| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Esas duruşunuzu bozun artıkTürk siyaseti, siyasetsizliğin kuşatması altında adeta bir "koma provası"nı yaşıyor. Türkiye hiçbir dönemde, darbe dönemleri de dahil, siyasetsizliğin siyasi partilere ve liderlere böylesine egemen olduğu bir dönemi yaşamadı. 28 Şubat sonrasında, sırf "devlet otoritesi"ni merkeze alarak icat edilen "istikrar siyaseti", bütün değişim ve dönüşüm taleplerinin önünü kesen tehlikeli bir araç haline gelmiş durumda. Siyasi partiler, siyasetin en temel vasfı olan "temsil" refleklerini yitirdiler. "Askeri vesayet" halini sistemin merkezine alarak başlatılan "istikrar" arayışı, sonunda bütün sivil siyasal inisiyatifi devre dışı bırakarak, fiili yönetimi doğrudan askerlere bırakmış bulunuyor. Siyasal iktidar öylesine devre dışı ki, koskoca ülkenin Başbakanı hükümet adına hazırlanan bir kararnameden ancak günler sonra haberdar olabiliyor. Basın işin vahametini farkedip, sorgulamasa belki de Başbakan'ın hiç haberi olmayacak. Gelin şu "hayalet kararname" hikayesini birlikte okuyalım: Ülkenin birinde, yani Türkiye'de birileri, yani MGK'nın "gizli hükümeti" bir "kıyım kararnamesi" hazırlıyor. Başbakan ve Bakanlar imzalıyor, ancak neyi imzaladıklarını bilmiyorlar. Hatta Başbakan dahil, çoğu imzalayıp imzalamadıklarının bile farkında değil. Başbakan önce, "Benim haberim yok" diyor. Üç gün sonra, kararnamenin Cumhurbaşkanı'nda olduğu anlaşılınca, apar topar Başbakanlığın önüne çıkıp, "28 Şubat'ın gereği olarak hazırlanıp Köşk'e sunuldu" deyiveriyor. Başbakan Ecevit'in içine düştüğü trajik durumdan anlıyoruz ki, "garibim" o da bizim gibi, işler olup bittikten sonra haberdar olabiliyor. Hükümeti, parlamentoyu by-pass ederek hazırlanıp Köşk'e gönderilen bu "Kıyım Kararnamesi", bugüne kadar siyasal iktidara karşı işleri "buyurma" yöntemiyle yürüten "derin" gücün artık fiilen ve alenen işbaşında olduğunun saklanamaz bir kanıtı olmuştur. Öyle ki, Başbakanlık hâlâ kimin hazırladığı bilinmeyen "Hayalet Kararname" için çok ayrıntılı bir açıklama yapmak zorunda kalmıştır. Kararnamenin Köşk'ten dönme ihtimaline karşı alelacele yapılan açıklama, hiçbir hukuki temele dayanmadığı gibi, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Sezer'e de "gözdağı" vermayi amaçlayan bir özellik taşıyor. Çünkü Sezer, MGK'da kararnamenin "Anayasa'ya aykırı" olduğunu söyleyerek "iptal sinyali" vermişti. Siyasetçilerin 28 Şubat'ın "korku senaryoları"na teslim olduğu, demokratik reflekslerin kaybolduğu bir Türkiye'de, hukuksuzluğa sadece Cumhurbaşkanı Sezer'in direnmesini beklemek elbette haksızlık olur. Ancak yine de, bir hukuk adamı olarak hukuksuzluğa karşı çıkmasını istemekten başka bir şey gelmiyor içimizden. Bu ne talihsiz bir ülke ki, hiçbir zaman "demokrat duruş" ortaya koyamamış siyasetçilerle AB'ye girme hayalleri kuruyoruz. Ara ara kimi siyasetçilerin, demokratmış gibi davranmalırndan umuda kapılıp, "Galiba işler bu kez yoluna giriyor" demeye başladığımız anlarda, Yılmaz gibi "konjonktür demokratları" bizi rüyalarımızdan çabuk uyandırıyor. Öyle ya, neredeyse Mesut Yılmaz'ın demokrat olduğuna bile inanacaktık. Ta ki, "Kıyım Kararnamesi"yle gerçek yüzünü görene kadar..
mocaktan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|