|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dün herkes soluğunu tutmuş olarak Strasbourg'tan gelecek haberi bekliyordu... Bakalım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Refah Partisi'nin kapatılmasına ilişkin kararı ne yönde olacaktı. Eski zamanlarda olsa gazeteleri Orson Welles'in "Yurttaş Kane" adlı klasiğinde olduğu gibi "çift manşet" hazırlamaya kışkırtacak derecede önemli bir karardı bu! Karar arifesinde Türk medyasında esen hava daha çok, artık hayatta olmayan Refah Partisi'nin lehineydi. Hatta bazı gazete ve televizyon kanallarında, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın siyasete girmesinin çok yaklaştığı yolunda yorumlar yapılıyordu. AİHM'nin kararı, bana sorarsanız, herkesi gafil avladı... Kendisini epeydir Türkiye'nin haksız bulunduğu bir karara alıştıran "büyük medya" şimdi ne yapacak? Kendisini epeydir AİHM kararı üzerinden "insan hakları" dersi vermeye hazırlamış diğer medya şimdi ne yapacak? Hadi adını koyarak konuşalım: 8 Mayıs'ta bir taraftan Brüksel muhabirinin ağzından "Şeriatı savunma özgürlüğü olmaz" manşetini atarken, diğer taraftan AİHM'nin RP'nin kapatılmasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinin Türkiye tarafından ihlâl edildiğine hükmettiği haberini de vermeden edemeyen Hürriyet şimdi ne yapacak? AİHM kararının Türk medyasının hemen her kanadı için sıkıntı yarattığı muhakkak... Sanıyorum bugün gazetelerde "Aslan AİHM!", "AİHM laiklikten ödün vermedi!" ya da "AİHM de laikçi çıktı!", "Türkiye için özel karar!" benzeri manşetlerle karşı karşıyasınızdır. Peki haber ajanslarının şimdilik iki satırla geçtiği AİHM'nin bu önemli kararını nasıl yorumlayacağız? Karar birçoğunuz gibi beni de şaşırttı, ama bir sürpriz değildi... AİHM muhakkak ki, insan hakları ihlâllerini titizlikle takip eden ve ulus devletleri bu haklara ilişkin ulaşılmış en ileri sözleşmelere uymaya mecbur eden "başımızın tacı" bir kurum. Yani şimdi, beğenmediğimiz bir karar çıktı diye, mahkemeyi yerin dibine batıracak halimiz yok! Ancak şu soruyu (gayet meşru olarak) rahatlıkla sorabiliriz: Türkiye'deki "laiklik" konusunda mahkeme ne derece bilgi, ne derece hassasiyet, ne derece dirâyet sahibidir? Benim bu soruya (kendi soruma) cevabım şöyledir: AİHM de, tıpkı Avrupa devletleri gibi, Türkiye'deki "laiklik" sorununun pek fazla kurcalanmasını istememektedir. Nitekim, mahkemenin (adı o zamanlar "Komisyon"du) önüne gelen "Üniversitede türban" konusunda verdiği şaşırtıcı karar da bunun bir işaretiydi. Bizde birçok çevreyi ziyadesiyle memnun eden ve hemen her toplantıda kendisine atıfta bulunulan bu karar, çok şaşırtıcı biçimde, Strasbourg Üniversitesi'nde "türbanlı öğrenciler" öğretimlerini güzel güzel sürdürebilirlerken üniversitenin iki kilometre uzağındaki AİHM'den pekâla çıkabilmişti! Hani biraz, "Bizde olur ama sizde mahzurlu!" anlayışının bir ürünü olarak... Avrupa devletleri gibi AİHM'nin de "bazı haklar" konusunda kimsenin gözünün yaşına bakmadığı, ama "bazı haklar" konusunda o cevvâlliği esirgediği bir hakikat. "Azınlıklar" söz konusu olduğunda "ayrımcılık" karşıtı tavırlarını yüksek sesle belirtmekten geri durmuyorlar... "Ayrımcılık"ın diğer biçimlerinde de hassaslar... (Belirtmeye gerek yok herhalde; mahkemenin bu tavrı övgüyü hakeden bir tavır.) Ama sıra "laiklik"e gelince, Türkiye'de bu alandaki uygulamanın (ve tabii "resmi ideoloji"nin) pekâla farkında olsalar bile, fazla sesleri çıkmıyor. Aynen AİHM'nin RP'ye ilişkin kararında olduğu gibi... Ben onların bu tavır ve kararlarını biraz (kimseyi incitmek için söylemiyorum; sadece bir tespit) Radikal (ve belki Cumhuriyet) gazetesinin yayın politikasına benzetiyorum. Ülkede yaşanan her türlü adaletsizliğe yerinde ve yüksek sesle isyan; ama sıra öğretim hakları gasbedilmiş "türbanlılar"a gelince ses yok! Demokrasiyi "hayat tarzı"na fazla bağımlı kılan bir bakış. Avrupa'nın Türkiye'deki "resmi laiklik" anlayışı ve uygulamasına daha eleştirel bir gözle bakması ve bu alandaki "hak ve özgürlükler"in kararlı biçimde yanında olması, inanın daha çok zaman alacak... Ama karamsar da olmamak lâzım. Ve eğer isterseniz, onların bu yolda olumlu adım atmalarını sağlayacak (ve hatta onları buna mecbur edecek) olan "Türkiye'nin en zayıf halkası"nın ne olduğunu da söyleyeyim: Türkiye'yi bugünün Batı'sı karşısında (yani onu o yapan ilkeler, değerler, kurumlar, vs. karşısında) en "çaresiz" durumda bırakacak olan "zayıf halka", ülkedeki "resmi ideoloji"dir. Batı'lıya (eğer sizinle aynı düzlemde bulunmaya karar vermişse) herşeyi anlatabilirsiniz, ama "o"nu asla!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |