| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bütün mesele bir kabile (devleti) kurmak mı?Görünüşe bakılırsa Camp David görüşmelerinden bir şey çıkmadı. Ama gerçekte resmen olmasa bile fiilen bir sonuç çıktı: Arafat, bağımsız Filistin Devleti'nin 13 Eylül'de kurulacağını açıkladı. Arafat'ın açıklaması, İsrail'de tepkiyle karşılansa da, ABD ve İsrail'in yapmak istedikleri şey, Filistin'de bir kabile devleti kurulmasını sağlayarak, meseleyi bitirmek zaten. Bağımsız Filistin Devleti'nin kurulacağına ilişkin açıklamayı elbette ki ABD Başkanı Bill Clinton ya da İsrail Başbakanı Ehud Barak yapamazdı. Özellikle Barak'ın böyle bir açıklamayı yapmaya kalkışması, belki bedenen olmasa bile siyaseten linç edilmesiyle, katledilmesiyle sonuçlanacak bir hata olurdu. Evet amaç, Filistin'de bağımsız, küçük bir kabile devleti kur(dur)ulması ve böylelikle katliamlarla, kanla ve gözyaşı ile geçen 50 yıllık barbarlığın, vahşetin ve cinayetin üstüne bir sünger çekilmesi... Bütün bir Ortadoğu coğrafyasını yakından ve derinden ilgilendiren bu karmaşık sorunun, bir kabile (devleti) sorununa indirgenerek ve tastamam lokalize edilerek bitirilmesi. Oysa Ortadoğu sorunu, Arafat'a, Filistinlilere elma şekeri verilerek bitirilebilecek, örtülebilecek, sona erdirilebilecek kadar lokal, salt bir "kabile"yi ilgilendiren bir sorun değil; olamaz! Ortadoğu'da en az 50 yıl süren bir işgal, kan ve göz yaşı var. Ortada, Ortadoğu'nun paramparça edilmiş olması; doğal, ekonomik kaynaklarının, imkanlarının kahir ekseriyetle bölge dışındaki güçlerce yağmalanması, semirilmesi, sömürülmesi ve daha da önemlisi, bölgenin siyasi geleceğinin ipotek altına alınması ve böylelikle Ortadoğu coğrafyasındaki halkların (iradelerinin) kendi geleceklerini kendilerinin belirlemelerinin mümkün tüm yollarının tıkanması gibi son derece hayati bir sorun var. Bunca kanın, gözyaşının, sıkıntının, çilenin, sömürülmenin, semirilmenin bedeli Filistin'de bir kabile devleti kurulması olamaz! Görünüşün aksine gerçekte, ABD ve İsrail de sorunu Filistin meselesine, Filistin'de bağımsız devlet kurulup kurulmaması meselesine indirgemiyorlar zaten. Görünüşte, her şey bundan ibaretmiş gibi sunulsa da, gerçekte sorun son derece esaslı, derin, büyük ölçekli, bütün bir Ortadoğu coğrafyasını ilgilendirecek kadar kapsamlı bir sorun. ABD ve İsrail, sorunu lokalleştirmek için sadece Filistinlilerle masaya oturuyor ama sorunun adını "Barış süreci" koyuyor. Oysa bu postmodern bir "savaş" stratejisinin kamufle edilmesinden başka bir şey değil. Bu noktaya dikkat! "Barış süreci", ilk bakışta sadece Filistin "kabile"sini ilgilendiriyormuş gibi lanse ediliyor ama bütün bölgeyi; hatta dolaylı da olsa dünyanın belli başlı güçlerini de (örneğin ABD'yi, Avrupa'yı, Rusya'yı, Çin'i vesaire de) ilgilendiriyor. Tüm dünya bu sorunla öylesine ilgilendirilmek zorunda bırakılıyor ki "barış süreci"ne destek vermeyen veya karşı çıkan tüm ülkeler terörist veya en azından teröre destek veren ülkeler listesine alınıyor ve sistemden dışlanıyor. İyi de, neden? ABD ve İsrail'in yapmak istedikleri şey, sorunu görünüşte sadece Filistin kabilesi sorununa indirgeyerek lokalize etmek, ama gerçekte bölgeyi her bakımdan kontrol altına almak ve bölgede Amerikan (ve İsrail) hegemonyasına karşı başkaldıracak hareketlerin, oluşumların önünü kesmek. O demokrasi ve özgürlükler havarisi ABD, totaliter, otoriter ve monarşik petrodolar kabile reislerinin işbaşında olduğu uydu-rejimlere neden demokrasiye geçin çağrısında bulunmuyor sanıyorsunuz ki? Hal böyleyken, Türk basınında bazı beyni sulanmış (eski tüfek solcu) kalemşörler, İsrail ağzıyla konuşarak "kan mı, barış mı?" diye sorabiliyorlar! Elbette kimse kandan, savaştan, gözyaşından yana olamaz! Ama onca kanın, gözyaşının, sömürünün, köleliğin, parçalayıp yutmanın bedeli de bir kabile devleti olamaz herhalde!
ykaplan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|