| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kimbilir daha neler olacak?Birinci Dünya Savaşı sonrasının şartları altında ülkemizde gerçekleşen Atatürk devrimleri yüzünden Türk milleti bir tereddüde düşmedi, bir şaşkınlığa uğramadı. Acaba bu devrimleri benimsese miydi, yoksa reddine mi karar verseydi? Millet böyle bir soruyla karşı karşıya gelmemiştir. Atatürk devrimleri başarısını karşı devrimcileri geriletmeye, etkisiz bırakmaya borçlu değildir. Devrimciler fütursuzca yapabilecekleri kadarını yapmışlar; yapmak istedikleri ve fakat tepkiyle karşılaşacağı için yapamayacaklarını anladıkları işlerden derhal el çekmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ülkemizde yürürlüğe konulan demokrasi uygulaması da Türk milletini tereddüde düşürmedi. Seçimle gelen, seçimle giden hükümetlerle yönetilmeyi bir siyasi koz sayanlar bir tarafta, uğursuzluk sayanlar diğer tarafta olmak üzere kamplara ayrılmadı. Ülke çapında 1950-1960 yılları arasında gözlemlenen bölünme söz konusu uygulamanın reddi veya kabulüyle bağlantılı değildi. Tereddüt 1960'tan sonra, milletin siyasi değil de bir iktisadi rejim seçme ihtimalinden haberdar edilmesinden sonra hasıl oldu. Memlekette şimdikine benzemeyen, şimdikinin kusurlarını taşımayan yeni bir iktisat düzeni tesis edilebilir miydi? Türkiye'nin son kırk yılı bu sorunun hergün biraz daha derinleştirilmesiyle geçti. Millet olarak kırk yıllık bir tereddüdün muhassalasına sahibiz. Türkiye'de düzen değişikliği talepleri ister soldan, isterse sağdan gelsin olanca hızlarını ilk planda gelir dağılımının nasıl düzenleneceği değil, gelir imkânlarının kimlere tahsis edileceği yönündeki beklentilerden almıştır. İktisadi düzenden şikâyetleri olduğunu bir iddia haline getirenler kazançlarda değil fırsatlarda paylaşım istiyorlardı. Bu yüzden son kırk yıllık tereddüt çağı boyunca ağızlarına bir parmak bal çalınanlar düzen değişikliği taleplerini süratle geri almışlardır. Düzen değişsin mi, değişmesin mi tereddüdü içinde kalışımız yeni bir Türkiye'nin ortaya çıkmasına sebep oldu; ama tereddüdün bizatihi kendisi ortadan kayboldu. Yeni "tereddütsüz" Türkiye'de sol ve sağ yine var. Üstelik Türkiye'nin artık birer taneden fazla solu ve sağı var. Tereddütsüzlük solu ve sağı içinden ikiye böldü. Hem Türk solunun, hem de Türk sağının artık bir yanda racaları, öte yanda paryaları var. Solcu ve sağcı racalar tereddütsüz olarak düzenin değişmeyeceği fikrini savunuyorlar. Solcu ve sağcı paryalar ise düzenin mutlaka değişmesi konusunda hiç tereddüt etmiyorlar. Solcu racalarla sağcı racalar müşterek bir dil keşfettiler. Birbirlerine o müşterek dili kullanarak sövüyorlar; ama o müşterek dil yüzünden birçok meselede ortak çözüm önerisiyle toplum karşısına çıkıyorlar. Paryalar birbirleriyle ne paryalıkları itibariyle, ne de sağcılık ve solculukları itibariyle anlaşabilmiş değildirler. Zaten toplumda hergün biraz daha göz ardı edilenler onlardır. Onların göz ardı edilmeleri iktisadi düzenin değişeceği konusundaki tereddütsüz tutumun da göz ardı edilmesi demektir. Dikkat edin bir siyasi iddianın yedeğinde gerçekleşmiyor değişimler.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|