Sunal güldürüsü, bastırılan şeylere, hayattaki çelişkilere, absürd durumlara dikkat çekerken sadece izleyiciyi/alıcıyı güldürme amacı gütmez. Sunal güldürüsü'nün yaptığı asıl şey, düşündürtmektir. Sömürgeciler tarafından işgal ve kontrol edilememesine rağmen kendi kendini zoraki olarak sömürgeleştirmeye, kendi asli dinamikleri, deneyimleri, anlam haritaları, duyarlıkları, değerleri bastırılmaya, yoksayılmaya çalışan bir ülkede yaşanan ve yaşanacak olanlar, elbette ki, traji-komik olacaktır. Ağlanacak halimize gülüp, gülünecek halimize ise ağlıyor olmamızın da; Kemal Sunal güldürüsünün başarısının, bu denli yankı bulmasının nedenleri de işte burada gizli. İşte bu nedenledir ki, böyle bir ülkede, trajik olsun diye yazılmaya çalışılan romanlar; yapılmaya çalışılan filmler, hiçbir zaman trajik olmaz; hep melodram olur. Hem de sulu sepken melodramlar. Ama böyle bir ülke, komedi ve mizah için bulunmaz bir yerdir. İşte bu yüzden böyle bir ülkede en çok izlenen filmler, komedi ve melodram filmleri ile ikisinin karışımından oluşturulan arabesk filmler olacaktır elbette ki! Dahası, (gazeteciler siyaset, iş ve kaba güç sahibi çevreler için "kapıkulu rolleri" oynamaktan başka bir şey yapmayı beceremedikleri için) gazetenin kurumlaşamadığı / satamadığı bir ülkede, mizah dergilerinin gazetelerin tirajlarına yakın tirajlar yapması hem tesadüfi değildir; hem de oldukça anlamlı ve düşündürücüdür. Kemal Sunal, hayatımızdaki komik durumları anlattığı için değil; traji-komik durumları anlattığı ve gösterdiği için bu denli ilgi gören bir sanatçı olmayı başarmıştır. Bu yüzden, Burçak Evren'in "Kemal Sunal güldürüsü" için yaptığı, "Sunal, güldürü ögesinden hareketle değil; somut durumlardan/sorunlardan hareketle güldürü yapan bir sinema oyuncusudur" şeklindeki gözlem oldukça yerinde bir gözlemdir. Kemal Sunal, bir zamanlar "aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni" olarak tanınan ama 1975'te çektiği "Hababam Sınıfı" ile komedide karar kılan ve tek başına "modern" bir güldürü ekolü kuran Ertem Eğilmez'in keşfettiği bir güldürü sanatçısıdır. Ertem Eğilmez, sadece Kemal Sunal'ı değil, Türk sinemasında güldürünün üç büyüklerinden diğer ikisini de (Şener Şen'le İlyas Salman'ı da) keşfeden bir yönetmendir. Sinemaya tesadüfen girmiş, önceden Tef adlı bir mizah dergisi çıkarmış, mecbur kaldığı için yönetmenliğe soyunmuş, kendine özgü güldürü tarzını geliştirdikten sonra da deyim yerindeyse yıllarca "tef çalıp oyuncularını oynatarak" izleyiciyi güldürmeyi ve düşündür(t)meyi başarmış bir sinemacıdır Ertem Eğilmez. Kemal Sunal'ın bu denli ilgi görmesini ve kitlelerce tutulmasını sağlayan bir başka faktör de, özelde kendi filmlerine, genelde ise Türk sinemasına olmasa bile Yeşilçam sinemasına damgasını vuran naif, içten, sıcak, dürüst, çocuksu "masalsı gerçekçilik" duyarlığıdır. Bu duyarlığın bizim kültürümüzdeki kaynağı Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın söylediği gibi Nasreddin Hoca değil, Keloğlan'dır. İşte Kemal Sunal, Ayşe Şaşa'nın deyişiyle "popülerin şiiriyetini" masalsı-gerçekçi-komik bir dille yakalayan "modern" bir Keloğlan tipi'dir. Özetle.. Kemal Sunal'ın komik olanı değil de, traji-komik olanı anlatarak ve göstererek komedi yapmasını mümkün kılan şey, (tıpkı Ertem Eğilmez'in kendi -sinemacılık- hayatındaki tesadüfler gibi) Türk toplumuna zoraki olarak yaşatılan tesadüflerdir.
ykaplan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|