| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Demirel'in netameli mirasıSabık cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, emekliliğinin tadını oldukça iyi çıkarıyor anlaşılan. Güniz Sokak'taki evine akan ziyaretçilerin iltifatları, yakarışları ve "geri dön" çağrıları, gedikli siyasetçinin kulaklarında hoş bir sedadan öte anlamlar taşıyordur şüphesiz. Muhteşem bir geri dönüş projesi yavaş yavaş kafasında şekilleniyor olsa gerek. Zira basındaki hayranlarına, öyle DYP gibi beşinci sıradaki bir partinin çatısı altına sığmayacağı ve şahsının Türkiye'nin "hayrı" için önemli bir isim olduğu mesajları veriyor. Sırasıyla Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlık koltuğuna oturmuş bir kişinin bundan sonra artık kimsenin koltuğunda gözü olamayacağını ifade ediyor. Birilerinin, kendisi için ağırlığına layık bir görev düşünmesi gerektiğini ima ediyor sanki. Demirel, büyük adam tabii. Cumhurbaşkanlığı dönemi, Türkiye'nin son yirmi yılının en istikrarsız ve tehlikeli günlerine denk geldi. Kurt politikacı, "Türkiye gerçeğinden" hareketle safını oldukça net bir şekilde belirleyerek, herkesin unutmak istediği bu sürecin daha bir acılı geçmesine sebep oldu. Demokrasinin istikrar, insan haklarınınsa rejimin sağlığı karşısında geri plana itilmesine seyirci kaldı ve hatta bu gelişmelere arka çıktı. Cumhurbaşkanlığı mevkii, hem milletin hem de devletin başıdır. Oysa onun döneminde Çankaya, bariz bir şekilde temsili iradeye karşı tavır alarak tüm otoriterliğiyle devleti temsil etti. Bugün biz oturduğumuz yerden Kıbrıs'taki rejim hakkında ileri geri laflar edebiliyor, oradaki derin devleti eleştirebiliyor, asker-sivil çatışmasına yorumlar getirebiliyoruz. Ancak Süleyman Demirel'in döneminde, onun da katkılarıyla oluşan hava yüzünden, Türkiye'deki benzer gelişmeler hakkında zerrece yorum yapamadık. Sabık cumhurbaşkanının mirası, daha uzun süre bu ülkenin başını ağrıtacağa benziyor. Öyle ya, milletin tüm muhalefetine rağmen atadığı Kemal Gürüz Beyefendi'nin icraatları, bugün zamanında kendisini katı Atatürkçülüğü yüzünden destekleyenlere bile gına getirtti. Dün bazı gazetelere içlerinde Atatürkçülük kavramını kullanarak prim yapmak isteyen bazı derneklerin de olduğu bir grup, YÖK aleyhine bir ilan vermiş. Buyurun cenaze namazına. İnsanları düşüncelerine ve inançlarına göre tasnif ederek, belli bir sınırın ötesini düşman eden "bölücü" anlayış, zamanında kendi işlerine geldiği için savundukları adama, bugün rektör seçimlerinde gayri demokratik bir anlayış sergilediği ve adayları fikriyatına göre tasnif ettiği için veryansın ediyor. Öyle gözüküyor ki, Atatürkçülüğe en ciddi darbeyi, dinci yobazlardan ziyade anti-dinci yobazlar vuracak. Bölücülük, illa ki belli bir azınlığın veya ideolojinin vatan sathından coğrafi bir bölge talep etmesiyle ortaya çıkmıyor. Siz, bir ülkenin vatandaşlarını inançları veya düşünceleri ile kantara vurur, en temel insan haklarını ölçülerinize uymayanlardan esirger ve dahi bunu silah zoruyla, tehditle ve devlet politikası olarak uygularsanız, işte asıl bölücülüğü o zaman siz yapmış olursunuz. Türkiye'de hakim anlayış, rejime karşı gelişen tehditlerin hep kendi vatandaşından geleceği paranoyasıyla lekelenmiştir. Bu paranoyanın devlet politikası olmasında, Süleyman Demirel'in katkısı oldukça büyüktür. Cumhurbaşkanlığı, devlet ile halkın buluşma noktasıdır. Ahmet Necdet Sezer'in, ağırlığını hangi taraftan yana koyacağını, YÖK'ün gönderdiği rektör listesinin altına atacağı imza belirleyecek.
mutku@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|