YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Gülelim eğlenelim...

Gazeteci-yazar Çetin Altan, özgürlük, eşitlik, adalet temeli üzerinde yükselen; haksızlığın ve sömürünün sona ereceği bir toplum kurma yolunda taş taşıma; böyle bir toplumun düşmanlarına taş atma, halk düşmanlarının çelişkilerini göstermek için taşı gediğine koyma gibi inanç ve ülküyle beslenen savaşımcı yazarlık tutumunu boşlayalı çok oldu.

Marksist, sosyalist inançlarından geriye kalan tek tortu, herhalde materyalizm olmalı ki, nice zamandır, dünyanın düzenini ekonomiye ve onu yönlendiren bilime, teknolojiye bağlama; toplumsal kurtuluş için ekonomik rasyonel altyapıyı sağlama alma savını savlaya savlaya; sağa sola, ileri geri, uzunlu kısalı eleştiri oklarını fırlatıp duruyor. Nişangâhını da hemen her zaman "şeytanın gör dediği" noktalara kuruyor. Pek sevdiği gelişmiş beynini, incelmiş zekâsını yora yora, bu toplumun el birliğiyle çoğaltmakta olduğumuz kusurlarına, yaralarına, tarihsel-güncel boşluklarına vurdukça vuruyor. Bu sado-mazohist eğlence, kim bilir kaç yıldır böyle sürüp gidiyor.

Çetin Altan, arada bir yirmi, otuz, kırk yıl önce yazdığı bir yazısını köşesine koyuyor da, az çok temiz bir esinti alabiliyor okuyucuları. Doğrusu ben, epeydir, yazının altında "şu tarihte şurada çıkmıştır" gibi bir not görmezsem okumuyorum Altan'ın yazdıklarını.

Geçen pazar, Şeytanın Gör Dediği köşesinde "Zurnanın zırt dediği" başlıklı yazısını, dibinde böyle bir not olmadığı halde okudum. (Sabah, 16.07.2000) Çetin Altan'da yaşlılık belirtilerinin çoğaldığını düşünmekten kendimi alamadım. Yazısında Sağlık Bakanı Osman Durmuş'u hedef alan üç fıkra uydurmuş Sayın Altan. İlkini birlikte okuyalım:

"Bektaşi babası, Sağlık Bakanı Osman Durmuş'a:

-Sen, demiş, devlet büyüğü müsün?"

Osman:

-Evet, demiş, madem ki Bakan'ım"

-Daha da büyümek istiyor musun?

-Gayet tabii... Her siyasetçinin amacı sürekli büyümektir...

-Nasıl yani, inek yavrusu gibi mi?

-Lafına dikkat et hoca, ne demek "inek yavrusu gibi mi?"

-Çünkü inek yavrusunun da amacı sürekli büyümektir. Önce "düve" olarak doğar; büyür "buzağı" olur; daha büyür "dana" olur; daha da büyüyünce ya "inek", ya "öküz" olur...

-Evet ama "boğa" da olur...

-Sen de dana olduktan sonra boğa mı olmak istiyorsun?

-Ulan Hoca ağzını topla... Ben zaten boğayım, Bakanım, Devlet büyüğüyüm...

-Daha da nasıl büyüyeceksin öyleyse?

-Örneğin Başbakan Yardımcısı olabilirim...

-Sonra?

-Sonra Başbakan olabilirim...

-Sonra?

-Sonra Cumhurbaşkanı olabilirim...

-Sonra?

Osman azıcık afallamış:

-Hiç, demiş.

Bektaşi babası:

-Hemen ayağa kalk Osman ve saygı duruşuna geçerek, büyüklerin büyüğüne karşı nasıl saygılı durulacağını göster herkese demiş.

-Büyüklerin büyüğü sen misin Hoca?

-Evet...

-Anlamadım, nasıl?

-Sen büyüye büyüye sonunda "Hiç" olmayacak mısın? Ben şimdiden hiçim işte..."

Fıkranın asıl nüktesinin menkıbelere, örneğin Harun Reşid ile Behlûl Dânâ arasında geçen bir konuşmaya dayandığını belki işitmişsinizdir. Çetin Altan, menkıbeyi alıp Bektaşi babası üzerinden günümüze uyduruyor, uyarlıyor, yakıştırıyor. Diyelim ki bu uydurma, uyarlama, yakıştırma pek yerinde, pek isabetli oldu. Ama yazıda bir yığın yakışıksız durum var.

1. Sağlık Bakanı Osman Durmuş, bir "Bektaşi babası"na "Hoca" diyecek denli "bilgisiz, görgüsüz, kültürsüz" mü, ona "Baba erenler!" demek gerektiğini bilmez mi?

2. Koskoca bir Bektaşi babası, sığır familyası hakkında böylesine cahil olabilir mi? İneğin yavrusuna önce buzağı, sonra dana; dananın dişisine düve, erkeğine tosun dendiğini bilmez mi hiç? İneğin yavrulamasını belirten sözcüğün "buzağılamak" olduğunu bilen bir Bektaşi, hem de babası; yavrunun büyüme aşamalarını "düve, buzağı, dana" diye sıralamak gafletine düşer mi?

3. Diyelim ki baba erenlerin başı dumanlıydı, esrik idi, dili sürçtü, yanlış söyledi; koskoca Anadolu'nun koskoca bakanı Osman Durmuş Bey, bu vahim hatayı derhal düzeltmez, düzeltmeyi başaramazsa cahil Bektaşi'yi huzurundan bir hamlede tard etmez miydi? Sığır cinsinin aile düzeninin böyle pervasızca alt üst edilmesine kim göz yumabilir ki?

4. Osman Durmuş Bey'e izafe ve isnad olunan yükselme basamakları da, her ne kadar "hiç"te nihayet bulsa da, gerçek duruma hiç mi hiç uymuyor. Adamcağız kendi bakanlığının hak ettiği "saygı duruşu"nu sağlama almak uğruna bağırıp çağırmakla uğraşırken, daha yukarıları düşünüyor olabilir mi?

5. Çetin Altan gibi yıllarını "yazı" uğraşına vermiş bir kişi, neden bir yerde "Bakan'ım" yazarken, az aşağıda "Bakanım"; bir yerde "hoca" yazmışken, hemen altında "Hoca" yazar?

6. Ve nihayet, Altan'ın anlattığı üçüncü fıkrada geçen ve adı geçen sayın (ister sayın ister saymayın!) bakan çevresinde söylenen "Ulan ayı! Ayı sensin, takoz kafalı ahmak!" gibi ifadelerden sado-mazohist eğlencenin devam ettiği anlaşılıyor.

Acıyorum, acılaşıyorum.


18 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...