| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Yazılanlardan hareketleEmekli orgeneral Çevik Bir'in, 12 Mart döneminde Ankara/Güvercinlik'te görev yaparken, gözaltına alınan Yavuz Önen'in işkencesinde bulunduğunu daha önce okuduğunuzu biliyorum. Bugün yazacaklarımın hepsi daha önce bir yerlerde çıktı zaten... Yavuz Önen sol kesim içinde önemli bir isim; yakın zamanlara kadar TMMOB başkanıydı, şimdi de İnsan Hakları Vakfı başkanı... 1972 yılı 10 martında gözaltına alındığında kendisine işkence yapmışlar... "Sen bir kurşunluk adamsın" demiş işkencecisi, "Burada anayasayı, yasayı filân unut; boşuna direnme, imzayı bas..." Direnmiş, kendisi gözaltındayken doğum yapmış eşini getireceklerini söyleyince itirafnâmeyi imzalamış... "Sen bir kurşunluk adamsın" diyen subayla sonradan yine karşılaşmış Yavuz Önen ve adını o zaman öğrenmiş: Çevik Bir... Bu bilgi ilk kez Faruk Bildirici'nin yeni çıkan ve içinde kalemle çizilen otuz portre bulunan "Siluetini sevdiğimin Türkiyesi" (Doğan Yayıncılık) adlı kitabında yer aldı. Kitaptaki bu bölümün ilk farkına varan da Sabah'tan Can Dündar oldu; o sütununa "Doğru mu?" diye taşıyınca Yeni Şafak dahil bir çok yayın organı bu ayrıntıyı haberleştirdi... Faruk Bildirici, son yıllarda 'portreler' üzerinde çalışan bir gazeteci. Kitaptaki portrelerin büyük bölümü Hürriyet'te okur karşısına çıkmıştı. Çevik Bir bölümü de öyle... Ancak, 'dizi' olduğu duyurulan ve ilk gün üzerine '1' notu düşülen çalışma ikinci gün kesildi. "Makedonya'dan Türkiye'ye göçen, Selânikli bir anneyle Manastırlı bir babanın çocuğu" olduğu bilgisi vardı ilk bölümde; "Bunu mu sakıncalı buldular?" diye kendi kendime sorduğumu ve "Mahzurlu ise, yazıldı işte" cevabını verdiğimi hatırlıyorum... Demek, Çevik Bir'in güçlü döneminde, Yavuz Önen'e işkence olayını yayınlamaktan kaçınmış Hürriyet... Faruk Bildirici, kitabında (s. 328), Çevik Bir'e yöneltilmiş bir başka soruyu da hatırlatıyor: "Can Ataklı bir süre önce Öküz dergisinde yayımlanan söyleşisinde bir generalden söz ediyor ve 'Bu general, Şemdin Sakık'ın ifadesine kendi yazdığı bir metni ekleyerek Cengiz Çandar ve M. Ali Birand'ı suçladı; bu yayımlanmadığı takdirde gazeteyi batırmakla tehdit etti' diyordu. Bu generalin Çevik Bir olduğu çeşitli gazetelerde ileri sürüldü. Öyle bir generalin olduğunu –doğal olarak- en başta ben biliyorum. Çevik Bir çıkıp, 'Hayır, bu general ben değilim' demezse, basın tarihimizdeki en çirkin komployu, o vakit sahip olduğu silâh baskısıyla yapan bir kişi olarak şâibe altında kalacaktır." Bildirici, Cengiz Çandar'ın bu sorusunu, değişik zamanlarda Hasan Cemal, Akın Birdal ve benim tekrarladığımızı da yazıyor ve ekliyor: "Bir, sessziliğini yine bozmadı. Belki de yalanlanacak bir şey yoktu ortada..." Çevik Bir'in o dönemde medya üzerinde kurduğu baskılar yüzünden işini veya sütununu kaybeden meslektaşlar oldu. Bir gitti, ama bıraktığı izler hâlâ taze: Müdahale öncesi haftada dört gün okuma fırsatı bulduğum Mehmet Altan şimdi tek yazıyla çıkıyor Sabah okurlarının karşısına... O dönemde, Org. Bir, medya patronlarıyla garip bir ilişki kurmuştu. Uzun yıllar Milliyet'te çalışan Turan Yavuz, "İkinci Vatan: Tansu Çiller'in ABD Macerası" adlı kitabında Çevik Bir ile Aydın Doğan arasında geçen bir olayı anlatıyor... "Olay, Ankara'da 'Darbe yapıldı, yapılacak' heyecanı yaşanan 1997 Haziran ortalarında geçiyor. Milliyet, 14 Haziran'da, 'Krize ABD mesajı' başlığıyla çıkmıştı. Haberde, ABD dışişleri bakanı Madeline Albright'ın, 'Ankara'ya demokratik düzenin dışına çıkılmaması gerektiğini bildirdik' sözleri büyütülmüştü. Askerler Milliyet'in bu yayınından hoşlanmamışlar. Turan Yavuz yaşananları şöyle aktarıyor kitabında: "Tüm tepkiler, Madeline Albright tarafından yapılan açıklamaya yönelikti. Askerler tarafından ABD yönetimine yapılan sitemler, 'Bunların (yani Erbakan ve Çiller'in, TK) darbe yapılamayacağına inanmalarını ve ona göre tavır almalarını sağlıyorsunuz' şeklindeydi." Kitaptaki anlatımdan, Turan Yavuz'un, bunu, sitemin yönetildiği bir Amerikalı'dan öğrendiği anlaşılıyor. Beni esas ilgilendiren bundan sonraki satırlar: "Bu haberler ve özellikle Milliyet'te veriliş tarzı Orgeneral Çevik Bir'i bir hayli sinirlendirmişti. Hemen Milliyet gazetesi sahibi Aydın Doğan'ı aradı ve ABD dışişleri bakanının açıklamalarının neden gazetede bu kadar büyütüldüğünü sordu. Aydın Doğan bu gibi durumlarda hep gazeteyi görmediğini, yazı işleri ile konuştuktan sonra sağlıklı bilgi verebileceğini söyler. Bu kez de aynı şeyi yaptı. Çevik Bir'e, 'Ben bir konuşayım, size bilgi veririm' dedi. Bu sözlerin hemen arkasından Çevik Bir, Milliyet gazetesi patronu Aydın Doğan'a şu uyarıyı yapıyordu: 'Şimdi oraya da mı iki general göndermem gerekiyor...' Aydın Doğan donup kalmıştı." (s. 52-53) Çeşitli yerlerde karşısına çıkmış olması gereken bu anlatıya da açıklama gelmedi Çevik Bir'den... "Demek ki, âdeti böyle" diyecekleri peşinen uyarayım. Yavuz Önen'e işkence olayını duyunca kendisini arayan Sabah'tan Can Ataklı, dört emekli general arkadaşıyla silâh fuarı gezmek üzere Londra'ya gittiği için Çevik Bir'e ulaşamadığını yazdı; yazının çıktığı gün arayan Çevik Bir, Ataklı'ya, "Bir yere gitmedim, Bodrum'dayım" demiş... Yani, Çevik Bir, istediği soruya cevap veriyor... "Mahkemeye gideceğim" demesine gerek yok; hazır başlamışken, doğruyu öğrenmemizi sağlamak üzere, diğer soruları da cevaplamalı.
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|