|
|
|
| Türkiye'nin birikimi... | ||
|
|
Tehdit değil teklif
Devletin kendini oluşturan birey ve grupları dengeler adına "tehdit" unsuru olarak tanımladığı bir ülkede Mustafa Erdoğan, herkesi "verili vatandaş" tanımının dışına çıkmaya ve "özgürlük korkusunu" yenmeye çağırıyor.
Militan demokrasi mağdurlarıMustafa Erdoğan'ın analizleri sadece akademisyenleri değil "militan demokrasi"den yara alan herkesi ilgilendiriyor. "Türkiye özgür demokratik bir toplum olmaktan çok anakronist bir totalitarizm manzarası göstermektedir" diyen Erdoğan bu totalitarizmin Türkiye'deki dayanak noktalarından biri olan "aydın despotizm"ine de uzak durmayı başararak farkını ortaya koyuyor. Mustafa Erdoğan'ın bir Anayasa hukukçusu olarak ele aldığı konulara hem teorik hem de Türkiye pratiği bağlamında getirdiği eleştirel bağlamdaki analizler ve geliştirdiği somut teklifler tartışılmayı bekliyor. Gündemimizi yıllardır tıkayan demokrasi, laiklik gibi kavramlara Mustafa Erdoğan'ın zihin açıcı perspektifiyle bakmak isteyenlerin kütüphanelerinde bu kitap yer almalı. "Demokrasi Kavramları", "Türkiye'nin Siyasal Sistemi" ve "Din, Siyaset, Laiklik" isimli üç ana bölümden oluşan kitapta temel olarak Türkiye'de demokrasinin açmazlarını vurguluyor. Herkes kendine demokratHerkesin kendine göre, daha doğrusu nasıl olduğu açıklanamaz bir şekilde kendine kadar demokrat olduğu Türkiye'de, kavramlar o derece karman çorman ele alınıyor ki; değil bir şekilde anlaşmak asgari bir diyalog kurmak bile imkansızlaşıyor. Bu da ister istemez akla Alev Alatlı'nın romanlarının dile getirdiği "afazi" ve "nekrofilya"yı hatırlatıyor. Herşey dengeler adınaDevletin kendini oluşturan birey ve grupları dengeler adına "tehdit" unsuru olarak tanımladığı ve yine bazı vatandaşlarını da bu çerçevede hukuk dışı yollarda kullanarak himaye etmesinin bir 'norm' olarak benimsediği bir ülkede yaşıyor olmamızın sonuçları kitabın özünü oluşturuyor. Kitapta Mustafa Erdoğan verili vatandaş tanımının dışına çıkmaya ve "özgürlük korkusunu" yenmeye çağırıyor. Laikliği de tıpkı "demokrasi" gibi kendi tarihsel, sosyolojik bağlamında ele alan yazar bir tahakküm aracı olarak kullanılan bu kavramın Türkiye'de bir sivil din olarak formüle edilişinin sakıncalarını ifade ederek bu yanılgıdan kurtulmadan toplumsal barışın mümkün olmadığını vurguluyor. KAVRAM DEMAGOJİSİKelimeler, işe yarar birer silah olarak algılandıkları için kendi tarihsel ve sosyolojik bağlamlarından kopartılarak içleri boşaltılmış birer demagojik araca dönüştürülüyor. Bu da onların anlamsız bir slogana dönüşmelerine yol açıyor. "...demokrasi şu veya bu toplumun belli bir anda içinde bulunduğu durumun özellikleri, yahut böyle nihai bir durumun gerçekleştirilmesi amacına yönelik bir tasarım değildir. Böyle bir tasarımın güç yoluyla uygulanması hiç değildir." "Devletin, tahakkümcü ve otoriter yapısını" ve bunun açmazlarını dile getiren kitapta Mustafa Erdoğan koruma ve kollama görevini ise şu veciz ifadeyle deşifre ediyor. "Türkiye'de "demokrasinin kendini koruma hakkı"ndan söz edenler aslında kendilerinden yana taraflı olan kurulu düzeni ve güç ilişkilerini değişmez kılmaya çalışmaktadırlar."
Suavi Kemal YAZGIÇ
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|