|
İki büyük lider:
Arafat-Denktaş
Ortalığı kaplamış toz toprak bulutuna, ileri geri açıklamalara bakmayın siz. Hatta hatta Clinton'un, Arafat'ı tehdit sadedinde, ABD büyükelçiliğini Kudüs'e taşırız şeklindeki karavana atışlarını da kaale almayın.
İsrail ile FKÖ arasında varılacak bir anlaşmayı, en çok ABD'nin ve ABD Mûsevi çevrelerinin istediği gerçeğini, hiçbir açıklama gizlemeye yetmemektedir. Arafat da, Filistinliler de, Suriye ve Mısır da, hatta hatta Suudi Arabistan da bu gerçeğin farkında. Hele Türkiye ki, Ortadoğu'ya ilişkin bütün derin gelişmelerin şuurunda. Hemen kaydedelim ki Clinton, İsrail televizyonunda, barış görüşmelerini FKÖ tarafının engellediğini ilan ederken, aynı anda Arafat'a, bunlara sakın aldırma anlamına gelen gizli mesajlar ulaştırıyordu.
İsrail'in tarihî ric'ati
Camp David'de Kudüs'ün bütününde ısrarlı olan ve peygamberler şehri Kudüs'ü İsrail'in ebedî başkenti olarak kabul eden İsrail tezinde geri adım atılmasını ve Doğu Kudüs'te de FKÖ ve İsrail'e ait ikili bir yapı oluşturulmasını tartışmaya açarak, Barak'a kabul ettiren kişinin Clinton olduğunu nasıl olur da unuturuz?
ABD sanmıştı ki, İsrail tarihî Kudüs tezinden geri adım atarsa, Arafat da bunun üzerine atlayıverir ve böylece de Ortadoğu barışının önündeki bütün engeller kalkıverirdi. Hayır öyle olmadı. Hemen çoğu çevreler, Arafat'ın Filistin'i ve Doğu Kudüs'ü satmaya gittiğini iddia ettiği bir aşamada, kendisini aştığı yetmiyormuş gibi, bir de bunun yanısıra bütün muhaliflerinin desteğini alarak, gerçekten Filistinliler'in millî kahramanı seviyesine yükseliverdi. Yani Kıbrıs'takinin tam aksine, Filistin halkı, liderlerinin arkasında müstahkem bir duvar gibi durmasını bildiler. Türkiye'deki Denktaş düşmanlarına ve adada soluğu tükenmiş sınıflara iyi bir ders teşkil etmelidir bu örnek.
Neresinden bakarsanız bakın, FKÖ tarafı bu aşamada daha bir güçlü, daha bir haklı!.. Bunu bütün dünya görüyor. İsrail'in uğradığı demoralizasyonu telâfi sadedinde ABD lideri ileri geri konuşuyor. Uluslararası Mûsevî basını da, Clinton'un açıklamasını amacından saptırarak, Arafat'a tehdid olarak sunuyor. Bunların züğürt tesellisinden öteye bir değer taşımadığını kaydedin bir kenara.
İsrail toplumu bundan emin olun ki, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en bezgin ve çaresiz dönemini yaşıyor. Neredeyse hükümet çökmüş, siyasî partiler şaşkınlaşmış ve birbirine saracak hale gelmiş. İşte Clinton'un demecinin anlamı burada yatıyor. "Sen ne yaptın bize ABD?" suçlamalarının önüne geçmek için başvurulmuş bir yöntemden başka bir değeri yok bu açıklamanın.
Mev'ut topraklar hayalinin sonu
Lübnan bozgununun ardından gelen bu ikinci şok dalgası henüz sonuç vermese de, bekleyin, Doğu Kudüs Filistin'in mutlaka başşehri olacak. İsrail bunu içine sindirmeye mecbur!.. İsrailliler'in bir yarısı ile, dış Mûsevî çevreler çoktan içine sindirdi de, kızgın siyonist sınıflar hâlâ daha direnmeye çalışıyorlar.
Bu aşamada FKÖ lideri, ister 13 Eylül'de devletini ilân etsin, isterse sabrederek Camp Davit süreci yeniden başlatılsın. Sonuç bütünüyle FKÖ'den yana olacak. Filistin'in başkenti Doğu Kudüs'e taşındıktan sonra da, işgal edilen topraklardan İsrail'in geri çekilişine sıra gelecek. Filistinli mülteciler tarihî vatanlarına tekrar avdet edecek.
Sonra mı?
Ondan sonra da, Suriye-İsrail görüşmeleri başlayacak, İsrail Golan'dan da çekilecek.
Böylece İsrail'in 1967 savaşından önceki topraklara ric'ati kesinleşmiş olacak. Yani aynen Yunanlılar'ın Megalo-İdea'sı gibi, İsrail'in Nil'den Fırat'a Mev'ud Topraklar hayaline de son nokta konulmuş olarak.
İsrail halkı da yavaş yavaş bunu içine sindirecek. Ama bunun karşılığında da, Suriye, Lübnan, FKÖ ve diğer bazı Arap devletleri İsrail'i resmen tanımak durumunda kalacak. Gidiş böyle gözüküyor.
Kuşkusuz bu barışı en çok isteyen güç ABD!.. Ama FKÖ ve Suriye tarafından ne kadar taviz koparılabilirse, orada kâr nazarıyla bakılacak. Tabiî İsrail'i de barışa iyice zorlayarak!.. Bu işte ABD ve Clinton'un en çok ABD'deki Musevî lobilerini ve yönetimde bulunan Musevî kadroları kullandığı anlaşılıyor.
Kıbrıs-Filistin/Denktaş-Arafat
Buna benzer bir hızlı sürecin de Kıbrıs'ta yaşandığını bilmem söylemeye gerek var mı? Aynen Arafat gibi, Denktaş da aslanlar gibi mücadele ediyor. Hem Türkiye'de, hem kendi ülkesinde arkasını oyanlara rağmen, en zayıf anında yüksek hamleler gerçekleştiriyor. Bütün bu kölemen ruhlu takımlara karşılık Konfederal Kıbrıs tezinin bayrağını göklere doğru yükseltiyor.
Dolayısıyla, Ortadoğu'nun bu iki büyük tarihî kahramanını biz de buradan tebrik ediyoruz. Onlara başarılar diliyoruz.
Önce Lübnan, sonra Filistin arkasından da Kıbrıs ve Golan Tepeleri!.. Geride ne kalıyor? En başta Kuzey Irak sorunu ve Irak'ın bütünlüğünün uluslararası planda resmen tescili!.. Bu arada Ermenistan-Karabağ-Azerbaycan sorunu!.. Ege meselesi ise daha bir uzayabilir. Türkiye AB süresini, Ege sorununun halli için iyi bir fırsat olarak değerlendirmelidir. Taviz olarak değil, bilâkis avantajlı bir çözüme ulaşmak için!..
Bütün bunlar bir rüya değil, bilâkis önümüzdeki birkaç yılın hızlı seyredecek kilometre taşları. Hazır olalım!..
31.TEMMUZ.2000
|