| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Suçıktı Şiir GünleriAnadolu'nun bin yıllık değişim ve dönüşüm tarihinde Yunus ve Mevlana'dan, Mehmet Akif ve Sezai Karakoç'a kadar şairlerin, ordular tarafından yerine getirilmesi mümkün olmayan bir işlevi oldu. Her dönemin kendine özgü bir dili olur. Ancak büyük şairlerin dili zamana bağlı değildir. Onların dili her dönem için geçerlidir. Bu yüzden güçlü şairlere sahip olmayan toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel alanda büyük atılımlar yapması mümkün değildir. Şiirimizin büyük ustalarıyla gönül bağlarını sürekli yenileyerek, evrensel doğruları yakalamaya çalışan şair ve sanatçılar hafta sonunda Dursunbey'de toplandılar. Doç. Dr. Ahmet Bilgili ve Dr. Alim Kahraman'la birlikte katıldığımız toplantıda, İbrahim Demirci'den Ahmet Kot'a kadar çok sayıda şair ve yazarla, kültür ve sanat sorunlarını konuşma imkanı bulduk. Sanatsever Belediye Başkanı Mehmet Yılmaz ve Hüseyin Bektaş'la Mavera'nın ilk yıllarından tanıdığım Hüsnü Çakmak ve Ali Osman Gençoğlu'dan Anadolu girişimcisi Üzeyir Sali ve Sefer Akbaba'ya kadar bütün Dursunbeyliler toplantı boyunca eşsiz bir konukseverlik gösterdiler. Bugünün ruhunu kavrayabilmek için, geçmiş sanat, yönetim ve ekonomi birikimiminin bütün boyutlarıyla kavranılması gerekir. Selçuklu ve Osmanlı'dan cumhuriyete geldik. Şimdi ulusal devletten devletlerarası bir topluluk olan Avrupa Birliği'ne gitmeye çalışıyoruz. Osmanlı döneminde olduğu gibi, Avrupa içinde sağlam bir yer tutabilmenin yolu; bütün dünya dinlerin ortaya çıktığı dörtbin yıllık tarihi, medeniyet bazında, bir bütünlük ve süreklilik içinde algılama ve kavramadan geçer. Şair ve sanatçıların bir bütünlük ve süreklilik içinde olan tarihsel birikimi, ekonomi, yönetim, kültür ve sanat gibi, birbirinden bağımsız bölümlere ayırarak, bunlardan yalnızca birini bütüne egemen kılmaya kalkışmaları, dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları daha karmaşık hale getirir. İnsanlar gibi, toplumları da büyük şairler değiştirir. Çünkü şiirsiz bir toplum, doğurganlığını yitirmiş, coşkusuz bir toplumdur. Bunun için şiiri yakalayan toplum, doğruluk ve güzellikle birlikte doğurganlığı da en ileri boyutlara taşır. Genç yaşta şiiri bırakarak, kendini Afrika'ya zor atan Arthur Rimbaud, şaire geleceği bilen ve gören kahin gözüyle bakar. Bu yüzden geleceğin güzel günlerini bugüne taşıyan şairleri "Şeref, üstün haberciye/üstün haberciye şeref" diye selamlar. Cahit Zarifoğlu gibi, "Beyaz haberlerim var kardeşlerim" diyen şairler, Dursunbey'in tabiat harikası "Suçıktı"da, kendilerinden çok şeyler bekleyen, çoğu gençlerden oluşan dinleyicileriyle şiirlerini paylaştılar. Mehmet Ocaktan, Ayşe Kot, Lale Müldür, Atila Maraş, Şaban Abak, Ali Ural, Cahit Koytak, Muhsin Mengüsoğlu, Recep Garip, Mehmet Sıfay, Adem Yavuz beyaz haberlerin oluşmakta olduğunu duyuran şairler arasındaydılar. Peygamberlerin haber verdiği doğruların gözardı edildiği bir dünyada, insanın gönlünü zenginleştiren, ruhunu çağın kirlerinden arıtan, bilincini keskinleştiren şairlere büyük görevler düşüyor. Kutsal Kitap'ları hayatın dışına atarak, seküler değerlerle yapay "cennet"ler kurmaya çalışmanın faturasını bütün dünya çok pahalı bir biçimde ödedi. Fizikötesi dünyaya açılmadan, zengin bir şiir dünyası kurulamayacağı gibi, dengeli bir ekonomi ve sağlıklı bir siyasal yapı da oluşturulamaz. İnsanın ruhunu yok sayarak, yalnızca karnını doyurmayı amaç edinen sanatla birlikte her eylem, toplumu bunalımdan bunalıma sürükler. Necip Fazıl, "Şiir, 'Mutlak Hakikat'i bulma işidir" diyerek, şaire Kıyamet'e kadar devam edecek bir sorumluluk ve görev yüklüyor.
ngurdogan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|