| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Demokratik hukuk devleti ve III. Abant ToplantısıTürkiye'de gittikçe artan bir demokratik hukuk devleti talebi var. Bunda hem dünyadaki gelişmelerin etkisi var, hem de Türkiye'deki resmi ideolojinin gittikçe daha baskıcı bir yapıya bürünmesinin. 28 Şubat sürecinde cumhuriyeti "kurtarma" "birlik ve bütünlüğü sağlama" adına yapılan hukuk dışı uygulamalar, temel hak ve hürriyetlere saldırılar bu talebi daha da yoğun hale getirdi. Gerçekte de bu süreçte sadece hukuk devleti ilkesi zedelenmedi, kanun hakimiyeti de çiğnendi. Gerek öğrencilere, gerek kamu görevlilerine kanun ve yönetmeliklerde olmayan cezalar verildi. Hak arama, yargı yolu bütünüyle kapatılarak veya brifinglerle taraflı hale getirilerek yahut tarafsız yargıçlar cezalandırılarak bütünüyle işlemez hale getirildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye aleyhindeki başvuruların rekor rakamları ulaşması sebepsiz değil. Kısacası bu süreçte Türkiye'de hukuk devletinin çıtası çok daha aşağılara düştü. İşte III. Abant Toplantısı demokratik hukuk devletini böyle bir ortamda tartıştı. İki seksiyon halindeki iki buçuk gün sabahtan akşama kadar süren tartışmaların biraz kontrollü bir üslupla yapıldığı doğru. Bunda Türkiye'deki serbest tartışma ortamının gittikçe kaybolmasının rolü olduğu kadar, şimdiye kadar söylenenlerin zihinlerde makes bulmamasının verdiği bıkkınlığın da rolü var. Keza 28 Şubat'ı kaşımama arzusu da çok sivri konuların tam bir açıklıkla konuşulmasını engelledi. Toplantıyı tertip eden Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı müşkil durumda bırakmamak için de konuşmacılar tarafından belli bir otosansürün yapıldığı doğru. Ancak sonuçta ortaya demokratik hukuk devletinin önündeki bütün engelleri ve yapılması gerekenleri ilmi ve edebi bir üslupla yer veren bir sonuç bildirisi çıktı. Sonuç bildirisindeki içerik ve üslubun tartışmaların üzerinde olduğunu söylemek mümkün. Bence demokratik hukuk devleti talebinin sadece uluslararası şartların empoze ettiği bir talep değil, bizim insanımızın ortaya koyduğu ve arkasında durduğu bir talep olduğunun vurgulanması önemliydi. Herkes nihai metinde aradığını, aradığı üslupla bulmamış olabilir. Ne var ki çok farklı düşünce ve inançtaki kimselerin üzerinde mutabık kaldıkları metnin herkesin beklediği üslup ve içerikte olması da mümkün değildi. Kutsal devlet fikrinin "milliyetçi" kesim hariç hiçbir kesimde taraftar bulmadığı görüldü. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin sosyal-demokrat kesime, 28 Şubat post-modern darbesinin "İslamcı" kesime gösterdiği "şefkatli" yaklaşım, devleti kutsallık tahtından indirmiş. Keza bu kesimlerde daha hürriyetçi bir yapılanmanın devleti böleceği korkusu da makes bulmuyor. Tam tersine hürriyetleri kısmanın ve ülkeyi yaşanmaz hale getirmenin bölünme tehlikesini artırdığı kanaati yaygınlaşmaya başlamış. Buna mukabil kutsal devlet fikri ve hürriyetler genişletilirse devletin bölüneceği korkusu "milliyetçi" kesimde hakim. 312. madde konusundaki alevli tartışmalar bu anlayış sebebiyle yaşandı. Anlaşılıyor ki teorinin öğretemediği gerçeği belki ve de ne yazık ki onların da yaşayarak öğrenmeleri gerekecek. Bazı katılımcılar 312. maddenin sadece Erbakan için kaldırılmasının talep edildiği yanılgısına düştüler. Halbuki dini hassasiyeti bulunan ve bir kısmı da Erbakan çizgisine karşı olan birçok katılımcı sadece düşünce ve ifade hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti adına bu maddede değişiklik taraftarı idiler. Hasılı farklı düşünce ve inançta olan insanların üç gün boyunca ülkenin meselelerini yoğun biçimde tartıştıkları bir platform olarak gerçekleşti III. Abant Toplantısı.
makifaydin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|