YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Acaba bir yerlerden telefon mu geldi?

Sabah gazetesinden ayrıldığı günlerde "28 Şubat döneminde generallerden alınan telefonlara göre manşet tesbit edildiği"ni açıklayan Can Ataklı şimdi konuşmalı... Acaba, yeniden yazmaya başladığı Sabah gazetesine ve onun genel yayın yönetmeni Güngör Mengi'ye bir yerlerden telefon mu geldi?

-Yargısız infaz kararnamesine sahip çıkın!

Belki Hürriyet ve Milliyet'e telefon gelip gelmediğini de bilebilecek durumdadır.

Bu üç gazete, dünkü nüshalarında, Başbakanlık tarafından yapılan kıyım kararnamesini savunma mahiyetindeki açıklamayı sahiplenerek duyurdular okurlarına...

Sabah'tan manşetti, şöyle verildi: "Katile bile maaş ödüyoruz." Altı da şu ifadelerle beslenmişti: BAŞBAKANLIK'TAN ACI İTİRAF: Teröre bulaşmış, cinayet işlemiş memurları bile atamıyoruz. Üstelik maaş ödüyoruz."

Milliyet, ciddiyet(!)ine yakışır biçimde sür-manşete taşımıştı ve dehşet sözcüklerine büründürerek: "MÜTHİŞ AÇIKLAMA- Başbakanlık: Hizbullahçı memurlar hâlâ devletten maaş alıyorlar"

Hürriyet'te haber küçüktü ama başlığı maksada uygundu: "Devletten katiller bile maaş alıyor"

Anlaşılan Sabah'ın Genel Yayın Müdürü'ne sıkı tenbih edilmişti. O, manşetle yetinmemiş, bir de yazı döşenmişti. Cumhurbaşkanı Sezer'e kararnameyi imzalamaması için yapılan çağrıları "romantik" bulmuş ve bunun Cumhurbaşkanı'nı etkilemesinden korkmuştu. Beklentisini altını çizerek şöyle açıklayacaktı:

"Ama Başbakanlık'ın dünkü bildirisindeki gerçekler –muhtemelen- Cumhurbaşkanı'nın kafasındaki tereddütleri de gideren bir etki yapacaktır." (Güngör Mengi, Sabah, 30 Temmuz 2000)

"Muhtemelen"i iki çizgi arasına almıştı, çünkü henüz emin değildi, ya MGK'da, "kararnamenin Anayasa'ya aykırı olduğu" yönündeki tavrını açıkça seslendiren Cumhurbaşkanı "hukuk duyarlılığı" ile hareket edip, kararnameyi geri çevirirse...

Acaba, Cumhurbaşkanı'nın "yanlış yapmasını önlemek için" kampanya açmaları mı istenmişti Doğan ve Bilgin Grubu'nun amiral gemilerinden...

Başbakanlığın açıklaması, tam bir çarpıtma ürünü idi. Bunu, azıcık hukuk hassasiyeti, azıcık medya sorumluluğu olan görürdü.

Türkiye, böyle bir kanun-kararname çıkmadan bile, mevcut yasalar çarpıtılarak, hatta yer yer yargının olağanüstü dönemlere ilişkin siyasal mantığı devreye sokularak, kıyım gerçekleştiğine sık sık tanık olunan bir ülkeydi.

Başörtüsü sebebiyle meslekten ihraç edilen yüzlerce bayan kamu görevlisi var. Bunlar, normal şartlarda sadece uyarma cezası ile cezalandırılmaları gerekirken, suçta ısrar ederek disiplinsizlik suçu işledikleri gerekçesiyle kapının önüne kondular. Üstelik Danıştay da onayladı bu kararları...

Sadece kamu görevlisi bayanlar değil, öğrencilerin öğrenim hayatlarına son verildi benzeri gerekçelerle... Normal disiplin cezalarıyla uyarma dışında ceza verilmemesi gereken öğrenciler, okuma talebi ile sınıfta oturma dışında hiçbir davranışları olmamasına rağmen, "öğrenimi aksatma maddesi" içine sokulup, okuldan atıldılar.

Aslında kıyım fiilen, hukuk çarpıtılarak yürüyor.

Bu KHK ile ne yapılacak?

Toplu kıyımlara gidilecek... Belki de yargının zorlanarak yaptığı veya yargıya olağanüstü dönemlerin zoruyla yaptırılan şey, "Ne yapalım, kanun böyle" gerekçesine sığınılarak yaptırılacak...

Yazık, çok yazık!

Başbakanlığın kıyım kararnamesini savunan açıklaması, tam bir hukuk garabeti...

Ne o? "Devlette Hizbullahçı memurlar varmış! Devletten maaş alıyorlarmış. Devleti yıkmayı hedef alan faaliyetlere bulaşmış memurlara bile mevcut yasalarla ancak uyarı cezası verebiliyormuşuz."

Ne yapacaksınız? "Bu adam şucu" diye "şayia" çıkınca müfettişleri seferber edecek, ardından da defterini düreceksiniz. Bugün siz düreceksiniz, yarın başka iktidarlar dürecek ve her yeni iktidarla birlikte Türkiye'de memur kıyımları yaşanacak.

Hani hukuk devleti? Hani, "İnsanlar suçları yargıda kesinleşinceye kadar suçsuzdur" yönündeki evrensel hukuk kuralına sadakat! Gözaltına alıp, tutukladığınız ve yargılamaya başladığınız Hizbullah sanıklarının cezaları kesinleşti de görevden alamadınız mı sayın başbakan? Yoksa, "madem bir kere gözaltına alındılar, mutlaka suçludurlar ve hemen görevden alınmalıdırlar" diye mi düşünüyorsunuz? Bu, 2000'lerde bir hukuk devletinin mantığına yakışır mı? Bu, bir demokratik cumhuriyetin başbakanına yakışır mı?

Cumhurbaşkanı, MGK'da bir hukuk adamı supabı gibi hareket edince de, medyadaki olağanüstü dönem rantiyesi harekete geçip, onu bunaltmaya çalışacak..

Gene yazık!

Devlet Bahçeli'ye, Mesut Yılmaz'a ne denebilir bilmiyorum ki... Hukuka saygıya çağıran bir Cumhurbaşkanı var ve onlar, böyle bir kararnameyi imzalayabiliyorlar. Bundan sonra "MGK şartları böyle" sığınmasına kim inanır? Mesut Yılmaz'a "bari sus" demek geliyor içimden... "Bari sus, çünkü bak, Devlet Bahçeli susunca herkes susmasında bir devlet ciddiyeti var sanıyor!"

Sayın Cumhurbaşkanı, imzalamayın bu hukuk garabetini... Bu, memurlara yönelik bir kıyım operasyonu olduğu kadar, hukuk hassasiyeti içinde olan Cumhurbaşkanı'nı "memleket şartları böyle" gerekçesine ve "bunun için hukuk duyarlılığından vazgeçilebilir" yönünde bir bilinçlendirme-ikna etme eylemi olarak da algılanacaktır...


31.TEMMUZ.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...