| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Eli sıkı, eli açıkEli sıkı denildiğinde bundan anladığımız cimri bir kimseden bahsedildiğidir. Bir kimsenin eli açıklığından bahsediliyorsa bu söylenileni onun cömertliğine yorarız. Ne yazık ki konuyu belirleyen anlatım asırlar boyunca insanların malî imkânlarını nasıl kullandıklarına hasredilmiştir. Halbuki insan tekinin bütün diğer insanlar karşısındaki duruşunda gerek karakteri ve gerekse kişisel donanımı itibariyle cimriliğe mi yoksa cömertliğe mi meylettiği dünyada geçirdiğimiz günler içinde hepimiz için her şeyden önemlidir. Eğer bu iki deyim "aklı sıkı" ve "aklı açık" şeklinde sunulsaydı daha anlaşılır bir ifadeye kavuşacaktık. Çünkü harcamaları bakımından cömert görünen bir kimse son derecede cimri bir kişiliği temsil edebilir ve başkaları uğruna malî imkânlarını hiç feda etmezmiş gibi görünen kişi de kendini başkalarına kurban etme bakımından benzersiz bir üstünlüğe sahip olabilir. Tabirlerin aklı sıkı ve aklı açık şeklinde değil de eli sıkı ve eli açık şeklinde düzenlenmesinin bir hikmeti vardır. Bu sayede biz görüntüden anlam çıkarma fırsatına ulaşabiliyoruz. Sıkı bir el, diyelim ki bir yumruk, kendi üzerine kapanmış bir eldir. Sıkı akıl da kendi üzerine kapanmıştır. İlk bakışta parlak görüntüsü yüzünden sıkı aklı övgüye değer kabul edebiliriz; ama kısa zamanda belli olur ki sıkı akıl kendine daha geniş bir yer sağlamak üzere başkalarını geriletmek üzere ortaya çıkmış bir akıldır. Daha doğrusu sıkı akıl varlığına hep başkalarının rağmına kavuşur. Oysa aklı açık olan tıpkı eli açık olan gibi irtibat kurmayı birinci sıraya koyan bir durumu benimsediğini göstermiştir. Görüntü itibariyle açık el bırakılmış, giderek "maruz bırakılmış" bir eldir. El açılmaksızın hiç kimsenin bir şeyi tutması, bir şeye tutunması mümkün değildir. Açık el almaya ve vermeye müsait bir vaziyetin hazırlığıdır. Yardımlaşma açık ellerin ürünüdür. Açık akıl da iletişim ortamının ön şartıdır. Eğer insanın insana bir yardımı gerçekleşecekse bunu sıkı akılla yürürlüğe koymanın herhangi bir yolu yoktur. Çünkü ne kadar parlak olursa olsun sıkı aklın telkin etmekten veya dayatmaktan, hiç olmazsa ikna etmekten başkaca hazırlığı olamaz. Sıkı akıl kendi üzerine kapanmış bir akıldır ve etkisini başkalarına yardım ederek değil, geçerliliğini başkalarına kabul ettirerek gösterir. Diktatörlerin aklı sıkıdır. İster siyaset ve isterse bilim, sanat, felsefe alanında "dediğim dedik" diyenler aklın sıkılığını dayanışmadan üstün tutarlar. Açık aklın en üstün örnekleri karşımıza nebilerin ve resullerin aklıyla çıkar. Onların aklı bütün yaratılmışların kendi kurtuluşları, yaratılmışların top yekûn kurtuluşu için neye muhtaç olduklarını işaret etme alanı dışına taşmaz.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|