|
|
|
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Avtupa'ya Önce Gülhane Parkı girsinEsmer. Hatta esmerden de fazla. Siyah. Hemen hemen siyah. Tenine göre beyaz sayılabilecek, uzun ve seyrek bıyıkları var. Ve dişlek. Aşırı dişlek. "Öğretmenim, nereden getirmişler bunu buraya?" "Kuzeyden getirmişler oğlum. Soğuk ülkelerden." "Yaşar! Buraya gel." "Yaşar! Yakala." "Öğretmenim, Yaşar kayboldu!" "Yaşar bu taraftan çıktı öğretmenim." "Yaşar güldü öğretmenim." Gülhane Parkı deyince, her nedense önce Yaşar gelir aklıma. Yaşar. Parkın girişinde, hayvanat bahçesinde sizi ilk karşılayan sevimli fok balığı. Konuşmaz Yaşar. Kuzey denizlerinden getirilmiştir. O küçücük havuzun içinde bir o yana yuvarlanır bir bu yana. Siyah gözleriyle gülüyor gibi bakar, kendisini seyreden cıvıl cıvıl çocuk kalabalığına. Bu dediğim, 60'lı yılların Gülhane Parkı'ydı. Şimdi orada hayvanat bahçesi yok, biliyorsunuz. Devekuşu yok. Oklu kirpi, fil, zürafa, deve, hint horozu ve tilki yok. Yaşar da yok. Tabii ki, bir Gülhane Parkı veya hayvanat bahçesi nostaljisi değil meselemiz. Yaşar, çoktan öldü. O çocuklar da, benim gibi, çoluğa çocuğa karıştı. Meselemiz Hyde Park. 17. yüzyılda Kral Henry'nin tavşan ve geyik avladığı, Kraliçe Elizabeth'in konuklarını ağırladığı, at üstünde tenezzühe çıktığı Hyde Park. Hani, İngiltere liberalleşirken, bir köşesini insanlar içlerini dökebilsinler diye 'Speaker's Corner' yapmışlar. Hani bir ara (1902'de) sonradan Bolşevik İhtilali'nin patronu olan Lenin bile gelip orada meraklılara proletaryayı anlatmış. Sade Lenin değil, başkaları da, doğru ve yanlış, resmi ve gayrıresmi, ciddi ve gayrıciddi görüşlerini sansürsüz söylemişler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gülhane Parkı'nın uygun bir yerine, Hyde Park'taki Speaker's Corner'a benzer bir yer yapmayı düşünüyormuş. Mevzuatımız izin verir mi bilemem, ama 800 bin küsur kilometrekare yüzölçüme sahip bir ülkede, konuşma özgürlüğünün geçerli olduğu bir metrekarelik bir alan tahsis edilmesi iyi bir fikirdir. Avrupa Birliği'ne bütün vücudumuzla dalmamız sakıncalı olabilir. Yavaş yavaş alıştıra alıştıra girmek belki daha doğrudur. Gülhane Parkı'nın o köşesinde konuşmayı serbest hale getirirsek, Avrupa Birliği'ne önce orasını sokar, nasıl bir netice alacağımızı görmüş oluruz. Parkın o köşesi, pilot köşe haline getirilebilir. Kendilerini konuşanları cezalandırmaya şartlandırmış olan yurttaşlarımız, konuşan insanlara ilişmemeyi orada öğrenebilirler. Orada tabii ki konuşmanın çok zararlı bir şey olduğunu savunanlar da konuşur. Şöyle derler, Gülhane Parkı'nın Speaker's Corner'ındaki kürsüye çıkıp: "Az önce burada konuşan adam, ülkemizi çeşitli kısımlara ayırarak bir grubu öteki gruba karşı tahrik etmiştir. Kimse kimseye saldırmamıştır ama, ya saldırsaydı. Öyle değil mi, sayın dinleyiciler?" Ah! Unutmamalıyım. Speaker's Corner'dan daha ileri icatlar da yapılabilir. Speaker's Corner'ın tam karşısına, koca bir defter ve koca bir kalem koyulabilir. Üzerine kocaman bir tabela çakılabilir. WRITER'S CORNER diye bir tabela! Özgürlükten yana sorunu olan yazarlar, o YAZAR KÖŞESİ'nde beyan-ı fikr edebilir. Biraz daha ileriye, 20-30 metrelik bir yürüyüş platformu ve başka bir tabela: WALKER'S CORNER. Orada da, "izinsiz gösteri" yapmak serbest edilebilir. Sonunda, al sana, konuşmanın, yazmanın ve yürümenin serbest olduğu dünyada benzeri bulunmayan olağanüstü bir mekan. Adeta bir panayır! Bir de fok balığı. Adı Yaşar olsun. Konuşmasın. Yazmasın. Yargılanmasın. Mahkum edilmesin. Hepimize örnek olsun.
yzcomert@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|