T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
AİHM'nin Refah kararını nasıl okumalı?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Refah Partisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına yaptığı itirazı reddetmesinden daha ilginç olanı gerekçesi. Bir ülkenin iç barış ve demokrasiyi tehdit edebilecek bir ihtimal karşısında böyle bir önleme yani parti kapatmaya başvuracağı, AİHM kararında ifadesini buldu. Yani, Türkiye'de bir kesimin sürekli vurgu yaptığı gibi, Refah Partisi'nin beyanlarıyla bir 'rejim değişikliği'ne yönelebileceği, 'din esaslarına dayalı bir devlet düzeni' kurma yoluna gidebileceği ihtimali, AİHM tarafından da paylaşılmış oldu.

Bu kararın Refah'la bağlantılı çevrelerin tepkisini çekmesi ve davayı açmış olan Vural Savaş gibi 'militan laikçiler'in memnuniyetini mucip olması doğaldır. Nitekim, Vural Savaş fırsatı kaçırmadı ve 'haklılığı'nın altını çizdi. Ancak, Vural Savaş'ı rahatsız eden husus, AİHM'nin HADEP için aynı 'duyarlılığa' sahip olmaması.

Bu, Refah çevreleriyle Vural Savaş'ı birleştiren bir nokta. Onlar da, AİHM kararına tepki gösterirken, bunun 'Avrupa'nın İslam karşıtı' tavrının kanıtı olduğuna ve Kürt sorununa karşı farklı pozisyon alırken, iş 'İslam'a gelince 'çifte standart' uyguladığına işaret ediyorlar.

Çok haklı sayılmazlar. Çünkü, Refah yöneticileri AİHM'ye başvurdukları anda, kararın 'iki alternatifi' olduğunu biliyorlardı. AİHM'-nin kararı 4'e 3 oyla alındı. Tersi de olabilirdi. Beklenen de öyle olmasıydı. Yani, 4'e 3 kararla Anayasa Mahkemesi'nin Refah Partisi'ni kapatması yanlış bulunabilirdi. O zaman ne olacaktı? Refah yöneticileri, AİHM kararını önemli bir 'propaganda kozu' olarak kullanmayacaklar mıydı?

AİHM'ye başvurulurken, kararın Refah Partisi'nin lehinde olacağının garantisi mi vardı? AİHM'ye madem başvuruldu, o anda onun vereceği kararın 'meşru' olacağı peşinen kabul edilmiş demektir. Mahkemeye, 'meşruiyet' verilmiş demektir.

AİHM kararının benimsenmemesi anlaşılabilir bir durum. Ancak, bunun 'İslam'a ilişkin Avrupa çifte standard'ı gibi bir polemiğe konu olması anlamsızdır. AİHM'-nin HADEP ve genel olarak 'Kürt sorunu' konusunda daha fazla 'duyarlı' olması da normal.

Şimdi elinizi vicdanınıza koyarak cevap verin: Refah yöneticileri, başta Necmettin Erbakan tüm siyasi kariyerinin söylemini 'Batı karşıtlığı' üzerine kurmadı mı? Refah'ın dış politika zihniyeti, 'İslam NATO'su, İslam Ortak Pazar'ı ve İslam dinarı' üzerine şekillenmedi mi? 'Hak gelecek batıl zail olacak' sloganı Refah'ın düsturu olmadı mı? 'Batıl'dan kasıt 'Batı'yı içermiyor muydu? Refah'ın dış bağlantılarının başında Batı karşıtı ve kimi zaman şiddet eylemlerine başvurmuş olan Müslüman Kardeşler ve türevi örgütler bulunmuyor muydu? Avrupa'nın Refah karşısındaki 'tereddüt' ve 'kuşkuları', yıllar boyu kendisine karşı 'hasmane' bir söylem geliştiren Refah'ın bizzat kendisi tarafından beslenmedi mi?

Bütün bunların AİHM kararı üzerinde etkisi olması kaçınılmazdır. Ama karar 4'e karşı 3 oyla alındığına göre, konuyu abartmamak gerekiyor. Bu şekilde ve bu şartlar altında çıkmış bir kararı 'İslam'a karşı Avrupa'nın çifte standardı' diye algılamak yanlıştır. Böyle bir algılama, İslam ve Refah sözcüklerini özdeşleştirmek olur ki, bu doğru değildir.

Ayrıca İslam, bugün Avrupa'nın ikinci dini durumundadır. Üstelik, Helsinki 1999 kararıyla, Türkiye'nin 'Müslüman kimliği' AB üyeliği için bir engel olmaktan bizzat Avrupa Birliği tarafından çıkarılmıştır.

Dahası, Refah Partisi AİHM'ye başvurmakla zaten 'hukuki meşruiyet'i Batı'da arama sürecine girmiştir. Örneğin, Fazilet Partisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına karşı AİHM'ye başvurulsa, karar, kesinlikle Refah'a ilişkin karar gibi olmayacaktır. 'Müslüman kimlik'le demokratik sistem ve bu arada 'demokratik ve laik ilkeler'e göre oluşturulmuş 'Batı sistemi' içinde yer alma süreci başlamıştır ve yol almıştır. 'Yenilikçiler'in bu olguyu gözönüne alarak, AİHM kararını gereğinden çok dramatize etmemelerinde yarar vardır.

AİHM'in tavrının söz konusu HADEP olduğu takdirde de farklı olacağı besbelli. Bu, bir 'çifte standart' mıdır?

Hayır. 21.Yüzyıl Avrupa mimarisi bir 'kimlikler mimarisi' olarak şekilleniyor. Her ülke kendi sınırlarını koruyacak ama 'egemenliği'nin bir bölümünü adeta bir 'üst organ' niteliğindeki AB'ye devredecektir. Aynı şekilde, her ülke, kendi içinde başta 'etnik azınlıklar', çeşitli ve özgün 'kültürel kimlikler'in varlığını kabullenecek ve 'kültürel haklar'dan yararlanmalarını ve bunların 'demokratik temsili'ni güvence altına alacaktır.

Bu 'ilke', AB üyesi her ülkenin 'toprak bütünlüğü'nü sağlama alan ve 'bölünme'ye karşı 'panzehir' teşkil eden temel bir 'Avrupalılık ilkesi'dir ve 'Kopenhag siyasi kriterleri'nin belkemiğini teşkil etmektedir. Dolayısıyla, 'Kürt sorunu' açısından HADEP tam bu çerçeve içinde yerleşmektedir ve HADEP'in Refah'tan farklı olarak algılanmasının izahı buradadır.

'İslam alerjisi', Avrupa'nın kültür kodlarında ve genlerinde zaten mevcuttur ve Refah'ın AİHM'ye başvurusunun söz konusu kararla sonuçlanmasında, Refah'ın payı kadar bu olgunun da rolü vardır. Bununla birlikte, bu 'alerji' zaman içinde giderilecek.

Dolayısıyla tekrarlamak gerekirse…

Yenilikçiler, önlerine bakmalıdır. Kararın topu topu 4'e 3'le alındığı unutulmamalıdır. 'Müslüman kimlik'le demokratik değerlerin ve AB üyeliğinin bağdaştırılması sürecine devam edilmelidir…


1 Ağustos 2001
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED