| Türkiye'nin birikimi... | ||
|
|
Hikayeci Hulusi Üstün "Geçmişi Sürgün Şehir"de, mübadeleyle birlikte ortaya çıkan insanlık dramını, "göçmen" ve "muhacir" olgusunu anlatıyor.
Aynı anda birçok işe yetişmeye çalışan bir hikayeci Hulusi Üstün. Avukatlık mesleğinin yanısıra edebiyatla uğraşıyor. Aynı zamanda Kafkas-Çeçen Dayanışma Komitesi'nde Çeçenistan'dan gelen mültecilerin ve savaş mağduru insanların sorunlarıyla ilgileniyor. Yoğun bir gününde yakaladığımız Hulusi Üstün'le son kitabı "Geçmişi Sürgün Şehir" ve hikayeleri üzerine konuştuk. "Geçmişi Sürgün Şehir"de ve diğer hikayelerinde ağırlıklı olarak "sürgün" ve "muhacirlik" konularını işleyen yazarımız son kitabında yer alan öykülerinde, yaşadığı kasaba olan Silivri'den yola çıkarak Türk-Rum nüfus mübadelesi sonucu Rumeli'den gelen Balkan muhacirlerinin yaşadığı sorunları şiirsel bir üslupla yazıya aktarmış. Bedbaht bir gezginci ruhuna sahip Üstün'ün hikayelerinde İslami ve yerel motiflere yer verilmekle birlikte, farklı kimliklere ve kültürlere kucak açan evrensel bir sevginin izlerini görüyoruz. Üstün, bu kadar geniş bir yelpazeye seslenebilmenin sırrını şöyle yorumluyor: "Kanaatimce sanatçı olmak güzel olan herşeye kalbini açmak demektir, sanatçı olmanın gereği budur. Güzeli, doğruyu, iyiyi nerede görürseniz kalbinizi ona açmak zorundasınız. Bu herhalde benim Rumeli'nin çok çeşitli yerlerinden gelmiş insanların yaşadığı bir hercümerç kültür coğrafyasında büyümemden, bir memur çocuğu olduğum için Anadolu'nun birçok yerini görmemden ve Türkiye'ye nispeten farklı bir kültür olan Kafkasya kökenli olmamdan kaynaklanıyor. Bu üç farklı coğrafyanın kültürüyle iç içe büyüdüm, dolayısıyla herbirindeki farklılıkları, herbirindeki güzellikleri görebilme yeteneğine sahip oldum. Beni Rumeli'de sınır boyları için söylenmiş türküler, Kafkasya'dan getirilmiş Çerkesçe ağıtlar, Anadolu kültürünün Alevi demeleri, mimarideki, kıyafetteki zenginlikler çok fazla çekiyor. Zaten bu coğrafyada oluşturulan kültür bir imparatorluk kültürünün kalıntısı olduğu; çeşitli yerlerden gelmiş insanların getirdiği farklı kültürlerin birikimleri olduğu için son derece mükemmel bir kültür. Bunu işlemek güzelliklere açık bir insan için pek fazla zor değil. Yani hayal gücüne başvurmadan sadece yaşadığınız şeyleri derimlemesine inceleyerek çok güzel sonuçlara varabilirsiniz. Önemli olan sadece almayı bilmek." Hikaye yazma serüveninin 96 yaşında vefat eden babaannesinden dinlediği çarpıcı anıları, masalsı gerçekleri yazıya aktarma isteğinden kaynaklandığını söyleyen Üstün'e, yaşadığı olayları öyküye dönüştürebilen bir hikayeci desek yerinde olur.
Göçmen kadınlar
"Üstün'ün hikayelerinde göçmen kadınlarının psikolojisi ve içsel kaygıları geniş yer tutuyor." 'Geçmişi sürgün şehir' Silivri gibi Türk-Rum mübadelesini yaşamış ve 1989'da Bulgaristan'dan gelen insanların, Mekedon, Arnavut, Rumen, Yugoslav göçmenlerinin ağırlıklı olarak yerleştikleri bir kasabada yaşadığım için hikayelerimi hep sürgün motifleri oluşturdu. Mesela yaşlı feraceli bir kadına baktığınız zaman onun yörük torunu olduğunu anlıyorsunuz. Eğer Bulgaristan'dan gelmişse mavi iş önlüğü vardır üzerinde. Yugoslavya'dan gelmişse başına çok güzel bir oyalı yazma örter. Yunanistan'dan gelmişse beyaz bir başörtüsü vardır başında. Patiriot deyince aklımıza Selanik göçmenlerinin yaptığı börek gelirdi. Arnavut deyince Arnavutluk'tan tohumu getirilmiş küçücük acı biberler gelirdi.
Ödüllü hikayeci
1974 doğumlu olan Hulusi Üstün, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Halen Silivri'de ikamet eden Üstün, 1997 yılında "Canlar Ölesi Değil" adlı romanını ve 1999 yılında "Gurbetten Çerkes Hikayeleri" adlı öykü kitabını yayımladı. Hikaye ve yazıları Fezan, Çıkın, Türk Edebiyatı gibi dergilerde yayınlanan Üstün, 1995 yılında katıldığı Ömer Seyfettin Hikaye Yarışması'nda "Piri Paşanın Sırrı" adlı hikayesiyle ikincilik ödülü alarak adını duyurdu.
H. Setenay İLHAN
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|